|
|

Boyner: 2050'nin Türkiye'si gelişmiş ülke olacak
Türk Sanayicileri
ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner,
"Türkiye, demografik değişimlerin sunduğu fırsatlardan yararlanabilecek
ve 21. yüzyılda her bakımdan gelişmiş bir ülke konumuna ulaşabilecek mi?
Biz, ülkemizin bu fırsattan yararlanmak için gerekli potansiyele sahip
olduğuna, 2050 yılı Türkiye'sinin ekonomide, demokraside ve eğitim,
istihdam, sağlık-sosyal güvenlik gibi sosyal politika alanlarında
gelişmiş bir ülke olabileceğine inanıyoruz" dedi.
Boyner,
TÜSİAD'ın "2050'ye Doğru Nüfusbilim ve Yönetim: Eğitim, İşgücü, Sağlık
ve Sosyal Güvenlik Sistemlerine Yansımalar" ile "2050'ye Doğru
Nüfusbilim ve Yönetim: Eğitim Sistemine Bakış" raporlarının tanıtıldığı
toplantıdaki konuşmasında, Türkiye'nin büyük bir demografik değişim geç
irdiğini söyledi.
Bu değişimin 21. yüzyılda da devam edeceğine dikkati çeken Boyner,
"Bütün göstergeler, demografik geçiş döneminin hemen hemen sona erdiğine
ve yeni bir dönemin başlamak üzere olduğuna işaret ediyor" dedi.
Nüfus ve
nüfusun yaş yapısında zaman içinde meydana gelen değişimlerin her zaman
ilgi çeken konular olduğunu ifade eden Boyner, "Nüfusun ne kadarı genç,
ne kadarı çalışma çağında, ne kadarı yaşlı?", "Doğurganlık hızı ne
kadar?", "Bu göstergeler zaman içinde ne yöne gidiyor?" gibi soruların
ilgiyi çok kolay üzerinde toplayabildiğini söyledi.
Boyner, nüfusla ilgili bu tür göstergelerin, özellikle sosyal ve
ekonomik alanlara yönelik kısa-orta-uzun vadeli politikalar
oluşturulurken yeterince dikkate alındığı ölçüde değerinin arttığına
işaret ederek, şöyle devam etti:
"Oysa nüfusun
yaş yapısındaki değişiklikler, sosyal ve ekonomik sistemleri ve
politikaları çok yakından ilgilendiriyor. Türkiye'nin, her ülkenin
tarihinde bir kez gerçekleşen demografik geçiş sürecini nasıl yaşadığı
ve demografik fırsat penceresinden nasıl yararlanabileceği, kamu ve özel
sektörde alınacak kararlar ve uygulanacak politikalar açısından büyük
önem taşıyor. Bu anlayışla, 11 yıl önce, 'Türkiye'nin Fırsat Penceresi:
Demografik Dönüşüm ve İzdüşümleri' başlıklı bir rapor yayınlamış; 2025
yılına yönelik olarak demografik geçiş, kentleşme ve kent yaşamı,
sanayileşme, istihdam ve işsizlik konularını ele almıştık. Geçtiğimiz
yıl ise, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu işbirliğiyle, '2050'ye Doğru
Nüfusbilim ve Yönetim' adlı projeyi başlattık. Bu proje 5 ayrı rapor
içeriyor. Biri 2050 yılına yönelik nüfus projeksiyonlarını içeren, d
ördü ise bu projeksiyonların eğitim, işgücü, sağlık ve sosyal güvenlik
alanlar ına etkilerini ele alan toplam beş rapor hazırlanması planlandı.
Bugün, 2050 yılı nüfus projeksiyonlarını içeren ana rapor ile birlikte,
konuyu eğitim sistemi açısından tartışan raporumuz tanıtılacaktır.
Demografik değişimin iş gücü piyasası, sağlık ve sosyal güvenlik
sistemlerine etkileri ise, ana raporumuzda çok genel olarak sunulmakla
birlikte, eğitim konusunda olduğu gibi, yakında ayrı raporlar halinde
kamuoyuna sunulacaktır."
Ümit Boyner, Türkiye'de, nüfus artış hızı düşerek gelişmiş ülke
düzeylerine yaklaştığını, bundan sonra nüfusun ancak kendini yeniden
üreten bir hızla artacağını, sabitleşmeye doğru gideceğini belirterek,
en önemli gelişmenin nüfusun yaş yapısında yaşandığına dikkati çekti.
Gençlerin
toplam nüfus içindeki payının düştüğünü , çalışma çağındaki nüfus veya
üretken nüfus olarak adlandırılan grubun arttığını ve artmaya devam
edeceğini ifade eden Boyner, yaşlı nüfusun da sürekli arttığını,
değişmekte olan bu demografik yapının beraberinde bazı fırsatlar
getirdiğini hem de bazı sorunlar yarattığını anlattı.
Çalışma
çağındaki nüfusun yüksek değerlere ulaşmasının ülkelerin tarihlerinde
bir kez oluşan bir durum olduğunu ve bunun, üretimi artırabilmek için
çok önemli bir fırsat olduğunu belirten Boyner, çalışma çağındaki
nüfusun toplam nüfus içerisindeki payının 2020 yılında yüzde 68 ile en
yüksek değerini alacağını, 2020'den sonra oransal olarak azalmaya
başlasa da sayıca 2041 yılına kadar artmaya devam ederek, 65 milyona
ulaşmasının beklendiğini, bu tarihten sonra ise azalmaya başlayacağını
ve böylece "Demografik Fırsat Penceresi"nin ortadan kalkacağını
kaydetti.
Sabit bir nüfus yapısının yanı sıra işgücü nün ve hane halkı sayısının
artmaya devam edeceği bu dönemde, kişi başına geliri hızla artırabilmek
ve aynı sayıda yurttaşa daha nitelikli hizmet verebilmenin mümkün
olacağını ifade eden Boyner, şunları kaydetti:
"Ülkelerin
tarihlerinde sadece bir kez karşılaşılabilen Demografik Fırsat
Penceresi'nden yararlanma yolunda, istihdam yaratma çok temel bir
mücadele alanı. Makroekonomik istikrarın sağlandığı kuvvetli bir
ekonomik büyüme, üretkenlik artışı ve yatırımlar, bunun yanında
nitelikli eğitimle işgüc ü piyasasında vasıf uyumu sağlanması ve işgücü
piyasasında istihdam dostu düzenlemeler gerekiyor. Bu konuda izlenecek
tüm politikalarda, şu an çok düşük düzeyde seyreden kadın istihdamının
geliştirilmesine özel bir önem verilmesi gerektiğini de vurgulamalıyım.
Yaşlı nüfusun hem oran hem de mutlak olarak artacak olması ise toplumsal
sorumluluklarımızı artıracak. Yaşlılara yönelik sağlık ve sosyal
güvenlik hizmetleri konusunda planlamalar gerekecek. Artan finansman
açıkları bulunan sosyal güvenlik sistemimizle ilgili olarak, daha önce
yürürlüğe giren emeklilik sistemi ile ilgili tedbirlerin, yaşlanan
nüfusun gelecekteki gereksinimleri ile ne derecede uyumlu olduğunu
değerlendirmek gerekecek."
Türkiye'nin,
okullaşma oranları ve ilköğretimde cinsiyet eşitliği gibi eğitim
göstergelerinde ilerlemeler kaydetmesine karşın halen birçok alanda arzu
edilen seviyede olmadığını belirten Boyner, 15 yaş üzeri nüfusun yüzde
10'unun okur-yazar olmaması ve bunun beşte dördünün kadın olmasının
yakıc ı bir sorun olduğuna işaret etti.
Boyner, 15-64
yaş nüfusun ortalama eğitim süresi için 2010 yıl ı tahminin sadece 6.9
yıl olduğunu, öğrenci başına eğitim harcamaları ve GSMH'dan eğitime
ayrılan payların, gelişmiş ülke seviyesinin gerilerinde kaldığını, örgün
eğitimden erken ayrılma ve eğitimin kalitesi konularındaki sorunların
devam ettiğini anlattı.
Boyner, "Ancak demografik gelişmeler konusundaki öngörüler, eğitimde
bugüne kadar yapılabilenleri geliştirmek, hatta atılım yapmak için bize
çok değerli bir fırsat sunuyor" dedi.
2010-2050
döneminde okul çağı nüfusunun azalmasının eğitim sistemi üzerindeki
demografik baskıyı hafifleteceğini, en hızlı nüfus azalmasını n 3-5 yaş
grubunda beklendiğini belirten Boyner, ortaöğretim çağ nüfusunun da
2010-2015 döneminde azalacağını, yükseköğretimde hızla büyüyen
Türkiye'nin, önümüzdeki 5 yıla, azalan bir çağ nüfusu avantajıyla
gireceğini kaydetti.
Tüm bu
eğilimlerin, okul öncesi eğitimle ilgili avantajlı bir döneme
girildiğini, ortaöğretimi yaygınlaştırma ve geliştirme atılımına nüfus
avantajıyla başlanabileceğini ve yükseköğretimde yaygınlaşma ve kaliteyi
geliştirme açısından önemli bir fırsata sahip olunduğunu gösterdiğini
ifade eden Boyner, "Bu avantajlı dönem, eğitime daha çok yatırım
yaparak, tüm eğitim kademelerinde; kaliteli eğitime erişimin
yaygınlaşması, eğitim sisteminin modernizasyonu, eğitimin niteliğini
geliştirme ve cinsiyet eşitliğinin sağlanması yönünde kullanılabilir.
Aksi takdirde, bugün atılmayan adımların uzun dönemde topluma daha
yüksek maliyet olarak geri döneceğini, bir uyarı sinyali olarak kabul
etmemiz gerekir" dedi.
Ümit Boyner, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Nüfusbilimin
bizlere gösterdiği yönü iyi okumalıyız. Bu noktada, 1999 yılına
demografi konusunda ilk raporumuzu yayınladığımızda dikkat çektiğimiz
soruyu tekrarlamakta fayda görüyorum: Türkiye, demografik değişimlerin
sunduğu fırsatlardan yararlanabilecek ve 21. yüzyılda her bakımdan
gelişmiş bir ülke konumuna ulaşabilecek mi? Biz, ülkemizin bu fırsattan
yararlanmak için gerekli potansiyele sahip olduğuna, 2050 yılı
Türkiye'sinin ekonomide, demokraside ve eğitim, istihdam, sağlık-sosyal
güvenlik gibi sosyal politika alanlarında gelişmiş bir ülke
olabileceğine inanıyoruz. Ancak bunu başarmak için gerekli kısa, orta ve
uzun vadeli politikaların; hükümetler, siyasi partiler, üniversiteler ve
sivil toplum kuruluşlarının gündeminin en üst noktasında olması
gerektiğine dikkat çekiyoruz. Bu raporlar dizisiyle Türkiye'nin nüfus
veri ve öngörülerilerini aydınlatarak önümüzdeki dönemde Türkiye'nin
eğitim, sağlık, işgücü ve sosyal güvenlik politikalarını
düzenleyeceklere iyi bir referans ve veri tabanı hazırlamayı amaçladık.
Bu çerçevede, TÜSİAD ve Birle şmiş Milletler Nüfus Fonu işbirliğiyle
başlatılan araştırma projesinin, karar alıcı mercilere destek olmasını
ümit ediyoruz."
|