|

Almanya İslam Konseyi Başkanı İle Söyleşi
Değerli
okuyucular, Almanya’daki müslüman azınlığın önde gelen kuruluşlarından
birisi olan Almanya İslam Konseyi (İslamrat) Başkanı Ali Kızılkaya’ya
son gelişmeleri sorduk. Almanya Müslümanları Koordinasyon Konseyi
(KRM)’yi oluşturan dört çatı kuruluştan birisi olan Almanya İslam
Konseyi, Federal Almanya İçişleri Bakanlığı’nın düzenlediği II. İslam
Konferansı’na davet edilmedi. Sayın Ali Kızılkaya’ya, bir önceki İslam
Konferansı’nda müslüman azınlık olarak ne elde edildi diye sorduğumuzda;
“Bir önceki İslam Konferansı’nda bir şey kazanıldığını söylemek zor,
ancak bazı yanlışlara engel olduk.” demesi, aslında (bize göre)
hiçbirşey elde edilemediğinin itirafıydı. Şimdi aşağıdaki sorularımıza
aldığımız cevaplarla sizleri başbaşa bırakıyoruz.
Sayın Kızılkaya, önce okuyucularımıza kuruluşunuz hakkında kısa bilgi
verir misiniz?
Ali Kızılkaya:
Almanya İslam Konseyi (İslamrat), Almanya’daki İslami kuruluşları
bir çatı altında toplayarak bir birlik oluşturmak niyeti ile 1985
kurulmuştur. Ortak hareketle Müslümanların haklarını korumak ve
kamuoyuna karşı temsil etmek gayesi ile oluşmuştur. Çatısı altında 30
kuruluşla hizmet vermektedir
Bir önceki hükümet dönemindeki İçişleri Bakanı Wolfgang Schaeuble’nin
başkanlığında hayata geçirilen “İslam Konferansı”na siz de kuruluş
olarak katıldınız. Katedilen mesafe, elde edilen netice var mı?
Ali Kızılkaya:
2006 yılında Alman hükümeti geç kalinmiş bir diyaloğu baslatmıştır.
O güne kadar devlet, Müslümanları ve onların temsilcilerini direkt
olarak muhatap alıp bir diyaloğa girmemişti. Bu açıdan bir dönüm
noktasıydı İslam Konferansı.
Dönemin İçişleri Bakanı Sayın Schäuble’nin, “Müslümanlar Almanya’nın bir
parçasıdır” demesi, yabancılara yönelik Almanya siyasetinin en önemli
ifadesi idi. Bu bir başlangıç olduğu için önemli idi ancak ne
getireceğini zaman gösterecekti.
Olayın kendisi önemli idi. Müslümanların kabulü açısından bir ilk adım
atılmıştı. Ancak sürecin ve konferansın kendisi maalesef bu
ümitlendirici beyanların içini doldurmaya müsait değildi. Başta
konuşulacak konuların tamamı bakanlık tarafindan tek taraflı tespit
edildiği gibi, katılımcılar da tek taraflı olarak bakanlık tarafindan
tespit edilmişti. “İslam Eleştirmenleri”nden, “İslam Karşıtları”na kadar
özel şahıslar davet edilmişti. Buna sürekli itaraz ettik ancak bakanlık
bu itirazlarımızı maalesef dikkate almadı. Konferansın katılım listesi
ve konular Müslümanların ihtiyacını gözeten bir yapıda değildi ve
güvenlik endişesi ağır basıyordu. Bu da Müslümanlara yaklaşım açısından
son derece düşündürücü ve önyarılı bir yaklaşımdı.
Müslüman azınlığa bu süre zarfında temsilcilerimiz ne kazandırdı,
hangi haklarını alabildi?
Ali Kızılkaya:
Ancak bu ilk defa yapılıyordu ve devletin Müslümanarla diyalog
talebi, bir şans olarak değerlendirilmesi gereken bir hamle idi. Bir şey
kazanıldığını söylemek zor. Ancak kanaatimce bazı yanlışlara engel
olduk.
Almanya federal bir devlet olduğundan, verilmesi muhtemel birçok haklar
eyaleter yetkisinde olduğu için bu konferans saadece tavsiye kararları
alabilirdi.
Sözkonusu konferansın sonuç bildirgesinin bazı maddelerine itirazınız
olmuştu. Onlar hangileriydi ve niçin itiraz şerhinizi koydunuz?
Ali Kızılkaya:
Almanya’daki “entegrasyon sorunları” adeta dindarlıktan,
müslümanlıktan kaynaklanıyormuş gibi yaklaşımlar vardı. Biz bunlara
itiraz ettik. Ayrıca Tarif edilmemiş kavramlarla Müslümanların “Alman
Değerlerine” tabii olması gibi beklentiler formüle edildi. Oysa bunun
tarifi yok. Onun için bu çok yanlış ve haksız bir taleb idi. Kaldı ki
ortak kural yalnız anayasa olabilir ve biz bunu herzaman söyledik.
Öyledir de...
Bu hükümetin de “İslam Konferansı”nı başlatmak üzere olduğunu
basından öğrendik. Fakat daha başlamadan, özellikle sizin kuruluşunuz
etrafında koparılan bir fırtına var: Siz, Almanya İslam Konseyi
(İslamrat) olarak müslüman azınlık temsilcileri ve hükümet arasında
başlayacak toplantılara neden davetli değilsiniz?
Ali Kızılkaya:
Önceki İslam Konferansı’nda haksız talepler karşısındaki kararlı
tavrımız organizatörleri rahatsız ettiğini düşünüyorum. Bundan dolayı
bize “dondurulmuş” üyelik teklif ettiler. Kendimizin içinde olamadığı
kararlara ortak olamayacağımız için biz de, “dondurulmuş” üyeliği kabul
etmedik ve çekildik.
En son KRM’nin istişare toplantısından çıkan kısa açıklamayı nasıl
okumak lazım; aranızda bir dayanışma olmayacak gibi?
Ali Kızılkaya:
Konferansın yapısı ve Müslümanların beklenti ve itiyaçlarını
gözetmeyen yapısından dolayı KRM, 19.03.2010 tarihli açıklamasında
konuyu nihai bir değerlendirmeye tabii tutacağını ve bilahare karar
vereceğini ifade etti. Konularda kendinizden emin ve kararlı olursanız,
muhatabınız sizin hesaba katılması gereken taraf olduğunuza inanır. Ümit
ediyorum ki, nihai karar tüm Müslümanalrın yararına olur.
Bütün bu gelişmelerin ışığında, Almanya’daki müslüman azınlığın genel
durumu sizce hangi düzeydedir? Hangi önemli meseleler çözüm beklemekte
ve siz geleceği nasıl görüyorsunuz?
Ali Kızılkaya:
Müslümanların en önemli meselesi birlik ve beraberliktir. Bugüne
kadar birçok anayasal haklarımızdan istifade edemiyoruz. Örneğin diğer
dini cemaatler ile eşit statüyü bir türlü vermek istemiyorlar. Mesela
bugün Almanya´da 800 000 (sekizyüz bin) Müslüman ögrenci İslam din dersi
alma hakkına sahip olmakla birlikte bu haktan mahrum. Siyaset sürekli
ayak sürterek engeller çıkartmaktadır. Buna benzer bir çok konu var.
Eğitim sorunu çok önemli... Eğitim düzeyimiz entelektüel kalitemizi
belirleyecektir. Müslümanlar olarak birçok alanda dışlanmalara maruz
bırakılıyoruz. Almanya’da bazı eyaletlerde anayasanın eşitlik ilkesi
gözardı edilerek öğretmenlere başörtü yasağı uygulanırken, diğer dinlere
istisnalar tanınmaktadır.
Sorunları sıralamak yerine sağlam bir birlik ve beraberliğe ihtiyacımız
var. Birlikte hareket eden güçlü bir toplum olduğumuz zaman,
sorunlarımızı çözme kabiliyetimiz de artacak ve devlet de bizi toplumun
bir parçası görerek daha ciddiye alacağına inanıyorum.
Ali Bey, söyleşimize zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.
Mahmut Aşkar
|