|
Şair-Yazar
Orhan Aras’la Söyleşi
“Türkiye´den
gelenler yüreklerinde iki sevda olan aşık
gibidirler. Ve onlar ister istemez hem burayı, hem de Türkiye´yi
yazıyorlar”
Mahmut
Aşkar:
Sayın Orhan Aras,
Kendinizi okuyucularımıza
kısaca tanıtır mısınız?
Orhan Aras:
Her tanıtım bir yanılgıdır aslında.
Bence neye, nereye ve nasıl baktığımız
önemlidir.Eğer,tanıtabilmek denirse söyle tanıtırdım
kendimi:
Uçsuz bucaksız gibi görünen, her köşesinde ayrı
bir tad, ayrı bir renk, ayrı bir güzellik olan
Anadolu´muzun en uç köşelerinden birinde dünyaya
gelmişim. Doğduğumda,
kışın en azgın dönemiymiş. Annemin
zihninde, sadece sancılar ve dışarıda
dinmeğen kar fırtınası kalmış.
Hangi yılın, hangi ayında veya gününde doğduğum
o fırtınaların rüzgarında savrulup
gitmiş.
İlk çocuk, ilk heyecan, ilk korku...
Yoksulluk ise ayrı bir dert...
Tavanından kamışlar sarkan tek odalı
kerpiçten bir evin darlığında yaşama çabası...
Çevresi yüce dağlarla çevrili, verimli bir ovanın
binbir çeşit renkleri annemin tarifsiz şefkatiyle
ruhuma işlenmiş...
Sonra ağıtlar...Hiç dinmeyen gözyaşları,
acizlik, çaresizlik ve isyan...
Peşpeşe doğup ölen çocuklar...
Ben, ninnilerden çok ağıtların yürek yakan
haykırışları içinde büyümüşüm.
Bütün bunlar çocuk ruhumu öyle dağlamış
ki, kendimi bilir bilmez evden kaçar olmuşum. Daha
8-10 yaşlarındayken bile bütün günümü bağ-bahçede
ağaçlar altında gecirirdim. İlkokul rüya
gibi...Belki de beş yaşındaydım yazıldığımda.
Çünkü köyümüzde yeni açılan okula öğrenci
lazımdı ve hepimizi yazıyorlardı.
Öğrenme tutkum sınırsızdı. Belki
de bu yüzden ilkokulun beş yılı, beş
yıldızlı bir başarıydı
benim için. Ortaokul ise yalnızlık ve şehrin
curcunasıyla doluydu.
Tesadüfen girdiğim Öğretmen Okulu´nun
bitiminden bir kaç yıl sonra Almanya´ya geldim. Bir içsel
devrimle sarsılmış gibi oldum. Farklı
bir alemde çok farklı şartlar... Kimi zaman
gerisin geriye kaçmak, kimi zaman da diş dişe göz
göze mücadele etmek istedim. Okumak ilacım oldu.Yıllar
geçti hala burdayım ve savaş devam ediyor.
Mahmut Aşkar:
Yazmaya ne zaman ve nasıl başladınız?
Yayımlanmış hangi eserleriniz var?
Orhan Aras:
Dünyayı, insanları, çevreyi, kendimi tanıdığımdan
beri birşeyler karalar dururum. İlk yazı
denemelerim şiirlerdi. Fakirliğin, acıların
anaforunda savrulan bir çocuğun yazacağı
şiirler de tabii ki keder doluydu. O baskın
duygularla dolu basit şiirleri hala saklarım.
İlk çıkan kitabım „Karabağ`ın Gözyaşları“
da bir şiir kitabıydı. Sonra hikaye ve romana
yöneldim. Ama şiiri birakmış değilim.
2002 yılında da „Aşklar Daha Ölmedi“
ismiyle, boyut yayınlarında bir şiir kitabım
yayınlandı. Ama roman, hikaye ve biyografik
konularda daha üretken olduğumu düşünüyorum.
“Azerbaycan Davamız, Ayrılığın
Rengi Hüzün“ isimleriyle iki kitabım daha yayınlanmıştır.
Mahmut Aşkar:
Gerek şiirleriniz, gerekse hikayelerinizde hüzün ve
ayrılık önplana çıkıyor, neden?
Orhan Aras:
Anadolu tarih boyu, baştan başa,
göçlerin, ayrılıkların, savaşların
arenası olmuştur! Böyle bir coğrafyada dünyaya gelmiş
bir insanın duygulu olmaması, aşka, ayrılığa,
acıya ağlamaması mümkün mü?
Hiç bir halkın türküleri bizimkiler kadar yakıcı
degildir. Hiç bir ağıt bizim ağıtlar
kadar bir bıçak gibi yüreği doğramaz.
Analarımız hep ya bir oğul, ya bir gardaş
ya da bir koca ayrılığıyla kavrulmuşlardır.
Türkistan´dan kopup gelen atalarımız dur durak
bilmeden koşturup durmuşlar! Ocaklarında ise,
gözleri yaşlı, yürekli analarımız...Bu
yüzden iddia ediyorum ki, en duygulu, en sadık, en içten,
en samimi insanlar bizim insanlarımızdır.
Elim her kaleme uzandığında,uzaktaki binbir
masalla dolu ülkemi, başına beyaz bir örtü sarmış
ve yüreğini sevgiyle tutuşturmuş anamı,
diyardan diyara uçup giden dostlarımı düşünürüm.
Bu nedenle satırlarıma hep hüznün ve ayrılığın
gölgesi düşer!
Mahmut Aşkar:
Uzun yıllardır Almanya`da yaşayan biri olarak,
40 yılı aşkın gurbetci mazisine karşılık,
"Göç Kültürü"müz oluştu mu, veya,
"Batı Avrupa Türkleri Kültür Hayatı"ndan
bahsedilebilir misiniz?
Orhan Aras:
Göç kültürü, yani iki kültür arasındaki
sentez bence ağır ağır oluşmaya başladı.Yeni
kuşak hem Türk kültüründen hem de Alman kültüründen
izler taşımaktadır. Gelecekle ilgili hiç de
karamsar değilim! Alt yapısı olmayan bir oluşum
olmasına rağmen, burdaki yerimiz gün geçtikce
daha da belirgenleşecektir. Bütün olumsuzluklara, önyargılara,
dışlamalara rağmen Türk gençleri uyum ve
kaynaşmaya daha yakın durmaktadırlar. Bence eğitim,
çoğu zorluğun üstesinden gelecektir. Ailelere düşen
görev, çocukları için sağlam bir alt yapı
oluşturmaktır. Bu da kültürü, zorlayıcı
metodlarla değil, sevdirici ve özümseyici metodlarla
çocuklarına aktarmanın yolunu bulmaktır.
Burada yaşayan Türkler için bir kültür hayatından
söz edebiliriz. Bu belirgindir. Farklar, dikkatli bir bakışla
görülebilmektedir. Toplumun her kesiminde yükselen
insanlarımız dikkati çekmektedir. Oluşum, değişim,
gelişim birden bire olmuyor. Ağır ağır
ama kalıcı bir yükseliş içindeyiz. Toplum
kendi değerlerini, kendi zenginliğini oluşturmaktadır.
Azınlık olarak daha yeni ve daha genciz. Bir
toplumun hayatında 40 yıl pek uzun bir süre sayılmaz.
Aksamalar, kırılmalar olacaktır. Ama asimile
olma, yok olup gitme asla olmayacaktır.
Mahmut Aşkar:
Burada yetişen nesillerimizin kimliklerini
koruyabilmeleri için kültürel değerlerini almaları,
onları yaşamaları gerekir, iddiası hakim.
Bir gurbetçi yazarı olarak bu konudaki kanaatiniz
nedir?
Orhan Aras:
Azerbaycan´ın en ünlü şairlarinden Bahtiyar
Vahapzade, bir şiirinde şöyle demiş:
„Kökü var ağacın da,taşın da
Adamsa kökünü gezdirer başında!“
Kök denilen şey, özdür, dildir, kimliktir. Kişinin
yabancılaşması, psikolojik, toplumun yabancılaşması
da sosyolojik bir rahatsızlıktır. İnsan,
kendisi oldukca şahsiyet kazanır. Bence, bu konuda
daha çok yol katetmemiz gerekmektedir. Gençler bozuk Türkçelerine
rağmen Türkiye´ye, yani kendi köklerine sevgi ve bağlılık
duygularıyla doludurlar. Bunu her yerde gözlemlemek mümkündür.
Bir futbol maçı vesilesiyle bile ortalık kırmızı
beyaza bürünmektedir.“Kimlik“ konusundaki dağınıklık
sadece bizim gençlerimize mahsus bir konu değildir.
İletişim araçlarının „terörü“
sonucu bütün dünya gençliğinin kafası karışıktır.
Şüphesiz bu konuda da ailelere ve sivil toplum kuruluşlarına
büyük görevler düşmektedir.
Mahmut Aşkar:
Sizce, buradaki yazar-çizer kesiminin işlemesi gereken
konuların öncelik sırası nasıl olmalıdır?
Yani, yüreğinde taşıdığı
vatan ve onunla ilgili konular mı, yoksa yaşadığı
ülkedeki olaylar ve insanlar mı?
Orhan Aras:
Tabii ki, yazarı
bir konuyla veya konularla sınırlamak doğru
değil.Yazar kendini ifade edebilme yolunu kendi kafasında
oluşturur. Ama bu demek değildir ki, yazar kendi
yaşadığı çevreden ve toplumdan
soyutlanmalı, kendi sayıklamalarını
yazmalıdır! Özellikle Türkiye´de doğmuş,
sonradan Avrupa´ya gelmiş yazarların
psikolojileri, burda doğup da üreten yazarlarınkinden
daha farklıdır.Türkiye´den gelenler yüreklerinde
iki sevda olan aşık gibidirler. Ve onlar ister
istemez hem burayı, hem de Türkiye´yi yazıyorlar.
Belki de bu, burda yaşayan Türklerin psikolojilerini
anlatma açısından daha yararlıdır.
Mahmut Aşkar:
Bildiğiniz gibi, burada yetişen gençliğimizin
okumaya pek meyli olmadığı gibi, anadil Türkçe`leri
de çok zayıf. Durum böyle olunca, ya Türkçe yazılarak,
onların anadillerinin gelişmesine katkıda
bulunma yolu tercih edilecek, ya da, Almanca eserlerle bu
nesille irtibat sağlanmaya çalışılacak.
Bunlardan hangisini tercih edersiniz?
Orhan Aras:
Çocuklarımızın, gençlerimizin, iyi
Türkçe bilmemelerinin suçu sadece aileler değildir.Türkiye
Cumhuriyeti yetkilileri de ne yazik ki bu konuda üzerlerine
düşen görevleri layıkıyla yerine getirmemişlerdir.
Sadece okula öğretmen göndermek yetmemektedir. Çok yönlü
organizasyonlarla geziler, kamplar, yarışmalar düzenlenebilir,
dil ve kültür konusu çekici hale getirilebilirdi.
Devletimiz bunu yapmamanın yanında, yapan
derneklere de hep kuşkuyla yaklaştı. Bence
Almanca yazılarak da çocuklarımıza kendileri,
aileleri, geldikleri ülkeler anlatılabilir. Okumak bir
kalite meselesidir. İnsan okudukca yetkinleşir.

Mahmut Aşkar:
İleriye yönelik projeleriniz, çalışmalarınız
var mı?
Orhan Aras:
Proje çok! Şu sıralar iki kitap üzerinde çalışıyorum.
İkisi de önce Almanca çıkacak. Biri roman, öbürü
ise biyografik bir eser...

M. Aşkar:
Sayın Aras, size aile ve yazarlık hayatınızda
başarılar diler, söyleşimize zaman ayırdığınız
için teşekkür ederim.
|