|
Şair-Yazar ve
Ressam Üzeyir Lokman Çaycı ile Söyleşi
“Değerlerim,
kültürüm ve geçmişimle beslenen tecrübelerimi de,
sapıtmadan ileriye taşımaya çalışıyorum.
Kendilerini aydın ilan edenler kendi ülkelerini
değil emperyalist ülkelerin savunuculuğunu
yapıyorlar.
Evet Türk aile yapısı birbirlerine
bağlı olarak gerek Avrupa’da gerekse Türkiye’de
parçalanıyor...
Türk insanının batılılarca fark edilen
önemli özelliklerinin biri de kişilik sahibi
olmasıdır.
Bana göre Türkiye asla Avrupa topluluğuna
giremeyecektir. Şu an çeşitli
değerlerinin batılılarca
budandığı bir devri yaşamaktadır Türkiye.”
M.
Aşkar:
Söyleşi yaptığımız
herkese yönelttiğimiz ilk ve değişmez
sorumuzu size da sormak istiyoruz: Üzeyir Bey, kendinizi
okuyucularımıza birkaç cümleyle tanıtır
mısınız?
Üzeyir
L. Çaycı:
"Onurlu yaşa!
Senin sana vereceklerin var..."
Bor’da 1949 yılında doğumumdan iki saat sonra çöken bir evle başlamış
hayatım. Güller ve zambaklar arasında geçti çocukluğum...
O zamanlarda ayçiçeklerinin saplarıyla yaptığım
çadırlarla, söğüt ağaçlarının
saplarıyla yaptığım arabalarla kendi dünyamın
dışına çıkmaya çalıştım.
Evimizde beslediğimiz
yavrusunu kaybeden bir dişi mandanın feryatlarını
işittim, gözyaşlarını gördüm. İnsanların
birbirlerini sevdiği, yardımlaşmaların
ve dostlukların derinliklerinin varolduğu bir dönemde
içtenliği hissederek ve yaşayarak büyüdüm.
M.
Aşkar:
Şairlik, hikâye
yazarlığı, ressamlık ve mimarlık,
bunların hepsini bir arada götürmek, ayrı bir
meziyet ister. Siz mimar mı, şair-yazar mı,
yoksa ressam mısınız?
Bunlardan hangisi sizin için daha önceliklidir?
Üzeyir
L. Çaycı:
“Bugün yabancı
sözcüklerin cirit attığı bir ülkede Türkçe’yi
dahi korumayı akıllarından geçirmeyenler, eğitim
sistemini yabancı dillerle ağ gibi kuşatarak
kendi ülkesine yabancı nesillerin yetişmesine öncülük
yapmaktadırlar. Maalesef
kendi dillerinin dışında bu şekilde
eğitim veren başka bir ülkeyi yeryüzünde görmek
de mümkün değildir.”
Ben her şeyden önce
bir insanım. Bize kimlik kazandırmayan ve dışlayan,
yanlış politikaların yönlendirdiği bir
sistem içerisinde haksızlığın duvarlarını
ve engellerini aşmak gibi farklı bir durumda olma
duyarlılığına sahibim... Yani yüksek
okul bitirmem önemli değil benim için... İnsanî
değerleri yaşama olgunluğuna erişerek,
kendime, çevreme saygılı ve faydalı olmamdı
ilk hedefim. Ben hayatımın kurgusunu oluştururken
kullandığım harçlara içki katmadım ve
sigarayı da tütsü olarak kullanmadım. Oluşturduğum
duygu yapısında bu sebeple
bir dengesizlik ve sallantı söz konusu değildi.
İç içe geçmiş, duygu kararlılığı,
inanç ve sevgi üçgeniyle oluşturduğum bir sanatın
işçisiyim. Değerlerim, kültürüm ve geçmişimle
beslenen tecrübelerimi de, sapıtmadan ileriye taşımaya
çalışıyorum.
Bu sebeple
meslek olarak iç mimarlığımın özünde
ilkokuldan itibaren çevremle
birlikte bana yön veren bütün öğretmenlerimin
etkileri, annemin ve babamın bana verdikleri bilgiler
bulunduğunu unutmadan, faydalı bir şeyler
yapmaya çalışıyorum. Yani içinde yaşadığım
hayatta öncelikli olarak herhangi bir şeyi seçme hakkına
sahip olmadığımı biliyorum. Çevremizdeki
vahşi yapılanmalar, düşlerimdeki
ışıklar, hislerimdeki pırıltılar
bana yön veriyor... Sevgi bulutlarına takılarak
yol almaya çalışıyorum.
M.
Aşkar:
Yazarken veya çizerken
ağırlıklı olarak işlediğiniz
belli-başlı konular var mı?
Üzeyir
L. Çaycı:
Yozlaşmalarla, bunalımlarla grileşen
bir dünyada bıçaklarla elma soyulmuyor...
Huzurevlerine annelerini ve babalarını bırakarak
gününü gün etmeye çalışan evlâtların
arasında yaşıyoruz... Değerler farklılaştı...
Bizi idare edenlerin ne yaptıklarına bakılmıyor...
Eğitimsizlik, inançsızlık kapitalizmin kapılarını
sonuna kadar açtı. Asık suratlı insanların
tacizleri altında yaşıyoruz... İnsan
haklarına saygının budandığı,
adaletin yok edildiği bir dünyada şiddet ve zulüm
yayıldıkça yayılıyor.
Cinnet geçiren öğretmenler
ve canileşen öğrencilere ait haberlerle sarsılıyoruz.
Kendilerini aydın ilan edenler kendi ülkelerini değil emperyalist ülkelerin savunuculuğunu
yapıyorlar.
Bir tarafta eğitimsiz ve kültürsüz bırakılan
halklar, diğer
tarafta çeşitli metotlarla işgal edilen ülkeler
görüyorsunuz. Yani benim ilgi alanım bunlar.
Bunları
gören yazar farklı bir şeyler yazmıyorsa
kalemi kırılsın... Resmiyle ressam haykırmıyorsa
fırçası parçalansın... Devir susma devri değil
haksızlığa
zulme başkaldırma devridir.
M.
Aşkar:
Galiba uzun zamandan
beri Avrupa’da (şu anda Fransa’da) yaşıyorsunuz.
Batı Avrupa’daki insanımızın bu ülkelerdeki
geleceğini nasıl görüyorsunuz? Bu istikamette
gerek Türk toplumu olarak ve gerekse buralardaki aydınımızın
üzerine düşen vazifeler sizce neler olabilir?
Üzeyir
L. Çaycı:
Türkiye’de Avrupa ülkelerinin
bir çoğunun
bir yığın
okulları var... Fransa’ya gelin bir tek Türk okulu göremezsiniz.
Almanya’da itici bir çok faaliyet var... İnsanlarımız
oralarda bir şeyler yapabiliyorlar. Ayrıca medyanın
ilgisi, devletin yaklaşımları oldukça farklı.
Fransa’da ya da Belçika’da siz sanatçı da olsanız
Büyükelçiniz, Başkonsolosunuz sizi tenezzül edip de
arama ihtiyacı hissetmiyor. “Kardeşim sen ne yapıyorsun
orada? Nasılsın ? demeyen idarecilerimizin bu
duyarsızlığına alıştık...
Hele hele bir de bizim aydınlarımız var ki
sormayın.... Onlar da öyle yükseklerden bakıyorlar
ki insanlarımıza... Türkiye’de sadece bunların
sesini duyuyorsunuz. Yani burada biz yokuz sadece onlar var... TRT-INT’in yayın politikasından
da son iki yıldır Avrupa insanı çıkarıldı...
Avrupa’da
yabancı asıllı işçisine “Ben sizi
ezeceğim...” diyen bir şefe delillere ve şahitlere
rağmen savcılıkça takipsizlik kararı
verilmesi normal karşılanıyor... Kendi ülkenizin
idarecileri de farklı değil ilgisizlikler
bakımından...
Yani çevrenizi ilgisizlikler kuşatmış
durumda. Eleştiri yapmanız, kendinizi savunmanız,
karikatür yapmanız hoş karşılanmıyor...
İşte
böyle bir ortamda bir çoğunun anne ve babasını
kaybettiği yüzlerce erkeğin 4 – 5 çocuğunu yıllarca
beraber yaşadığı
eşleriyle
baş başa bırakıp
çekilip gittiklerini ve başka
kadınlarla
yaşamaya
koyulduklarını görüyorsunuz. Bu arada çar çur
edilen mülkler, ortaya çıkan gerginlikler en çok
kimi etkiliyor dersiniz? Elbette çocukları... Evet Türk
aile yapısı birbirlerine bağlı olarak
gerek Avrupa’da gerekse Türkiye’de parçalanıyor...
Yani karşınıza sorumluluklarından
habersiz bir çok
suçlanacak insan çıkıyor. Adamlar en üst devlet
kademelerinde de olsalar kişisel menfaatlerin ve hırsların
içerisinden çıkamıyorlar. Özgürlük ve
demokrasi anlayışı farklılaştı.
Ayırımcılıklar ve bölücülükler
adaletsizliklerle besleniyor.
Kendisini
inceleyen “ben neredeyim, nereye gidiyorum, sorumluluklarım
nedir” diye düşünen insanlar günümüzde oldukça
azaldı... İnsanlık ve çevre sürekli olarak kirletiliyor. İsraf, gösteriş
insanları bunalımlı bir hayata sürüklüyor.
İnsanlarımız
aslını ve bulunduğu anı inkar etmeden ve
politik oyunlara düşmeden varlıklarını
sürdürme mücadelesi vermelidirler.
M.
Aşkar:
Fransa’daki Türklerin
durumu; topluma uyum sağlama, kültürel kimliğini
koruma ve çocuklarımızın eğitim düzeyi
gibi meselelerde diğer ülkelerdeki vatandaşlarımızınkiyle
benzerlik mi arz ediyor, yoksa daha farklı mıdır?
Üzeyir
L. Çaycı:
Ben bir iş
mahkemesi duruşmasında:
“Tek yönlü entegrasyondan (uyumdan) bahsediliyordu...
Karşımızdakiler
bize uyum sağlamadan
biz karşımızdakilere
nasıl
uyum sağlayacağız?” dedim. Bu sözüm
ilgiyle karşılandı.
Biz
değişime uğramak için gelmedik. Farklı
kültürlerimizle Avrupa’yı zenginleştiriyoruz.
Her ne kadar geliş sebebimiz ve çalışma
şartlarımız devletimizin de ilgisizliğiyle
bizleri aşağılayıcı da olsa her
şeyden önce insanız. Bulunduğumuz şartları
aşabilmek
için buralara gelmeden önce insanlarımız çeşitli
mesleki eğitimlerden geçirilemez miydi. İşgücü
anlaşmalarıyla vasıflı işçi olarak
insanlarımız gönderilemez miydi?
Bir
insanımız Fransa’da iş yerinde büyük bir asit kazanını temizlerken diğer
bir işçi onun orada olduğunu fark etmiyor ve kazanın kapağını üzerine kapıyor...
Bu işçimizin kazandan çıktıktan sonraki
hayatını tahmin edebiliyor musunuz? Ağır bir felç.
Bu
şekilde yüzlerce örnek var... Sadece bir soruyla olaya bakarsak :
Neden
bu işçimize kazan temizleme görevi verildi? Cevabınız
ne olur?
Yüzlerce
yozlaştırma çarkı arasında yol almaya
çalışıyoruz. Adamlar günümüzde toplumların
dejenere etmek ve
devletleri ele geçirmek için olanca güçleriyle araştırma
yapıyorlar. Bu yönde atılan adımların
en büyükleri isyan
ve kışkırtıcılıklar olarak karşımıza
çıkıyor. Bu yöndeki ilk uygulamaları
hayvanlar üzerinde yapıyorlar. Çeşitli yöntemlerle
güçsüz düşürülen devletler silahsız, savaşsız isyanlar
üretilerek emperyalist güçler tarafından birer birer
ele geçiriliyorlar. Kendi madenlerinizi işleme özgürlüğüne
sahip olamayacak hale düşürülüyorsunuz.. İçinize
sızan ajanlar sizi istedikleri gibi yönlendirebiliyorlar.
Eğer onların oyunlarına uymayan bir sürü değilseniz
konumunuzu ve tavırlarınızı iyi
ayarlamak zorundasınız.
Fransa’da
ne Fransızca’yı
ne de Türkçe’yi konuşamayan, kendi değerlerinden
habersiz bir gençlik çıkıyor ortaya? Şikayetler
oldukça arttı. Sokak kültürü onları iyice
farklılaştırdı. Eğitimden kaçanlarla
engellenenler aynı geleceğe koşuyorlar.
Arsaya mala-mülke para yatıranlar ne yazık ki çocuklarına
yatırım yapmıyorlar.
M.
Aşkar:
Üzeyir Bey, sizinle
ilgili küçük çapta bir araştırmaya girdiğimde,
Türkçe’nin yanısıra Fransızca ve
Almanca’ya da çevrilmiş eserlerinizi biraz da gurur
duyarak tesbit ettim. Bu çalışmalarınızdan
biraz bahseder misiniz?
Üzeyir
L. Çaycı:
“Önemli olan yola koyulmaktır.”
Çalışmalarımın
farklı
çizgisi oldukça geniş
bir çevreyi etkiledi. En çok da çeşitli
ülkelerin üniversitelerinin yakın
ilgisini gördüm. Şiirlerimin
sevgili Yakup YURT tarafından
Fransızca’ya çevrilmesi desenlerimi de ön plana çıkarttı.
Amerika’daki Ohio Üniversitesi beni şeref üyesi
olarak kabul etti. Şu an şiirlerim ve yazılarım
Türkçe dahil 9 dilde yayınlanmaktadır. Son 6 yıl
içerisinde 1800’ü aşan dergi, mecmua, gazete ve
kitaplarda çalışmalarım yer aldı.
Kanada Toronto ve York Üniversitelerinin 21/ 22 Ekim’ de
gerçekleştirilecek
olan “Paul CLAUDEL anma günü” afişini de ben yaptım.
M.
Aşkar:
Batı Avrupa’ya
başlayan işgücü göçümüzle beraber zaman içinde
mütevazi de olsa oluşmaya başlayan bir Avrupa-Türk
entelektüelinden bahsedilebilir mi? Bu konudaki gözlemlerinizi
ve olması gerekenleri bizimle paylaşır mısınız?
Batı Avrupa Türk Aydını’nın
medeniyetler diyalogunda ve Türk-İslam kültür değerlerini
temsil noktasında neleri üstlenmesi gerekir?
Üzeyir
L. Çaycı:
“Önce günümüzde
entelektüellikle ne anlatılmak istendiğine
iyice bakılmalıdır. Okulu ve diploması
olmayan bu unvanı taşıyanlardan bazılarının
hangi olumsuzlukları peşlerinde sürüklediklerini görmeliyiz.”
Evet her ne kadar
olumsuzluklardan bahsetsem de bunların
arasında
süzülüp gelen, hatta yoğunlaşan
güzelliklerden de bahsedebiliriz. Seçici, ayırt
edici insanlarımızın
kendilerine yansıyan
olumsuzluklarla bir silkinişe
geçtiklerini söyleyebiliriz. Kendi kabına çekilip
kapalı bir kutu içinde kalma yerine bir şeylerin
paylaşılmasından yana olan insanlarımızın
ortaya çıktıklarını ve seslerini
duyurduklarını görüyoruz. Belçika ve
Almanya’da milletvekillerimiz hatta iş adamlarımız
var... Almanya gelecekte Türk insanının en çok
konuşulacağı bir ülke olacak. Fransa’da
sayıları az da olsa doktorlarımız,
önemli sektörlerde söz sahibi olan bilgisayar mühendislerimiz de dikkatlerimizi çekiyor.
Batı ülkelerinde kiliselerin satışlarına
şahit olabiliyoruz. Bunun yanında camilerin tesis
edildiği bölgelerde kapanmış olan
kiliselerin açıldığını görüyoruz.
Türk insanının batılılarca fark edilen
önemli özelliklerinin biri de kişilik sahibi olmasıdır.
M.
Aşkar:
Fransa’dan baktığınızda
Türkiye’nin, Türkiye-AB sürecinde genel görünümü
nasıldır?
Üzeyir
L. Çaycı:
“Türkiye batılılar
için tavizler cennetidir. Zeytincilikten, petrole kadar
kontrol altına alınmak istenen Türkiye’de fuhuş
15 yaşına kadar inmiş, can güvenliği
ise tartışılır hale gelmiştir.”
Bana göre Türkiye
asla Avrupa topluluğuna giremeyecektir. Şu an çeşitli
değerlerinin
batılılarca
budandığı
bir devri yaşamaktadır
Türkiye. Hem de bu “İslamî
görüntü” altında
bulunan bir parti aracılığıyla
yaptırılmaktadır. Süreç olarak eğer başarırlarsa
tüm değerlerin kaybolduğu bir Türkiye oluşuncaya
kadar da bu devam edecektir. Hiçbir ülkenin karşılaşmadığı
bir istekler yığını
“siz isteyin biz yapalım...”
politikasıyla
cevaplandırılarak
Türkiye, emperyalistlerin at koşturduğu bir ülke
haline getirilmeye çalışılıyor.
Yarın hangi programların
uygulanacağını kestiremiyoruz. Depremlerin, olayların
teknolojik ve bilimsel metotlarla yönlendirilebildiği
bir dünyada oldukça dikkatli olmalıyız.
M.
Aşkar:
Tecrübeleriniz
ışığında sorularımızı
cevaplandırırken yerinde tesbitlerinizle bir Türk
aydınının samimi, cüretkâr, bazen de
mesuliyetten kaynaklanan endişeli tavrını
ortaya koydunuz, teşekkür ederim.
|