A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BİRLİK                   Alperen Çelik

                               alperen_celik@hotmail.com

 


Kimin eli kimin cebinde?

Yeni Vietnam  IRAK


Askeri kuvvet dengelerini göz önünde bulundurursak, hangi tarafın galip geleceğinden savaşın başından itibaren kimsenin şüphesi yoktu. Seçilmiş ve arındırılmış resim ve haberler ile ekranlarda seyrettiğimiz sıcak savaş, iki hafta sonra sona ermiş, bunun sembolik vurgusu olarak ta başkent Bağdat´ın kent
meydanındaki Saddam heykeli yerlerde sürüklenmişti. Bu, şüphesiz Irak´ta yeni bir dönemin başladığına bariz bir ifade olarak görüldü. Devrik lider Saddam Hüseyin´in zaman zaman yayınladığı direniş çağrıları da bu durumu değiştiremedi. Önce rejimin yönetici kadrosu teker teker yakalandı, daha sonra Saddam´ın iki oğlu bir operasyon sonrası ölü olarak ele geçirildi. Amerikan desteğiyle ilk Körfez Savaşında Saddam´a karşı ayaklanan ve ABD´nin Saddam´ı devirme fikrinden vazgeçmesi üzerine onun kanlı hışmına uğrayan Şiiler, aynı hatayı tekrarlamak istemiyorlar ve sukunet içinde beklemekteydiler. Ta ki, Saddam´ın pejmürde bir şekilde bir fare deliğinden çıkarılarak CNN kameralarından dünyaya sefil görüntülerinin yayınlanmasına kadar. Eski Baas rejiminin kesinkez bir daha geri dönmeyeceğinden emin, ilk olarak yıllardır İran´da sürgünde bulunan Şii lider Sistani çok kalabalık bir karşılama ile ülkesine döndü. Yüzde 65%´inin Arap Şiilerin oluşturduğu Irak halkı, otuz senelik Baas rejimi zarfında, tamamen azınlık Sünni aşiret ve aileler tarafından yönetilmişti. Bir buçuk milyon Şii´nin kafileler halinde aynı anda Kerbela´ya doğru yollara dökülmesini Amerikalı generaller güneş gözlüklerinin arkasından kuşkulu ve şaşkın bakışlar içinde seyrettiler. İşte o zaman, ülkede hangi kesimin ezici çoğunlukta hakim olduğunu anlamışlar ve bu grubu da mümkün mertebe tatmin kılma çabası içine girmişlerdi.

Resmi savaşın sona erdiği açıklamasına rağmen cephe gerisi saldırı ve tahrikler aralıksız devam etti. Olayların özellikle Sünnilerin yoğun olarak yaşadığı Felluce-Bağdat-Tikrit üçgeninde meydana gelmesinden yola çıkarak,  Saddam Hüseyin bizzat sorumlu tutuldu ve onun yakalanması ile direnişin sona ereceği umuldu. Tikritli Hüseyin´in yakalanması sonrası saldırılar ve bombalı eylemler artarak devam edince, bu tezin isabetsiz olduğu görüldü. Kerbela´da bombaların patlaması ve Aşure kutlamalarında meydana gelen kanlı olaylar üzerine de, sorumlular “Sünni teröristlerin“ safında arandı. Sırasıyle “yabancı teröristlerden“, el-Kaide militanlarından, paralı eylemcilerden vs. söz edildiyse de, Amerikalı askeri yetkililer, direnişin Sünni-Şii ayırımını geride bıraktığını, dini veya etnik kimlik taşımadığını görmezlikten geldi. Stratejistlerin hesaplarında mezhep ayrımı olgusu çok fazla ön plandaydı; fakat bu, gerçeği yansıtmıyordu. İthal edilen yöneticiler ğIrak Geçici KonseyiĞ adı altında toplanarak bir nevi manda hükümeti oluşturuldu. Ülkeye demokrasi vaadiyle giren Amerikalılar nedense gerçek manada demokratik seçim izni ver(e)miyordu. Nitekim, olası serbest bir parlamento seçimini ezici çoğunlukla Şiilerin kazanacağını ABD de biliyordu ve bu da onlar için bölgede “ikinci bir İran“ demekti. Direnişi yerel ve istisnai vakalar olarak görmeye çalışan Amerika bunun böyle olmadığını en geç BM binasına yapılan saldırı ile anladı. CNN´in üstelik “direnişçi“ yerine “isyancı“ kelimesini tercih etmesinin ardında da, Amerikan başkanlık seçimi öncesi Irak´taki olayların gerçek boyutunun kamuoyundan saklanması politikası yatmakta. Orta yaş Amerikalılara, öldürülüp yerlerde sürüklenen veya köprü başlarına cesetleri asılan Amerikan askerleri, bir sendrom haline gelmiş olan Vietnam´ı hatırlatıyor. Sihirli kelime olan Vietnam´ın Irak ile bağlantılı aynı cümle içinde telafüz edilmesi, halk morali ve Bush´un reytingi açısından sakıncalı olacaktır.

Amerikal
ılar Necef´e giremez

Şiilerin kutsal saydıkları kentlerden olan Necef, bir kaç haftadır gündemde. 30 yaşını henüz doldurmamış genç bir imam olan Mukteda el-Sadr bir cami kürsüsünden açıkça Amerikan askerlerini kafir ilan ederek, tüm Irak halkını ´cihad´a çağırmakta. Babası 2000 yılında Saddam tarafından öldürülen el-Sadr´ın bir ağırlığının olmadığı ve sadece babasının hatırına bulunduğu konuma geldiği biliniyor. Karizma sahibi olmamasına ve vaazlarını kuru bir dille kağıtlardan okumasına rağmen, özellikle Şii gençler nazarında yeni bir Ladin gibi bir üne sahip. Bu böyle olsa da, iki haftadır abluka altında tutulan ve el-Sadr´ın teslim olmaması durumunda Necef´i yerle bir etme tehdidinde bulunan Amerika´nın, buna hiç bir zaman cesaret edemeyeceği kesin. Daha kentin önlerinde dört günde 65 Amerikan askerinin birden öldürülmesi, el-Sadr´ı Vietnamlı general Ho-Chi-Minh ile karşılaştırmak için belki erken olabilir. Ama  Amerika´da Kasım ayında başkanlık seçimlerinden duymuş olacak ki, el-Sadr son Cuma hutbesinde Bush´a şahsen at