|
NETYAZI
Ali Kılıçarslan
|
|
|
a.kilicarslan@web.de
|
Kölnarena Konuşması/Buluşması
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı R.Tayyip Erdoğan’ın
Kölnarena’da yaptığı konuşmadan sonra sadece Almanya’da
değil, Hollanda ve Belçika gibi diğer AB ülkelerinde de yeni
bir “Türkler/Türkiye” tartışması başla(tıl)dı.
Başbakan Erdoğan,1978 yılından bu yana başta Almanya olmak
üzere diğer AB ülkelerine geliyor. Başbakan olduktan sonra
da birkaç defa Almanya’ya geldi ve her gelişinde
binlerce Türk’e hitap etti. Geçen yıl Hannover Sanayi
Fuarı’nın açılış törenlerine katıldı ve Hannover’de Aşağı
Saksonya Eyalet Başbakanı Christian Wilhelm Walter Wulff’un
da katıldığı toplantıda 3 bin 500 kişiye konuştu.
Erdoğan’ın bugüne kadar Almanya’da yaptığı hiçbir konuşma,
“Kölnarena Konuşması” kadar gündeme getirilmedi ve
tartışılmadı. Konuşmanın ardından 10 gün geçmesine rağmen
hâlâ tartışılıyor ve daha uzun bir süre tartışılacağa
benziyor. Sadece Türk ve Türkiye karşıtı görüşleriyle
tanınan politikacılar değil, özellikle köşe yazarları da dar
görüş ve çağdışı düşüncelerini dile getiriyorlar. Körün,
fili tuttuğu yere göre tanımlamaya çalıştığı gibi, Kölnarena
Konuşması’nı yorumlamaya, bir başka deyişle kendi bakış
açılarına göre dikte ettirmeye çalışıyorlar.
Kölnarena Konuşması’nın en çok hangi bölümü, neden
tartışılıyor? Bu sorunun cevabını vermeden önce, konuşmanın
en çok tartışılan bölümünü aktarıyorum: “Bugün sadece
Almanyada üç milyona yakın bir sayıya ulaştınız. Tam 47
yıldır, Almanya’nın kalkınmasına, Almanyanın ilerlemesine,
Almanya’nın Avrupa içerisinde ve dünya genelinde güçlü bir
ülke olmasına emeğinizle, gayretlerinizle katkı verdiniz.
Burada bir yandan çalışırken, bir yandan da kendi
kimliğinizi kendi kültürünüzü, geleneklerinizi muhafaza
etmenin mücadelesini verdiniz; gözünüz kulağınız her zaman
Türkiye’de oldu. Şunu samimiyetle ifade etmek istiyorum:
Sizlerin 47 yıl boyunca dilinize, inançlarınıza,
değerlerinize, kültürünüze ve en önemlisi birbirlerinize
sahip çıkmış olmanız, her türlü takdire şayandır.
Asimilasyona
karşı göstermiş olduğunuz duyarlılığı çok iyi anlıyorum.
Kimse sizden asimilasyon noktasında hoşgörü bekleyemez.
Kimse sizden asimile edilmeniz noktasında bir yaklaşım
bekleyemez. Zira, asimilasyon bir insanlık suçudur; bunu
böyle bilmemiz lazım. Fakat şunun da farkına varmamız
gerekiyor. Bugünün Almanya’sında, bugünün Avrupa’sında,
bugünün dünyasında artık kendinizi öteki olarak, geçici
olarak göremezsiniz, görmemelisiniz. Türk toplumu, tam 47
yılını bu topraklara verdi, sadece Almanya’da değil,
Avrupa’nın bir çok ülkesinde vatandaşlarımızın sayısı, beş
milyona yaklaştı. Buna rağmen, bunca emeğe, bunca çoğunluğa
rağmen, bu ülkelerdeki temel bazı meselelerin hâlâ gündemde
olması manidardır. Bizim çocuklarımız elbette Türkçe
öğrenecekler, bu sizin anadiliniz ve bunu çocuklarınıza
aktarmanız da en tabii hakkınızdır. Ancak, bulunduğunuz
ülkenin dilini, hatta bununla birlikte fazladan birkaç dili
öğrenmeniz, her alanda, her noktada sizi avantajlı duruma
getirecektir.”
İşte, konuşmanın en çok tartışılan bölümü... Halbuki
Erdoğan, geçen yıl Hannover’de de hemen hemen aynı konuşmayı
yapmıştı. Her iki toplantıyı da takip ettiğim için,
konuşmaları dinleme imkanım oldu. Konunun daha iyi
anlaşılması için Hannover Konuşması’nın benzer bölümününün
sadece iki cümlesini aktarmak istiyorum:
“Tabii
Almanya’da yaşayan vatandaşlarımızın, özellikle entegrasyon
konusundaki hassasiyetimizi, bu konuda her türlü desteği
vermeye hazır olduğumuzu söyledim, nerede aksamalar varsa,
bunları birlikte gidermeye Türkiye olarak hazır olduğumuzu
tekrarladım. Tabii ki bu yaşam, Alman halkı ile dayanışma
içerisinde, omuz omuza bir entegrasyon sürecini de
beraberinde getirir. Ama bir şeyi birbirine karıştırmamak
gerek. Biz kendi medeniyetinimizi, kendi kültür
değerlerimizi, gayet iyi bilmek durumundayız. Ve burada
şüphesiz ki, kimse asimilasyon talebinde bulunamaz.”
(1)
Kölnarena Konuşması ile ilgili tartışmalarda en çok öne
çıkarılan bir cümle şu:
“Asimilasyon bir insanlık suçudur!”
Halbuki Erdoğan, Hannover Konuşması’nda da asimilasyona
karşı olduğunu dile getirmiş, fakat sadece
“asimilasyonun bir insanlık suçu olduğu”nu
söylememişti. Demek ki, bu ülkede, asimilasyonun bir
insanlık suçu olduğunu söylemek de suç...
Sahi, Kölnarena Konuşması’nı eleştirenlerin gerekçesi sadece
bu cümle mi? Elbette bu cümle birçoklarını çok rahatsız
etti, fakat eleştirilerin tek nedeni bu değil. Hem bu
cümleden neden o kadar alınıyorlar ki? Eğer bu ülkede
asimilasyon veya asilimilasyon girişimleri yoksa, bu kadar
eleştiri nereden kaynaklanıyor?
Federal İçişleri Bakanı Otto Schily,
“en iyi
uyum şekli asimilasyondur”
dediğinde, hemen hemen hiç kimse tepki göstermemişti. Fakat,
asimilasyonun insanlık suçu olduğu söylendiğinde kıyamet
koparılıyor. Bu, ikiyüzlülükten de ileri bir tutumdur.
Kölnarena Konuşması’nın bu denli eleştirilmesinin başka
nedenleri de var. Bir de Erdoğan’ın Merkel ile görüşmesinde
dile getirdiği Türk(çe) okulları ve üniversite... Erdoğan
haklı olarak diyor ki;
“Türkiye'de
nasıl Alman dilinde eğitim veren okullar varsa, Almanya'da
da hem Türkçe hem Almanca eğitim veren kuruluşlar niçin
olmasın?”
Bütün tartışmaların ışığında eleştirilerin nedenlerini şu
şekilde özetleyebiliriz:
Bir: Köln sokaklarındaki bütün ilan panolarının
(billboard/bilbortların) Erdoğan’ın afişleriyle donatılması,
Alman bayrağı üzerine yerleştirilen ay yıldız, Erdoğan resmi
ve Türkiye’nin lideri yazısı, afişlerin Türkçe olması ve
salonda Türkçe konuşulması, özellikle ırkçı, yabancı karşıtı
ve muhafazakâr kesimin bir kısmını çok rahatsız etti. Onlara
göre Kölnarena’da
“Almanya’daki Küçük Türkiye”
gösterisi yapıldı. Şimdi hem merak edilen, hem de kafaları
karıştırmak için ileri sürülen iddia şu: Almanya’da bir
“Türk partisi”
kurulması için düğmeye mi basıldı? (Yıllar önce Türk
kökenliler tarafından kurulan partinin ismini hatırlayan var
mı?)
İki: Kölnarena’da 17 bin Türkün toplanması, bazılarını
endişelendirdi. Cevabı aranan soru(n) şu: Nasıl oluyor da,
çoğu Alman vatandaşı 17 bin Türkiye kökenli, bir yabancı (!)
başbakanı dinlemek için Köln’e akın edebiliyor? Farklı dünya
görüşlerine sahip 17 bin Türkü Köln’de hangi güç/motif
buluşturdu? Bu buluşmanın sırrı nedir? Bu buluşmayı, sadece
“Almanya Türkleri’nin sahipsizlik psikolojisi”
ile izah etmek mümkün mü?
Üç: Erdoğan’ın Almanya’da Türk okullarının veya bir Türk
üniversitesinin açılmasını seslendirmesi, uyum karşıtı bir
girişim olarak algılandı ve sunuldu. Almanya’nın 4’ü
Türkiye’de olmak üzere yabancı ülkelerde öğrenim veren 117
okulu, görmezlikten gelindi.
Dört: Erdoğan’ın özellikle
“kültürel
kimliğin korunması ve Türklerin dayanışması”
konusunda sarf ettiği sözler, bazılarının keyiflerini ve en
önemlisi kafa konforunu bozdu:
“Sizlerin 47 yıl boyunca dilinize, inançlarınıza,
değerlerinize, kültürünüze ve en önemlisi birbirlerinize
sahip çıkmış olmanız, her türlü takdire şayandır.
Asimilasyona karşı göstermiş olduğunuz duyarlılığı çok iyi
anlıyorum. Kimse sizden asimilasyon noktasında hoşgörü
bekleyemez. Kimse sizden asimile edilmeniz noktasında bir
yaklaşım bekleyemez. Zira, asimilasyon bir insanlık
suçudur.”
Beş:
Erdoğan, farklı dünya görüşüne sahip sivil kitle
kuruluşlarına yönelik açılımıyla, tutum ve davranışlarıyla,
görüş ve düşünceleriyle bir ezber bozdu. Almanya Türkleri’ni
bütün farklılıklarıyla kucaklamaya çalıştı ve bunda da büyük
oranda başarılı oldu.
İşte bütün tartışmaların asıl sebebi bu başarıdır.
Kölnarena’da 17 bin Türkü buluşturan sırrı merak edenler,
ellerini vicdanlarına koyup düşünürler ve özellikle Türklere
ve Türkiye’ye yönelik politikalarını gözden geçirirlerse,
sırrın sırrını hemen bulabilirler. Erdoğan, bu ülkede
yabancı bir başbakan (!) olarak 17 bin kişiye hitap ettikten
sonra,
“ben Alman(ya) Türkleri’nin de başbakanıyım”
demek, yeterli değil; fakat zihniyet değişikliği için iyi
bir başlangıçtır. Hessen eyalet seçimlerinden önce, bu
ülkede ne kadar sahipsiz olduğumuzu çok iyi anladık. Artık
söz değil, icraat istiyoruz.
Sonuç: 10 Şubat 2008 tarihli Kölnarena Konuşması/Buluşması,
Almanya Türkleri için bir dönüm noktası olmuştur.
1-
Erdoğan: “Entegrasyonu destekliyoruz”
http://www.wmce.de/_/beitrag_jsp/key=beitrag_628212.html
SAYFA
BASI
Yazarın
diğer
yazıları:
Kölnarena
Konuşması/Buluşması
Koch’a
siyasi ahlak dersi
Marco
Paşa
Oy
hakkı sözü ne oldu?
“Almanca'yı
Koruma Yasası” mı?
Dönüş
düşüncesi
Made
in Germany
İlk
kadın başbakan
Yeni
meclis, eski kafa
AB’nin
hutbe rahatsızlığı
Utandıran
Pano
Doğru
yazalım, doğru konuşalım!
Anti-İslam
kampanyası
Sömürge
Medeniyeti
Milletin
parasıyla
içki
içmek
40
yıl önce 40 yıl sonra
Uyum
mu, Kıyım mı?
Zihniyet
Krizi
SAYFA
BASI
|