|
SÖMÜRGE
MEDENİYETİ
Irak’ta neler oluyor? Irak’ta savaş mı var?
Yoksa bir savaş oyunu mu oynanıyor ve bu oyuna savaş
görüntüsü ver(ebil)mek için binlerce sivil mi
katlediliyor? Bu sorunun cevabını bulabilmek için
geçmişte yaşanan olayların
ışığında gelişmeleri değerlendirmek
gerekiyor.
Birinci
Irak Savaşı’nın sebebine bakalım: Saddam
Kuveyt’i işgal etti. ABD ve müttefikleri de Kuveyt’i
Saddam’ın işgalinden kurtardılar; bu arada
kendileri işgal ettiler.
Kuveyt’e
“sonsuz
özgürlük” geldi mi? Hayır! Hem ABD, nereye “sonsuz
özgürlük ve demokrasi” götürdü ki?
Sonuçta
ne oldu? ABD, 1991 yılından bu yana Kuveyt’i “üs”
olarak tepe tepe kullanıyor.
Ya
ikinci Irak Savaşı’nın sebebi neydi? Bütün
dünyayı tehdit eden Saddam’ın elindeki ”kitle
imha silahları”nı yok etmek ve Saddam’ın
diktatörlüğüne son vererek Irak’a “sonsuz
özgürlük” getirmek(ti).
Ve
uluslar arası hukuka aykırı olarak tek taraflı
başlayan Irak Savaşı, sözde 22 günde bitti. Hâlen
savaş sebebi gösterilen “kitle
imha silahları”na rastlanamadı. 22 günde Irak
ve özellikle Bağdat, hiç bir direniş göstermeden
nasıl teslim oldu? Onu da kimse anlayabilmiş değil.
Nerede o ta 15 bin kilometre uzaklıktaki ABD’yi ve
hatta bütün dünyayı tehdit eden Saddam’ın 420
bin kişilik ordusu? Hani nerede Cumhuriyet muhafız
alayı? Yer yarıldı da yerin dibine mi girdiler?
Saddam
bir misyonu mu yerine getiriyordu, yoksa Irak’ı sattı
mı? Eğer öyle ise, bunu ne pahasına yaptı?
Bütün bu soruların cevaplarını zaman içinde
daha iyi öğreneceğiz. Elbette, ABD ve müttefikinin
bütün gizli ve açık emellerini de...
Şimdi
gelinen noktaya bir bakalım: Saddam’ın akıbeti
hakkında hiçbir kesin bilgi yok; sadece tahminler var.
Şu
ana kadar izine rastlanılamayan “kitle
imha silahları” bundan sonra birden bulunursa, artık
inandırıcı ol(a)maz. Sadece Hollywood
filmlerindeki kötü polislerin, aramalarda ceplerinden çıkardıkları
suç aletlerini olay yerine koyarak yeni bulmuş gibi yaptıkları
sahneleri andırır.
O
olmadı, bu olmadı, ancak Irak’a bir alanda “sonsuz
özgürlük” geldi: Talan
ve hırsızlık. Çünkü yağmalama ve hırsızlık,
“sömürge
medeniyeti”nin en büyük özelliklerindendir. Bu da müttefiklerin
destek ve güdümünde gerçekleşiyor.
Ne
diyor ABD Savunma Bakanı Savunma Bakanı Donalt
Rumsfeld; “yağmalama
olayları baskıcı bir dikta rejiminden özgürlüğe
geçiş sürecinin bir sonucu'' imiş. Vay vay vay...
Saddam’ın
bütün dünyayı tehdit eden 420 bin kişilik
ordusunu etkisiz hâle getiren (!) ABD askerleri, hırsızları
mı durduramıyor?
Mr.
Blair de, Bağdat’taki “anarşi,
kaos ve yağma” ortamı için “bu ortam Saddam Hüseyin’in
diktatörlüğünden daha iyidir” diyor (muş).
Demek ki, Saddam’ın diktatörlüğünden kurtulan
halk, her şeye lâyık!. Fakat bunların arasında
ilaç yok, yiyecek yok, elektrik ve su yok... Varsa yoksa yağma
ve talan.
Saddam’ın
diktatörlüğünde kan kusan halk, şimdi de ABD ve
İlgiltere’nin işgalinde kan ağlıyor:
Irak, hem de işgal askerlerinin denetiminde talan
ediliyor. Ve Bağdat’ta özellikle tarihi binalar artık
gökyüzünden yağmur gibi yağan bombalarla ateşe
verilmiyor; hırsızlar tarafından önce talan
ediliyor, sonra da ateşe veriliyor. Sadece kıymetli
eşyalar yağmalanmıyor, binlerce yıllık
bir kültür ve medeniyet birikimi yok ediliyor. İşte
size “sonsuz
özgürlük” anlayışı...
ABD
askerleri, sadece petrol kuyularını ve Petrol Bakanlığı’nı
koruyorlar. Fakat, talan ve soygun karşısında
sessiz kalıyorlar? Niçin? Bu sorunun cevabı çok
basit: Çünkü “sonsuz
özgürlük” vaadi de “sömürge
medeniyeti”nin bir parçasıydı. Sömürge
medeniyetinde başkalarının kültür
hazinelerine saygı yoktur. Şüpheniz olmasın,
Irak bundan sonra asıl işgal kuvvetleri tarafından
talan edilecek. Çünkü bu, bir işgal savaşıydı...
“Sonsuz
özgürlük” vaadiyle, önce halkın ruhunu talan
ettiler. “Ruhu
talan etmek”, ülkenin talan edilmesinden çok daha
vahimdir. Sömürge medeniyeti, önce ruhları, sonra
bedenleri, en sonunda da bedenin varlığını
devam ettirdiği ülkeyi talan eder. Bunun için önce yıkar,
sonra daha fazlasını alarak keyfine göre yeniden inşa
eder. Bu süreç şu anda Irak’ta uygulamaya konuluyor.
Eğer
ABD ve müttefikleri, Irak’a “sonsuz
özgürlük” için gelmiş olsalardı, karşılarında
ciddi hiçbir direniş olmadığı hâlde,
hastaneleri bombalamazlar ve sivilleri çoluk çocuk demeden
katletmezlerdi.
Her
şeyden önemlisi, savaş bittikten sonra ülkelerine
dönmek için hazırlık yaparlardı. Fakat
Irak’ta savaş henüz bitmedi. Asıl savaş yeni
başlıyor: Ganimet
savaşı ve bölgeye hakimiyet...
Irak'ın
siyasi ve ekonomik geleceği konusundaki bütün kararları
sadece ABD vermek istiyor. Bu savaşla Saddam’ın
kan ve zulüm kusturan rejimi sona erdirildi. Fakat bunun
yerine planları çok önceden hazırlanmış
bir “sömürge
rejimi” ge(tiri)ldiğine şahit oluyoruz ve bütün
planlar "Yeni
Amerikan Yüzyılı Projesi" ve ünlü “Cheney
Raporu” çerçevesinde gerçekleştiriliyor. Hedef
belli: ABD
karşıtlarının nefes alışlarının
dahi kontrol altında tutulacağı mutlak bir dünya
hakimiyeti...
Sırada
hangi ülke(ler) var?
ABD
ve İngiltere, şu anda özellikle iki ülkeyi tehdit
ediyor: Suriye
ve İran... Bu tehdit mahiyetindeki uyarılar, sırada
hangi ülkenin veya ülkelerin olabileceğini çok açık
bir şekilde ortaya koyuyor.
Esasında
bu sihirli “sonsuz
özgürlük” uranı (sloganı), “yeni
dünya düzeni” veya “küreselleşme”
olarak sunulan “sömürge
medeniyeti”nin sadece ambalâjı...
Eğer
asıl gaye, “dünya
hakimiyeti” değil de “sonsuz
özgürlük” olsaydı, ilk önce Güney Amerika ve
Afrika ülkelerine sonsuz özgürlükler gelirdi. Ve bu kıtalardaki
veya dünyanın başka yerlerindeki diktatörlükler
sona erdirilir ve yıllardır devam eden katliamlara
son verilirdi.
SAYFA
BASI
a.kilicarslan@t-online.de
Yazarın
diğer
yazıları:
Sömürge
Medeniyeti
Milletin
parasıyla
içki
içmek
40
yıl önce 40 yıl sonra
Uyum
mu, Kıyım mı?
Zihniyet
Krizi
SAYFA
BASI
|