|
Göçelim,
ancak göçen olmayalım!
Türkçe tek heceli fiil kökleri bakımından oldukça zengin bir
dil. Tek heceli fiiller, emir kipinin daha kolay kullanılmasını
sağlıyor ve tek heceli fiillerin çokluğu, Türklerin
hiyerarşik geleneği hakkında da bir fikir
veriyor. Mesela yüz, gül, dön, bul, ye, iç, kal, kaç, dur,
vur, al gibi fiiller, emir komuta zinciri altında sık
kullanıldığı gibi, az konuşan ve
yazan, fakat çok iş yapan atalarımız hakkında
da ipuçları veriyor.
Diğer dillerle karşılaştırıldığında,
Türkçe’de tek heceli fiil köklerinin genellikle birden
fazla anlam taşıdığını görüyoruz.
Göçmek fiili de bunlardan bir tanesi. Aynı şekilde
göçmek fiil köküne getirilen –en fiilden sıfat
yapım eki ile türetilen göçen sıfatı,
aynı şekilde birden fazla anlam taşıyor. Göçmek
fiili bir yerden başka bir yere göç etmek, yani yer değiştirmek
manasına geliyor. Ayrıca ölmek, yani sadece fiziki
değil, metafizik anlamda da yer değiştirmek
anlamını da içine alıyor. Yani göçen sıfatı,
fiziki olarak bir coğrafya parçasından bir başkasına
gideni veya yer üstünden yer altına giderek yer değiştiren
mevtayı yada metafizik anlamda fani alemden ebedi aleme
doğru yer değiştiren yaratılmışı
anlatıyor. Türkçe’de olmayan, ancak sonradan Avrupa
dillerinden dilimize galat-ı meşhur (1) olarak giren
ve fiilden isim yapım eki olarak kullanılan uydurma –men
eki ile dilimize yerleşmiş göçmen
kavramı ise, göçmek fiili ve göçen sıfatındaki
anlam çokluğunu birden kaybederek tek bir mana taşıyor:
coğrafi olarak yer değiştiren kişi.
Avrupa ülkelerinde yaşayan, Türkçe konuşan,
kimlik olarak kendisini Türk şeklinde tanımlayan ve
bulunduğu coğrafyaya yerleşen kişiler
olarak bize yakıştırılan göçmen sıfatını
zaman içinde hepimiz benimsedik. 60’lı yıllarda
Avrupa’ya işgücü göçü çerçevesinde gelip yerleşen
göçmenler olarak, getirdiğimiz değerlerin zaman içinde
kabul görmediğini müşahade etmemiz bizi birtakım
tedbirler almaya itti. Örgütlenmelerin temelinde de içine
girdiğimiz toplum tarafından benimsenmeyiş,
kendimizi farklı biçimde ifade etme isteği ve olduğumuz
gibi kabul edilme ve farkedilme talebi yatıyordu. Hala bu
talep geçerliliğini koruyor. Zira gün geçtikçe
benimsenmeme ve reddiye ile karşılaşan nesiller
olarak, Avrupa ülkelerinde doğup büyümemize rağmen,
fırsat eşitliğinden ve eşit haklara ve eşit
değere sahip insan konumuna gelememekten yakınıyoruz.
Pekçok gencimiz, fazla tanımadıkları, anne ve
babalarının hatta dede ve ninelerinin köklerinin
dayandığı Türkiye’ye farklı bir bağlılık
geliştirerek kimliklerini oluşturma sürecinde güç
alabilecekleri dayanaklar arıyorlar. En önemlisi, hayali
bir kültür ve değerler sistemine sahip bir Türkiye
imajı geliştirerek o hayali kafalarında yaşatıyor,
o hayalin özlemi içinde kendilerine bir dünya oluşturarak
var olmaya çabalıyorlar. Kısacası göçmen
olmaya çoktan razı da olsak, diğer iki anlama uyar
biçimde göçmemeye, kültür ve kimlik perspektifinde yok
olmamaya, alem değiştirmemeye çabalıyoruz.
Göçmen olmak, sadece coğrafi olarak yer değiştiren,
kültürel manada varlıklarını getirdikleri ve
bulduklarıyla zenginleştiren ve bu zenginliği
koruyan canlı varlıklar olmayı engellemiyor.
Ancak göçmek ve göçen kavramlarını taşıdıkları
anlamları ve göçmenler olarak bize yükledikleri
sorumluluğu ciddiye almakta fayda olduğunu düşünüyorum.
15. y.y.dan bu yana Balkanlar’da Türkçe konuşan ve
kimliklerini muhafaza eden insanların varlığının
farkına varılmalı ve dersler çıkarılmalıdır.
Aradan geçen 550 yıl içinde nesilleri bedenen göçerek
toprak olmasına rağmen, varlık olarak göçmemekte,
yaşamakta direnen insanları örnek almanın hiç
de zararlı olmadığını düşünüyorum.
Zaten Türkler’den hoşlanmayanlar, bunu akıllarından
çıkarmıyorlar.
Siz ne diyorsunuz? Aynı dili mi konuşuyor?
1- Türkçe dil yapısına
uymadığı halde, dilimize giren ve halk arasında
kullanılarak dil ailesinin bir ögesi durumuna gelen
kelime ve kavramlar için kullanılır. Bu kavramlar, sorun,
sorunsal, kamusal gibi herhangi bir gerekçeyle dile
sokulmuş ve zamanla halk tarafından da kullanılmaya
başlamış kavramlar olabilir. Burada kavramın
dışarıdan dile sokulması veya halk tarafından
kendiliğinden türetilmesi fazla önem taşımaz.
E-Posta: a.kilicarslan@t-online.de
Yazarın
diğer
yazıları:
Göçelim,
ancak göçen olmayalım!
Erkekler
farklı mı ölür?
8
Mart Dünya Kadınlar Günü
Aman,
çifte kavrulmayalım!
Avrupa
aydınlanmış da...
Hollanda’da
pişti, üzerimize düştü
Kadınlar
siyasetin neresinde?
Azınlık
Türk kadın hareketi var mı?
SAYFA
BASI
|