|
DUYGULAR
Ayten Kılıçarslan
|
|
|
info@yeni-yurt.de
|
Kadınlar
siyasetin neresinde?
Önümüzdeki Mayıs ayında
Almanya’da en fazla Türk’ün yaşadığı
Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti’nde Eyalet Parlamentosu seçimleri
yapılacak. Aynı eyalette geçtiğimiz Eylül ayında,
belediye başkanlığı ve mahalli meclis üyeliği
seçimleri gerçekleşmişti. SPD’nin oy kaybettiği,
Yeşiller ve Liberallerin yer yer oylarını artırmayı
başardığı bu seçimler biter bitmez, bu günlerde
eski adıyla “Yabancılar Meclisi”, birçok
şehirde yeni adıyla “Uyum Meclisi” seçimleri,
yeniden ve farklı bir heyecanın yaşanmasına
sebep oluyor. Kısacası bir seçimden çıkıp,
diğerine girdiğimiz günleri yaşıyoruz. Bu
heyecan birkaç ay daha sürecek. Tam seçim kampanyaları
sona erdi diyecekken, çok geçmeden bu kez Federal Meclis için
sandığa gidilecek.
Bütün bunlar Almanya’da yaşamakta olan
bizler, özellikle de Türkiye kökenli kadınlar için ne
ifade ediyor? Belki de bu soruyu “ne ifade etmeli?”
diye sormak daha gerçekçi olurdu. Ne yazık ki, bu
politik gelişmelerin ortasında yer almak yerine,
seyretmeyi daha ilginç buluyoruz. Hayatımızı
şekillendiren, geleceğimiz hakkında birilerinin
kararlar aldığı ve uygulamaya koyduğu
politik arenayı belirleyenler arasında hâlâ Türk
kadınları yok. Olanlar da nedense erkeklerden farksız
bir politika sürdürmeyi yeğliyorlar. Hatta oy toplarken
yaptıkları “Türk kökenli kadın politikacı”
vurgusundan, seçilir seçilmez vazgeçiyorlar. Sadece
vurgudan değil, Türk olmaktan, göçmen olmaktan sıyrılmayı
sınıf atlamak zannedenleri hayretle seyrediyoruz.
Politik arenayı belirlediği zannedilen bazı kişiler
de başkaları tarafından belirlenen poltikaların
taşeronluğunu yapıyorlar.
Benim derdim
politikada Türk kökenli kadın politikacı olduğu
için fazla mücadele vermesine gerek kalmadan partisi tarafından
oldukça üst noktalara getirilen, İslam gibi çok hassas
ve uzmanlık gerektiren alanlarda hem de uzmanlık
alanı olmadığı halde parti sözcüsü ilan
edilen ve hemcinslerinin başına olmadık çoraplar
örülmesine sebep olan kadın politikacı veya
politikacıları eleştirmek değil. En azından
bu yazıda değil. Benim derdim, politikaya aslında
o kadar da ilgisiz olmayan, hele hele sözkonusu Türkiye’ye
dönük parti politikası olduğunda, heyecanlanan
onca kadının, Avrupa’daki geleceklerinin başkaları
tarafından belirlenmesi ve kendileri adına çok küçük
bir azınlığın ahkâm kesmesine, yalan yanlış
kamuoyu oluşturulmasına, nasıl olup da izin
verdikleri...
Eylül mahalli seçimlerinde onbinlerce Türk kökenli
kadın, Alman vatandaşı sıfatıyla oy
kullanabileceği halde, ne kadarı sandığa
gitti, bilemiyorum. Maalesef bu konuda bir istatistik de yok.
Ancak, kendi tecrübelerime dayanarak ifade edebilirim ki, pekçok
kadın sandığı tercih etmediği gibi,
bir kısmı da partiler hakkında fikir sahibi
olamamaktan yakındılar. En azından bunlar,
bilgi sahibi olduklarına inandıkları yakınlarına
danışarak oy kullandılar. Özellikle son ayların
hararetli tartışma konularından birisi olan “başörtüsü”
tartışması, parti politikalarını karşılaştırmada
önemli bir rol oynadı. Tabii bu durum sadece kadınlar
için değil, kendisini Müslüman olarak tanımlayanların
önemli bir bölümü için de geçerliydi. Bu ölçü, Köln’de
FDP ve Yeşiller, eyalet genelinde Yeşiller lehine işledi.
Zira başörtüsü konusundan en hürriyetçi tavır
yeşillerden gelmiş, Köln FDP’si ise cami yapımındaki
taraftarlığı ile olumlu bir görüntü
sergilemişti.
Elbette tartışmalar sadece başörtüsü
ile sınırlı kalmadı. Müslüman kadınların,
özellikle de dindarlığını başörtüsü
ile dışa vuran kadınların, ezilmişliğinden
dem vuruldu. Bütün başörtülüler ezilenler olarak
damgalandı. En azından başörtülüler, kendi
kendini idare etmekten yoksun, erkek baskısı altında
yaşayan, iradesiz varlıklar olarak kamuoyunda imaj
edindiler. Tartışmalar o kadar çığırından
çıktı ki, başörtülü kadınlar sözde eşitlikçilerin
ayırımcılığından kurtulamadılar.
Kadını kurtarmak adına Türk kökenli kadın
politikacıların desteğiyle Avrupa kamuoyunun gündemine
oturan bütün bu tartışmaları seyretmek ise
yine Türk kadınına düştü. Halbuki kendisi
hakkında birilerinin ahkâm kesmeye kalkışması,
Türk kadının politikaya ilgisinin artmasına
sebep olmalıydı. Hatta politikaya adım atmak
isteyenlerin çıraklık dönemini geçirebilecekleri
yer olan “Yabanclar” veya “Uyum Meclisi”
seçimleri için hazırlanan listelere dahi bu ilgi yansımadı.
Hangi akımı temsil ederse etsin,
listelerde göze çarpan erkek egemenliği elbette bu
listeleri hazırlayan kuruluşların da erkek
kuruluşları olmasının bir yansıması.
Çünkü, “kadın kolları” şeklinde
mevcut kitle kuruluşlarında kendilerine görev
verilen kadınlar, hâlâ siyasete çok uzaklar. Kermesler
ve erkekler tarafından belirlenen eğitim
faaliyetlerinde bulunan kadınlar, hâlâ bulundukları
derneklerde belirleyici rol oynamaktan uzaklar. Derneklerin üyeleri
arasında yer alan az sayıda kadın da maalesef
üyelik aidat ödemeden öte bir fonksiyona sahip değil.
Derneklere aidat ödeyenler, dernek genel kuruluna katılarak
oy kullan(a)madıkları gibi, çatı örgütlerinde
de sadece “kadın kolları”nın yönetimini
beraber belirliyor, atanmışları onaylamakla
yetiniyorlar. Bu durum kadınların ezilmişliğinin
bir belgesi midir? Elbette değil. Fakat bu, en azından
bir kayıtsızlıktır, umursamazlıktır.
Nitekim, “Yabancılar” veya “Uyum Meclisi”
listelerini belirleyen dernekler, kendi “kadın
kolları”nın görüşünü alma derdinde
dahi değiller. Kadınların da böyle bir talebi
yok zaten. Tabii bütün bu iddialar gözlemlerimin bir sonucu.
Tersinin belgelenmesini çok isterdim. En azından cüzi
sayıdaki ters örneklerin istisna olmamasını...
Maalesef bu dönemde de çıkarılan
listelerde kadınların genellikle vitrin rolü
oynamaları ve listelerin erkek egemenliğini
korumaları engellenemedi. Halbuki, “Uyum” veya
“Yabancılar Meclisi” seçimleri, bütün göçmenlerin
katılabildiği seçimler olması sebebiyle yabancıların,
özellikle de Türk kadınlarının aktif siyasete
ilgilerini su üstüne çıkarabilecek bir ölçüt
olabilirdi.
Seçimler sonuçlandığında seçilen
adayların çok azını kadınların oluşturması
kaçınılmaz. Zira, az sayıdaki kadın
adaylar ya seçilemeyecek sıralarda, ya da zayıf
listelerde. Açıkcası mecliste yer alan az sayıda
kadın da aktif olarak bütün toplantılara katılmıyor,
kısa sürede heyecanlarını yitiriyorlar. Ancak
kadınlar, artık bu durumu değiştirmeli ve
hem aktif katılım hem de siyaset yapma biçimi
olarak farklı hareket edebileceklerini göstermeliler.
Bu seçimlerde kadınları dikkate
almayan ve boy göstermek için seçimlere giren adayların
öne çıktığı listeleri desteklemeyeceğim.
Kadınlar elbette siyasete aktif katılmalıdırlar.
Elbette aktif katılımın şekillerinden
birisi de oy kullanmaktır. Fakat oyun da bir değeri
olmalıdır. Tanıdık olduğu, sevildiği
için değil, iş yapacağı ve taleplerimizi
siyasi arenada dile getireceği ölçüde, gerçek anlamda
bizi temsil edeceğine inandığım insanlara
oyumu veririm. Buna inanmıyorsam da oy kullanmayarak
siyasi tavrımı gösteririm.
Sizce de öyle değil mi?
Gerekli bir açıklama:
Köln’de
bulunan bir kadın derneği adına sözkonusu seçimlerde
liste çıkaracakken, son anda oyları bölmemek için
listeyi vermekten vazgeçen bir gurubun elemanı olarak
elbette istisnalar olduğunun da farkındayım.
Acak istisnalar kaideyi bozmuyor. Bizim bu listeyi vermekten
vazgeçişimizin de ilginç bir hikayesi var. Özellikle
“muhafazakâr gurupların oyları bölünmesin”
diyerek diğer derneklerle görüşüp “ortak
liste” yapılması halinde bunda yer alabileceğimizi
belirtmiş, aksi halde ayrı bir liste ile seçimlere
katılacağımızı söylemiştik. Son
haftaya kadar ısrarla ayrı liste çalışması
yapmadığımız halde kendilerini büyük
zanneden teşkilatlar, “birlik”te hazırladıkları
listeyi, oyalama taktiğiyle son hafta kendi aralarında
şekillendirmiş oldular. Açıkçası
işin farkına vardıktan sonra aramızda uzun
bir tartışma yaparak “bu dönem bekleyelim,
listenin başarısız olacağından emin
de olsak, oy kayıplarının sebebi biz olmayalım”
dedik ve seçime girmemeye karar verdik. Fakat gelecek seçimlerde
durum farklı olacak. Yerel siyasetin nasıl dürüst
ve açık politikayla yapılacağını,
siyaseti ayak oyunu zanneden beyler gelecek seçimlerde
muhakkak tanıma fırsatı bulacaklar.
E-Posta: info@yeni-yurt.de
Yazarın
diğer
yazıları:
Kadınlar
siyasetin neresinde?
Azınlık
Türk kadın hareketi var mı?
SAYFA
BASI
|