|
MEDENİYET
İNSANLARIN LİSANINDA SAKLIDIR
Sizlerle
dilimizin tarihsel gelişimini, değerlerini ve önemini
paylaşmak istiyorum. Dil bir milletin en önemli ortak değerlerinin
başında gelir. Dilimizin bozulmasıyla beraber,
diğer değerlerimiz de bozulmaya başlar.
Nesiller arasında bağlantı kopmaya yüz tutar.
Kültür tarihimize malolmuş eserleri anlamakta zorluk çeker,
şairimizi, yazarımızı ve onların
eserlerini hem kitaplığımızdan hem de
kafamızdan çıkarır, rafa kaldırırız.
Dil hazinemizden zamanla bazı kelimeler kaybolur gider. O
kelimeler ki, yüzyıllar ötesinden yoğrularak gelmiştir.
Dilin bir toplum için ne kadar önemli olduğunu zamanında
ünlü Çin filozofu Konficyus (*551, 479, m.ö.) bu sözlerle
ifade etmiştir:
Sormuşlar Konfiçyus'a :" Seni bir devletin başına
getirseler ilk önce ne yapmak istersin? - Önce o milletin
dilini düzeltirim." Türkçe'nin bilinen en eski yazısı
Orhun ve Yenisey yazıtlarında görülen yazılardır.
Bundan sonra Uygur yazısı görülür, daha sonra da
bunun yerini Arap harfleri tutmuştur. Arap harflerinin Türkler
tarafindan kullanılması, İslamiyet'in kabulünden
sonra başlamıştır. Fakat bu harfler hiç
bir zaman Türk diline uymamıştır. Çünkü, Türkçe'de
sesli harflerin çok olmasına karşılık,
Arapça'da sesli harfler azdır. Bu sebeple Arap
harfleriyle Türkçe kolay yazılıp okunamıyordu.
Sözleri klişe halinde bellemek için uzun senelere
ihtiyaç vardı.
Türk devriminin en büyük amaçlarından biri, Türk
toplumunu yabancı olan kültür araçlarından
kurtarmaktı. Bunun başında alfabe geliyordu. Bu
nedenle üzerinde işlenmiş olan Latin alfabesini
kabul etmekle aynı zamanda Batı medeniyetine daha çok
yaklaşarak, ondan faydalanmak imkanını buldu.
Harf Devrimine 1927' de karar verildi. Bu karar üzerine Latin
harflerinden bir Türk alfabesi hazırlamak için uzmanlar
komisyonu kuruldu. Atatürk, bu komisyonun çalışmalarını
yakından izliyor ve ara sıra çalışmalara
katılıyordu. Sonunda komisyon Latin harflerinden bir
Türk alfabesi hazırladı. Atatürk Harf Devrimini
halka bildirmeye karar verdi. 9 Ağustos 1928 akşamı,
Halk Partisi tarafindan tertiplenmiş bir müsamereye
gelen Atatürk halka Harf Devrimini müjdeledi. Bundan sonra
yeni harflerin öğretilmesi için hızlı bir calışma
başlatıldı. Gazeteler yeni harfleri ve yazı
kurallarını yayınladıkları gibi,
Dolmabahçe 'de, Parti merkezinde, okullarda ve İstanbul
Radyosu'nda dersler verilmeye başlandı. Büyük
Millet Meclisi yeni harflerin kabulü hakkında hazırlanmış
olan kanun tasarısını 3 Kasım 1928' de
kabul etti. Atatürk Türk dilini yabancı boyunduruğundan
kurtarmak için, "Harf Devrimini" "Dil
Devriminin" ayrılmaz bir parçası olarak görmüştür.
Tarihte olduğu gibi, milli kültürün temeli olan dilde
de millileşmek zaruri idi. Dil devrimi bundan önceki
devrimlerin doğal bir sonucu idi. Yıkılan
Osmanlı düşünüşü yerine, milliyetci bir
toplum görüşü geçmişti. Türk dilinin de bu
esaslara uyması lazımdı. Çünkü Osmanlı
Türkçesi bu esaslara uygun değildi. Osmanlı Türkçesi,
Arap ve Fars dillerinden alınan söz ve kurallarla benliğini
kaybetmiş karma bir dil haline gelmişti. Halk
kitlelerinin konuştuğu dil ile öğretim dili
arasında büyük bir ayrılık vardı. Okumuş-
cahil ile, yönetici- halk arasında dil birliği
tamamen yok olmaya yüz tutmuştu. Tanzimat devrinde dilin
sadeleştirilmesine doğru ilk adım atılmış
oldu. Genç kalemler ve Türk Yurdu mecmuaları etrafında
toplanan fikir ve yazı adamları öz Türkçe yazı
yazmaya başladılar. Bunlar Türk dilini sadeleştirmek,
bilhassa dilimizdeki yazı kurallarını atmak için
çalışmalarda bulundular. Atatürk daha önce dilin
sadeleştirilmesi için yapılan işleri yeterli görmeyerek
esaslı bir Dil Devrimi yapmaya karar verdi. Dil çalışmalari
ile meşgul olmak üzere 12 Temmuz 1932'de "Türk Dil
Tetkik Cemiyetini" kurdu. Bugün " Türk Dil Kurumu"
dediğimiz bu kurumun gayesi, Türkçe'nin sözlük,
gramer ve santaksini incelemek ve Türkçe'nin dünya dilleri
arasındaki yerini belirtmektir. Atatürk Dil Devriminin
önemini bir nutkunda söyle izah etmiştir: " ... Türk
dilinin benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine
kavuşması için bütün devlet teşkilatımızın
dikkatli, alakalı olmasını isteriz." Türkçe'mizin
hangi şartlar altında günümüze yoğrularak
geldiğini gördükce, dilimizi yazarken ve konuşurken
mümkün olduğu kadar düzgün kullanılmasına
özen gösterelim. Dil hazinemizi ünlü, Türkçe'yi güzel
kullanan yazarlarımızın eserlerini okuyarak,
genç nesillerimize aktararak zenginleştirelim. Dilimize
sahip çıkalım, yok olmasına izin vermeyelim. O
biçim Türkçe konuşan, yazan ve o biçim okuyanlar,
Yunusları okuyamaz, Karacaoğlanları dinleyemez
ve en güzel Türkçe ile Kuran mealini anlamakta zorluk çekerler.
Çaresi, ana dilimizi düzgün öğrenerek, yaşadığımız
toplumda silik bir şahsiyet olmaktan kurtulup, şahsiyet
sahibi bir insan olarak, yaşadığımız
topluma ve dolayısıyla dünyaya renk katarak, tek kültürlülükten
çok kültürlülüğe katkıda bulunmaktır.
SAYFA
BAŞI
Yazarın
diğer
yazıları:
Medeniyet
insanların lisanında saklıdır
SAYFA
BASI
|