·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA SMS  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
·  CHAT  
·  NETMEETING  
   
   


  DÜŞÜNCE TURU

               Fikret Ekin

 

fikretekin@web.de


İnsan ve İnsan
                                                                               
                                                                                   
İnsan zalim ve cahil olduğu içindir ki,
 onu  adil ve ehil kılmaya din gönderildi...

    “Fizyolojik olarak insan hayvan gibidir” deniliyor.  Belli bir ömür içinde, doğar, büyür ve ölür. Bu süre içerisinde teneffüs eder, yer, içer, uyur-uyanır, çiftleşir, yeni nesillere yerini terk eder...

    Ancak tüm bu benzerliklerine rağmen, insanı diğer hayvanlardan ayıran bir farkı, bir ayrıcalığı vardır. Bu ayrıcalık hep tartışma konusu olmuş, kimileri insanın konuşma kaabileyetine dikkat çekerek, onu “hayvan-ı natıka” / konuşan hayvan olarak tarif etmişler, kimileri iktisadi ilişkilerdeki becerisine dikkat çekerek onu “ekonomik hayvan”  olarak tarif etmişler, kimileri de akıl, irade vs. gibi becerilerine/sahipliklerine dikkat çekerek onu tarife çalışmışlardır.

    Ancak kesin olan bir şey vardır ki, insan fizyolojik olarak da, biyolojik olarak da hayvanlarla sahip olduğu pek çok aynilikte dahi farklıdır, farklı olabilmektedir. Mesela insan da yer ama, yemesinin bir sınırı, bir doyum noktası vardır ve bunu kendi belirler. Aynı şey uykusu içinde, teneffüsü içinde, çiftleşmesi içinde geçerlidir.

    Tüm bu farklılıkların ise bir tek farktan kaynaklandığı kesindir.  Sadece insan, hayvanlardan farklı olarak “bilgi edinme/edinebilme” ve bunu kullanabilme özelliğine, ayrıcalığına sahiptir.

    Yani kısaca söyleyecek olursak, insan “eşyanın sırrına” vakıf olabilecek donanımlarla yaratıldığı için farklıdır ve bu farkından dolayı da sorumludur, mesuliyet sahibidir. Diğer yaradılmışların böyle bir  ayrıcalığı olmadığı içindir ki, mesuliyetleri de yoktur. Bir başka deyimle hayvanlar mesuliyetsizdirler.

    O yüzden de “eşyanın sırrına” vakıf olma gayreti olmayan ve dolayısıyla mesuliyetlerine mudrik olamayan insanı, İslam dini, “hayvandan da aşağı”  bir kategoride değerlendirmektedir.

    Bu demek oluyor ki, bilme, eşyanın sırrına erme yeteneği ile donatıldığı halde, bu yeteneği eyleme dönüştürmeyen insan, mesuliyetlerine de mudrik olamayacağı için,  “zalim ve cahil”dir. “Zalim ve cahil” olduğu için de, hayvanların sahip olmadığı farkından dolayı insan, hayvanlardan daha yıkıcı ve dengeleri alt-üst edici tavırlar ortaya koyabilmekte ve tüm arzın, tabiatın, sosyal yapının alt-üst olmasını sağlayabilmektedir. Oysa tüm hayvanlar ekolojik dengenin gereği bir tavıra göre proğramlanmış şekilde varlıklarını sürdürmektedirler. Yani varlıkları, diğer varlıkların güvencesi, sigortası da olabilmektedir aynı zamanda.

    Peki ama, içinde yaşadığımız şartları da göz önünde bulundurarak, içinde yuvarlandığımızı herkesin kabul ettiği bu anafordan kurtulmak için, insana mesuliyetini nasıl hatırlatarak, kabul ettireceğiz; daha doğru bir ifade ile, onun mesuliyetini mudrik hale gelmesi için gereken “bilme”, “eşyanın sırrına erme” yeteneğini nasıl harekete geçireceğiz?

    Hatta şöyle bir soru daha da mantıklı görünüyor: İyi ama bugün içinde yuvarlandığımız bu anaforun sebebi “bilme” değil midir? Bugün insanoğlu bilgisi ile tabiatı gemlemiş, uzayı keşfetmiş, hiç olmadığı kadar çok bilgiyi toplayıp, teknolojiyi zirveye taşımış değil midir?

    Nasıl olur da “bilgi çağında” olduğunu iddia eden insanlığa “zalim ve cahil” diyebiliriz?
    Veya insanlık hakikaten bilgi çağında mıdır? Öyleyse “bilgi” nedir?
    Tüm bu soruların  belkide bir teki cevaplanırsa, diğerleri de çözülmüş olur. Evet o halde “bilgi” nedir? Daha doğrusu “eşyanın sırrına ulaşmak” ile “eşyayı tanımak” aynı şey midir? Değilse “eşyanın sırrı” nedir?

    Bugün bilgi çağında olduğunu iddia eden ve hakikaten sahip olduğu bilgiyi beceriye dönüştürerek, tabiatı dizginleyen insanoğlunun sahip  olduğu “eşyanın sırrı”mıdır, yoksa “eşya bilgisi” midir?

    Herhalde işimiz bu sorularla daha da kolaylaşmıştır. Demek ki “eşyanın sırrına” vakıf olmak ile “eşyayı bilmek”, bir başka deyişle, güzel Türkçemizin bilmek ve kavramak fiillerinin yardımıyla, eşyayı bilmek ile eşyayı kavramanın aynı şey olmadığını anlamış olmalıyız.

    Öyle olunca da, bugün insanoğlunun eşyayı bildiğini ve bu bilgi ile eşyaya hükmetmeye çalıştığını ama eşyayı kavramadığı/kavrayamadığını içinde, bu hükmetme gayretlerinin geri teperek, bir anafor oluşturduğunu, bu anaforunda hepimizi önüne katarak;  bizi, yani insanı “zalim ve cahil” derecesine indirdiğini anlatmaya gerek yoktur.

    İşte bu noktada devreye din girmekte ve insanlığın her tökezlemesinde, eşyanın sırrına vakıf olmamaktan kaynaklanan mesuliyetlerini  unutmasında; onu yeniden mesuliyetlerine çağırmakta ve ona hayvandan farklı olan yönlerini hatırlatmakta, onu “zalim ve cahil” olmaktan alıp, “adil ve ehil” olmaya yönlendirmektedir. O’na yeryüzünün halifesi olma mesuliyetini hatırlatarak, halifelerin, halefi olduklarına layık olmak gibi bir mecburiyetlerinin olduğunu, bunun da ancak hayvanlardan farkını fark etmek, insan olmanın şuuruna varmak, kamil ve mükemmel olana imrenerek, insan-ı kamil ufkunu kovalamakla mümkün olduğunu tekrar tekrar hatırlatmaktadır ki; bütün bu izah ettiklerimizi insan-ı kamil olan Yunus Emre ne güzel özetlemiştir: “İlim ilim bilmektir/ İlim kendin bilmektir/ Sen kendini bilmez isen/ Ya bu nice okumaktır.

    Yani “eşyanın sırrına” ermek, insanın bizzat bir eşya olan kendisinin sırrına vakıf olmasıyla, kendini bilmesiyle mümkündür. Değilse okumuş olmak “bir kuru emektir”...

    İnsanlık “okumuş” zalim ve cahillerin elinde, yine bir çılgınlığa sürükleniyor ve maalesef bugün  çılgınlığın da çıldırdığı demlerdeyiz.

    Çaremiz ise “çaresiz”, bir köşede, süslü kaplarla, anlaşılacağı günü bekliyor;  anılacağı günü değil...

    Bilinmeyi değil yani, kavranılmayı...
    Ezberlenilmeyi değil yani, yaşanmayı...
    Elbette tüm bunlarda insanım diyenler  için geçerlidir.
    Çünkü hayvanların hiç bir mesuliyeti yoktur! Hayvanlar hiç birşeyden mesul değildirler...


SAYFA BASI


Yazarın diğer yazıları:

İnsan ve İnsan
Oyun İçinde Oyun mu?
Türkiye’nin “Sorunu”
İslam Düşmanlığı
Kedi Medeniyeti
Arılardan İnsanlara...
Komplo Teorisi Yok-5
Komplo Teorisi Yok-4
Komplo Teorisi Yok-3
Komplo Teorisi Yok-2
Komplo Teorisi Yok-1
Kerkük, Ne Kadar Türk?
Dededen Toruna Türkçe(!)
İman'ı Vurdular
Bir Ramazan Daha Geçti!
Bir Konuşmaya Notlar..
Güvenlik mi hürriyet mi?
Hadi oradan sende...
''Bu Ne Kafa"
''Puzzle'' ın bütününü görmek (3)
''Puzzle'' ın bütününü görmek (2)
"Puzzle'' ın bütününü görmek (1)
Berlin`deki Yargıclar izinde mi?
Ne olur, ne olmaz
Cadı Avı
Bizden hatırlatması
İki Olay ve Hasta kafa
İnsanlığa Kurulan Tuzak
Bir Bu Eksikti!
Bütün “teferruatta” mı saklı?
Kaşınan ve Kaşıyanlar
Dünden Bugüne Değişen Bir Şey Yok
   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Fikret Ekin
İnsan ve İnsan
Haldun Çancı
İran, Türkiye'nin düşmanı mı?
Yakup Yurt
Bugün 23 Nisan
Ali Kılıçarslan
Dönüş düşüncesi
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Yılmaz Kuzucu
Evlenmek mi zor, anlaşmak mı? Veya  neden illa Aile?
Mahmut Aşkar
Kapak Olmayın Yeter!
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Kamuoyu Araştırmaları
Orhan Aras
Çok acıtıyor değil mi?
Ozan Yusuf Polatoğlu
Vicdan Testi
Hidayet Kayaalp
Eşeklerin Gizemli Dünyası
Halil Gülel
Kim ateşliyor bu fitili
Hasan Kayıhan
Ben "Hicbir Şey" demiyorum!..
Nuran Yelkenci
Peygamberleri Rahat Bırakın
Üzeyir Lokman Çaycı
Yolcular
M. Ali Aladağ
Almanya Seçimlerini Nasıl Okursunuz?
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Sebahattin Çelebi
Sevdiğin kadarım ben...
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Mustafa Can
Benzemek Aynısı Demek mi....
Ayten Kılıçarslan
Erkekler farklı mı ölür?
Betül Parlar
Sigara Bağımlılığı
Serdar Çelebi
ETU (Europaische Türkische Union)  ne yapıyor?
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Şefik Kantar
Bir Yürüyüşün Anotomisi
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Yakup Tufan
Uyum nedir?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç