A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA SMS  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
·  CHAT  
·  NETMEETING  
   
   


  DÜŞÜNCE TURU

               Fikret Ekin

 

fikretekin@web.de


Yine İnsan
                                                                                    
     Sömürü ve sömürgeciliği sadece maddi sömürgeciliğe indirgeyenler, başkalarını sömürücülük/istismarla suçlarken, kendilerinin nasılda duygu ve değerler  sömürüsü/istismarı yaptıklarını çoğu zaman fark bile edemezler.

     Oysa dünyevi/maddi emperyalizmin, belli bir dönem çekilen, belli sıkıntılarla aşılması mümkünken; değer ve/veya duygu sömürüsü, maalesef bu sahada ciddi tahriblere sebebiyet verdiği/vereceği için, bütün geleceği de ipotek altına alırki; tüm ilahi , temiz ve saf kurtuluş reçetelerinin nasıl olup da, belli bir dönem sonra; yan tesirler oluşturarak, yeni hastalıklara sebebiyet veren sinai ilaçlar gibi; zulmün ve haksızlıkların aleti haline geldiğine şaşarız.

     Mesela özgürlük/hürriyet, sınırları başkalarının sınırlarında biten, saygı ve anlayışa dayalı, samimi bir duruşun adıdır ve insani bir ihtiyaç, saygıya laik bir duruş, uğrunda mücadeleye değer bir kıymettir...

     Onsuz insan huzuru düşünülemeyeceği gibi, ona sahip olamayanların, dini mesuliyetlerinin dahi olmayışı, hürriyetin nasıl bir değer  olduğunu anlamamıza yeterli olsa gerektir.

     Oysa bu, değerine kıymet biçilmez, değerin sınırını zorlayanlar ve bunu da yine hürriyet adına yapanlar; özgürlüğü, kaybedecekleri hiç bir şey kalmamış, değerlerini çiğnedikleri için değersizleşen bir basitliği, sıradanlığı, hayvanileşmeyi; sıra dışı/olağanüstü sanan/anlayan hastalıklı değer sömürücüleridirler.

     Onların özgürlük anlayışları, insanı insan olmayandan ayıran sınırlara karşı sürdürülen cedid ve zalim bir savaştır ki; çoğu zaman “Belhüm Adal” durağında noktalanır.

     Bu aslında “insan” olmanın yüklediği mesuliyet ve gerektirdiği asgari cesareti gösteremeyen pısırık ve korkak bir kaçışın, usta bir demogoji ile, basit  bir değer sömürüsü örneği olarak, “ulvi” bir hedefe koşuş şeklinde sunulmasından başka hiç bir şey değildir ve bunun örneğini, son iki yüz yıl içinde, nasıl defalarca yaşadığımız da, gün gibi ortadadır.

          Çünkü zor olan, cesaret, çaba, gayret ve mesuliyet isteyen, sınırlarını koruyabilmektir ki; hakiki hürriyet/özgürlük de budur...

          Öyle olduğu içindir ki; hayvanların mesuliyet, hürriyet gibi bir dertleri ve edeb, haya gibi sınırlara ihtiyaçları yoktur... Bunun gerektirdiği donanımlara da zaten sahip olmadıklarından, sorumlulukları da yoktur...

          Eğer “insan” olmak bir ayrıcalıksa; ki öyle olduğunu inkar edebilen bir görüş, bugüne kadar ortaya atılabilmiş değildir; bunun gerektirdiği bir gerek ve vazifede olması kaçınılmazdır..

          Bu gerek, adına kısaca “erdem” diyebileceğimiz bir sınır, bu vazifede o “sınır”lara gösterilmesi gereken, “haddini bilmek” dediğimiz, asgari saygı, özen ve uymadır...

          Burada şunun altını  kalın çizgilerle çizmeliyiz ki; yarım doğru söyleyerek, tam bir yalana düşen tüm felsefi tartışmaların, insanı düşürdüğü uçurumlara biz de düşmeyelim:

          Biz “insan” olmanın sınırları derken, kesinlikle “insan” olduğunu iddia edenlerin veya öyle olduğunu kabul ettiklerimizin, el yordamı ve sınırlı/aciz  akıl ile belirledikleri, büyük ihtimalle  “kendi doğrularının” bir neticesi olan, yapay sınırlardan bahsetmiyoruz. Aynı şekilde, “insan” olmanın tabii neticesi olan, “çaresizlik” sınırlarından da bahsediyor değiliz.

     Bizim bahsettiğimiz veya bahsetmeye gayret ettiğimiz “insani sınırlar”, insanı her yönüyle aynı anda kavrayan ve kuşatan; parçaları bütün yerine koyup tanımlama veya bütünü parçalara teşmil etme yanlışına düşmeyen; onun her haline aşina ve hakim, gücü ve aczini idraktan yoksun olmayan ve ona ondan çok daha yakın bir “yanılmaz, mutlak bilgi sahibi”nin çizdiği, belirlediği sınırlardır; en saf ve insan eli değmemiş, insan düşüncesi ile kirletilmemiş olmak kaydıyla hemide...

     Aksi halde, her türlü değeri ve kutsalı sömürmeye müsait yaratılmış bir yaratığın, bencil ve doyumsuz duygularının belirlediği bir sınır, adı ne olursa olsun ve ne adına olursa olsun, karşısında durulması gereken ve özgürlük mücadelesi gerektiren bir emperyalizmdir, bir hastalık halidir...

          Yani “hayatta hiç bir şeyin, hiç bir anlamının olmadığı” düşüncesi nasıl bir hastalıklı ruh haliyse, “her şey O dur” anlayışı da aynı ruh  hastalığının bir başka tezahürüdür ki; her ikisi de yarım doğruyu dillendiren, tam bir yanılma, yalandır.

     Meşhur ve tanıdık tarifi ile “ifrat ve tefrit”...

          Doğrusu; O’nunla olan hayatta her şeyin bir anlamı ve değeri vardır. O’nsuz her şey bir hiçtir ve bunun anlaşılabilmesi, anlam kazanabilmesi de, ancak “ben”le mümkündür şeklindeki bir kavrayış olabilir ki; burada da bir başka yanlışa düşerek, “ben”i O’nun üzerine bir değerle anlamak, bir başka hastalıklı ruh halini doğurur...

          Buradaki “ben” kesinlikle batılı “ego”nun kaçınılmaz sonucu “egoizme/bencilliğe” götüren bir  “ben” olmadığı gibi, “yok”luğu çağrıştıran “hiçliğimi öğrendim” biçimindeki bir “ben” de değildir.

          Doğrudan doğruya “şahsiyet” ifade eden bir “ben” dir. Sınırları “O”nun  tarafından çizilmiş, “O”nu anlamaya yönelik ve bu sınırlara tabii olan bir “ben” ... “Kendini bilen Rabbini bilir” şiarındaki “kendini bilen” bir “ben” ....

     Sonuç olarak; “O” olmadan asla, “O”nunla olmadan olmaz, “ben”siz yanlış ve eksik bir hayata düşeriz ki; Hz. Mevlana’nın “O olacak, O olacak, O olacak./Ben olacağım ve biz olacağız” diye özetleyebileceğimiz muhteşem dizeleri, bu düzgün ve doğru bakışın, asırlardan süzülen temelleridir. Bu temelleri terk edenlerin kurduğu evler, bütün şaşalarına ve propoganda edilmelerine, güç ile dayatılmalarına rağmen, emperyalist, sömürücü niyetlerle, bilerek veya bilinmeden, kurulmuş evlerdir ve kuranların da, o evleri dolduranların da bir bir başlarına yıkılmaktadır/yıkılmaya mahkumdurlar...

     Velhasıl, özgürlük/hürriyet mücadelesi, her türlü sömürgeye karşı verilmesi gereken şerefli bir mücadeledir ve kesinlikle “insani sınırlara” karşı verilen ve insanı sürüleştiren bir mücadele özgürlük mücadelesi değildir. Olsa olsa “çoban” olmak isteyenlerin işine gelecek bir “hayvan olma” mücadelesi olabilir...

     Veyl onlara...


SAYFA BASI


Yazarın diğer yazıları:

Yine İnsan
İnsan ve İnsan
Oyun İçinde Oyun mu?
Türkiye’nin “Sorunu”
İslam Düşmanlığı
Kedi Medeniyeti
Arılardan İnsanlara...
Komplo Teorisi Yok-5
Komplo Teorisi Yok-4
Komplo Teorisi Yok-3
Komplo Teorisi Yok-2
Komplo Teorisi Yok-1
Kerkük, Ne Kadar Türk?
Dededen Toruna Türkçe(!)
İman'ı Vurdular
Bir Ramazan Daha Geçti!
Bir Konuşmaya Notlar..
Güvenlik mi hürriyet mi?
Hadi oradan sende...
''Bu Ne Kafa"
''Puzzle'' ın bütününü görmek (3)
''Puzzle'' ın bütününü görmek (2)
"Puzzle'' ın bütününü görmek (1)
Berlin`deki Yargıclar izinde mi?
Ne olur, ne olmaz
Cadı Avı
Bizden hatırlatması
İki Olay ve Hasta kafa
İnsanlığa Kurulan Tuzak
Bir Bu Eksikti!
Bütün “teferruatta” mı saklı?
Kaşınan ve Kaşıyanlar
Dünden Bugüne Değişen Bir Şey Yok
   
SAYFA BASI

Fikret Ekin
Yine İnsan
Ali Kılıçarslan
“Almanca'yı Koruma Yasası” mı?
M. Ali Aladağ
Alman Bastırınca....
Hidayet Kayaalp
Kış Raporu
Osman Seçmez
Dalgalar kıyıya yaklaşmıştır
Dr. Haldun Çancı
Bir iktidarın sonu
Yakup Yurt
Bugün 23 Nisan
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Yılmaz Kuzucu
Evlenmek mi zor, anlaşmak mı? Veya  neden illa Aile?
Mahmut Aşkar
Kapak Olmayın Yeter!
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Kamuoyu Araştırmaları
Orhan Aras
Çok acıtıyor değil mi?
Ozan Yusuf Polatoğlu
Vicdan Testi
Halil Gülel
Kim ateşliyor bu fitili
Hasan Kayıhan
Ben "Hicbir Şey" demiyorum!..
Nuran Yelkenci
Peygamberleri Rahat Bırakın
Üzeyir Lokman Çaycı
Yolcular
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Sebahattin Çelebi
Sevdiğin kadarım ben...
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Mustafa Can
Benzemek Aynısı Demek mi....
Ayten Kılıçarslan
Erkekler farklı mı ölür?
Serdar Çelebi
ETU (Europaische Türkische Union)  ne yapıyor?
Betül Parlar
Sigara Bağımlılığı
Yakup Tufan
Almanyadaki yeni neslin tarih bilinci
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Şefik Kantar
Bir Yürüyüşün Anotomisi
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç