·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA SMS  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
·  CHAT  
·  NETMEETING  
   
   


  DÜŞÜNCE TURU

               Fikret Ekin

 

fikretekin@web.de


Arılardan İnsanlara...

      Hayvanlar alemi ile ilgili belgeselleri seyreder misiniz bilmiyorum. Ama eğer böyle bir alışkanlığınız yoksa, tavsiye ederim. Hele yorumcunun yorumuyla yetinmeyip de, seyrettiğiniz olayları insanlar alemindeki olaylarla ilişkilendirerek seyredebilirseniz, gerçekten büyük bir zevk alacağınız ve çözemediğiniz pek çok olayı, daha kolay anlayacağınıza emin olabilirsiniz...

      Zaten inanan bir insan olarak, “yaratılmış” herşeyin bir hikmetinin  olduğunu/olması gerektiğini biliyoruz. Aynı zamanda bu “hikmetin” aranıp/bulunması gerektiğini de, bunun inanan her insanın vazifesi olduğunu da, Kur’an-ı Kerim’deki  “yarattıklarımızda ayetler gizlidir” mealindeki uyarıdan da “hiç düşünmez misiniz?”, “hiç ders almaz mısınız?” mealindeki ikazlardan da  anlıyoruz.

      Geçtiğimiz günlerde yine bu düşüncelerle oturdum TV’nin karşısına. Ciddi bir belgesel vardı, arılarla ilgili...

      Katil Arılar (Killer Bienen) ile ilgili detaylı bilgilerden sonra, sıra “Kap Arıları” (Kap Bienen) ve Afrika Arıları (Afrikanische Bienen) arasındaki ilişkilere gelince, neredeyse küçük dilimi yutacaktım...

      Yorumcu anlattıkça, ben bu arı çeşitlerinin isimlendirilmesinin dahi bir mana içerdiğini fark etmenin merakıyla, ülkemdeki  ve azgelişmiş ülkelerdeki, daha doğrusu sömürge ülkelerindeki yöneten/yönetilen; sömürücü/sömürülen ilişkilerini düşünmeye başlamıştım bile... Daha doğrusu “modern emperyalizmin” modelini nereden aldığını anlamaya başlamıştım diyebilirim.

      Arılar alemiyle modern Emperyalizm, ne alaka diyebilirsiniz...

      Canım bu kadar komploculukta olmaz artık da diyebilirsiniz...

     
Ama ben İslam Alemini  geçmişte güzel günlere götüren anlayışın “gözlemci eğitim”, Batı’ya Ortaçağ karanlığı yaşatan anlayışın da, skolastik/ezberci anlayış olduğuna; İstanbul’un Fethi ile roller değiştiği için, bugünkü manzaranın ortaya çıktığına inanmışım bir kere..

      Ve ben kurtuluşumuzun da, yine aynı yolla, yani “yaratılan herşeyi Ayet, anlamayı bekleyen, anlaşılmayı bekleyen, açıklayan, izah eden bir potansiyel taşıyan bir bakışla değerlendirmekten geçtiğine inanmanın ve bunun gereğini yapmanın, Mü’min olmanın gereği olduğuna, inanmışım bir kere...

      Öyle ya, başka türlü olsaydı; ne diye Kur’an-ı Kerim ebabil kuşlarından bahsetsin, incir ve zeytin üzerine yemin etsin, yıldızlardan, gökten; güneş ve aydan bahisler açsındı ki?..

      Herneyse, konumuz arılarla ilgili bir belgeseldi ve ben Kap Arıları ile Afrika Arıları arasındaki ilginç, ilginç olduğu kadar da dersler verici  hikayeyi anlatacaktım  madem, öyleyse ben seyrettiklerimi anlatayım, yorumunu siz yapınız, bakalım benim hissettiklerimi hissedebilecek misiniz?

      Efendim olay şu: Belgesel filmi anlatanın anlattığı ve gösterdiğine  göre; Kap Arıları, Afrika Arıları ile geçinemiyorlar, daha doğrusu, Afrika Arılarının kovanlarını ele geçirmek tüm dertleri...

      Ne yazık ki, er meydanında savaşa tutuştuklarında, tüm çabalarına rağmen, hiç bir şansları olmuyor Kap Arılarının, Afrika Arılarına karşı...

      Onlarda kovanı ele geçirmeyi koymuşlar ya kafalarına, bir başka metod geliştirmişler(!), (yani öyle yaratılmışlar aslında, biz ders alalım diye).

      Afrika Arıları çalışkan ve savaşcı bir topluluk. Lakin kendilerine güvenden midir, nedendir; kovanlarına  giren 5-10 yabancı arıya da hiç ses çıkarmıyorlar. Hatta onlara oldukça sıcak alaka gösteriyorlar. Yani oldukça misafirperverler ve hoşgörülüler...

      Kap Arıları (ki isimleri herhalde beyaz azınlığın onlarca yıldır siyahi çoğunluğu sömürdüğü Güney Afrika’nın Kapstadt şehrinden esinlenerek verilmiş olsa gerektir, tesadüfe bakın(!)), Afrika Arılarının bu özelliğini/hasletini biliyorlar.

      İşin ilginç kısmı da, en azından benim için, burada başlıyor: Yedişer, sekizer guruplara ayrılan Kap Arıları; her bir gurup, bir Afrika Arısının kovanına olmak üzere, sızıyor/misafir oluyor.

      Afrika Arıları bu yeni gelen misafirlere, mayalarının gereği, ellerinden gelen hizmet ve hürmeti gösterirken; Kap Arılarından, biri fırsatını kollayarak, Afrika arılarının kraliçesinin yanına sokuluyor ve onu öldürerek, kılık değiştirip, onun yerine geçiyor...

      Ve başlıyor her bir yumurta gözüne dört-beş yumurta bırakarak, Afrika Arılarının kovanında, onların iyi niyetini istismar ederek, onları içinden çıkamayacak bir çalışma temposuna itmeye.

      Malum, her bir göze bir yumurta bırakılması gerektiği halde, üç-beş yumurta bırakılınca, zavallı Afrika Arıları daha büyük bir gayret göstermek zorunda kalıyorlar ve bu hızlı tempoya  dayanamadıkları için de, bir bir dökülüyor, ölüyorlar.

      Yumurtalığa bırakılan yavrularda, bir kişilik kabinlerde, üçü-beşi bir arada olduğu için, sakat ve hastalıklı doğdukları için, uzun ömürlü olamıyorlar.

      Neticede Kap Arısı, sahte kraliçenin ayrı bir yere, özel olarak, birer birer  bıraktığı, kendi cinsinden yavrular, kovandaki diğer misafir Kap Arılarının da ilgisiyle gelişiyor, gürbüzleşiyor ve Afrika Arılarının kovanına/ balına; mülkine/malına konuveriyorlar...

      Ne dersiniz, dünyamızın son ik-üç yüzyılında ki gelişmelere benzemiyor mu durum?

      Bilhassa İslam ülkelerindeki ve azgelişmiş ülkelerdeki, halka yabancı idareciler, Afrika Arılarının konumundaki KAP ARISI Kraliçeye benzemiyorlar mı?

      Fazla mı zorladık konuyu?

      Siz isterseniz yine de, bizden diye başımıza getirdiklerimizin bir süre sonra, bizi neden hayal kırıklığına uğrattıklarını; onların geliş/getiriliş biçimleriyle birlikte ve içimize aldığımız misafirlerin marifetleriyle birleştirerek, bir daha düşünün...

       Bir de bu belgeselleri yapanların, bunca zahmeti babalarının hayrına yapmadıkları, yaratılmışlar aleminden dersler almak için yaptıklarını unutmayalım tabii...

      Gerisi tek cümle: “Yeryüzünde söylenmemiş tek söz, üzerine güneş doğmamış tek olay yoktur”.

      Yeter ki biz okumasını, düşünmesini, bakmasını ve ders almasını bilelim.

      Alem Ayet’lerden müteşekkildir!

SAYFA BASI


Yazarın diğer yazıları:

Arılardan İnsanlara...
Komplo Teorisi Yok-5
Komplo Teorisi Yok-4
Komplo Teorisi Yok-3
Komplo Teorisi Yok-2
Komplo Teorisi Yok-1
Kerkük, Ne Kadar Türk?
Dededen Toruna Türkçe(!)
İman'ı Vurdular
Bir Ramazan Daha Geçti!
Bir Konuşmaya Notlar..
Güvenlik mi hürriyet mi?
Hadi oradan sende...
''Bu Ne Kafa"
''Puzzle'' ın bütününü görmek (3)
''Puzzle'' ın bütününü görmek (2)
"Puzzle'' ın bütününü görmek (1)
Berlin`deki Yargıclar izinde mi?
Ne olur, ne olmaz
Cadı Avı
Bizden hatırlatması
İki Olay ve Hasta kafa
İnsanlığa Kurulan Tuzak
Bir Bu Eksikti!
Bütün “teferruatta” mı saklı?
Kaşınan ve Kaşıyanlar
Dünden Bugüne Değişen Bir Şey Yok
   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Fikret Ekin
Arılardan İnsanlara...
M. Ali Aladağ
Türk de Olmasa.....
Üzeyir Lokman Çaycı
Dilde Bozulmalar 
ve Kültür Yozlaşmas
ı
Yakup Yurt
Gurbetten Gelmişim...
Nuran Yelkenci
Kilitli Kapıların Ardındaki Sonsuz Hayat
Yılmaz Kuzucu
Röttingen deki „İslam Projesi“ tüm okullara örnekti
Mahmut Aşkar
Zalimler Dünyasının Mazlûmları
Sebahattin Çelebi
Ben İstanbul’dum
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Orhan Aras
Aman da beyler kavgadan geldim yorgunum...
Mustafa Can
Benzemek Aynısı Demek mi....
Hidayet Kayaalp
Kendimizle İletişim
Ali Kılıçarslan
AB’nin hutbe rahatsızlığı
Hasan Kayıhan
Avrupa Türkçesi veya Eurotürkisch
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Ayten Kılıçarslan
Erkekler farklı mı ölür?
Şensel Aşkın
Küresel ruh krizi
Betül Parlar
Sigara Bağımlılığı
Serdar Çelebi
ETU (Europaische Türkische Union)  ne yapıyor?
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Şefik Kantar
Bir Yürüyüşün Anotomisi
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Yakup Tufan
Uyum nedir?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Aynı acıyı duyanlar en samimi olanlardır
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç