·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA SMS  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
·  CHAT  
·  NETMEETING  
   
   


  DÜŞÜNCE TURU

               Fikret Ekin

 

fikretekin@web.de

BİR BU EKSİKTİ!

ikret Ekin

 

         40 yıllık göç hayatımızda yanlışlar yanlışları kovaladı...
     İhmal ve ihanet, gaflet ve dalalet elele vererek yollarımızı kesti durdu.
     "Yabancıya ev yok" diye başlayan ayrımcılık, "Leitkultur" tavanına vurdu.

     Okulda çocuklarımızın uğradıkları ayrımcı tutumlar yüzünden aksayan çocuklarımızın eğitimi, bizim ihmal ve bilgisizliğimiz, yetkililerimizin yetkisizlik ve ilgisizlikleri ile kansere döndü.

     Kendilerine teslim ettiğimiz çocuklarımızın "Almanca öğrenemedikleri" iddia edilerek, başarısızlıkları örtbas edilmek isteniyorduki; Alman Eğitim Sisteminin iflası ilan edildi. Tam nefes alacaktık ; başarısızlık bizin çocuklarımıza mahsus değilmiş diyeki; o başarısızlığın suçu da bizim sırtımıza vuruldu: "Yabancı çocuklarının sınıflarda  yoğun oluşu imiş, Alman Eğitim Sisteminin iflas sebebi"

     Biz "göçmensiz göç komisyonlarının" çalışmalarıyla ilgilenirken, "Almanya nın bir göçmen ülkesi olduğunun kabulü" hariç, hiç bir iyileştirici maddesi olmayan ve hatta "hak gasbeden" Göç Yasası da imzalanıverdi...

     Biz "ama" diyemeden, CDU bu yasayı dahi fazla bulmuş olmalı ki, bastı bağırtıyı: "istemeyiz"...

     Aleyhimize olduğu aşikar olan "Göç Yasası"nı savunmak ta yine bizimkilere düştü...

     Derken, vazifesi Almanya'da ve hatta Avrupa'da Müslüman-Türk varlığının muhafazası olan, bu vazife için maaş aldığını "sandığımız" bir yetkilimiz, "50 yıl sonra Avrupa'da müslüman da, Türk de kalmayacak "diyerek yaramızı deşti...

     Merkez Bankası skandalı, Pembe Kart mavalı, Çifte Emeklilik masalı, işçi şirketleri yalanı, Holding martavalı geldi ve geçti...

     Her yıl "izin" mevsimi yaşadığımız sahipsizlik, soygun ve vurgun, perişanlık, vize işkencesi, triptik çilesi, gümrük muamması zaten olağan sayılan bir işti...

     "Medeniyetler Çatışması" teziyle başlatılmak istenen ve artık tüm açıklığıyla sırıtan "İslam düşmanlığı"na destek mahiyetli 11 Eylül olaylarından sonra ise tüm "bozalar ensemizde" pişti...

     O günlerde başlatılan ve halen devam ettirilen "İslami Cemaatler" hakkındaki yetkili- yetkisiz tüm açıklamalar, yapılan uygulamalar, sabır taşını dahi çatlatacak, bardağı taşıracak kadar iğrenç ve gülünçtü...

     Ama hiçbiri, yerli-yabancı tüm Almanya'nın, dolayısıyla Almanya'da yaşayan insanların İçişleri Bakanı olması gereken, eski yeşil, yeni kızıl Otto Schily'nin 27 Haziran 2002 tarihli "Süddeutsche Zeitung"da çıkan açıklamaları kadar sarsıcı, korkutucu ve uyandırıcı olmadı, olamazdı...

     Çünkü söylenenler tek kelimeyle vahimdi. Söylenmek istenip de, söylenemediği satır aralarından, konuşmanın tutarsızlığı nedeniyle, çıkarılanlar ise çok daha vahimdi.
Asıl korkunç olanı ise, bunu Schily'nin;  Schönhuber'in, Bäckstein'ın veya benzeri herhangi birinin değil Schily'nin, Otto Schily'nin, Almanya İçişleri Bakanı olan bir zatın söylemiş olmasıydı... Hem de kamuoyu önünde, kesin ifadelerle...

     Çok daha vahim olanı, geçmişinde "ırkçılığın" kurbanı olduğunu iddia eden ve ırkçılığa karşı verdiği mücadeleyle öğünen bir partinin, SPD'nin hükümetinde, SPD'den bir bakanın açıkça "Leitkultur" tartışmalarından daha ileri derecede bir söylemde söylemesiydi sözlerini...

     Ne demekteydi sayın Schily?
"Benim için en iyi uyum (entegrasyon) eritmedir (asimilasyon)."
"Ben birinci dili Türkçe olan homojen bir Türk azınlığı istemiyorum."
"Göçmen Alman kültürüne, Alman diline girişi sağlamak mecburiyetindedir."
"Türkler bizim kültür alanımız içine girmelidirler. Anadilleri Almanca olmalıdır."

            Daha neler, neler...

     Peki insanların inanç hürriyeti, dil ve dinlerini koruma hakları, insan hakları, " Kopenhag Kriterleri", bütün bunlar ne olacak?

     Onlar beyni gelişmemiş, vicdanı satılık insanların yönetimindeki, az gelişmiş ülkelerin, baskı altında tutulabilmesi için kullanılan birer silahtırlar. Gelişmiş ülkelerin kriterlere ve kurallara ihtiyacı yoktur. Çünkü kuralları koyanlar, diledikleri gibi uygulama ve kaldırma hakkına sahiptirler öyle mi (?)...

            Yaşasın Ortaçağ Avrupasının modern versiyonu...
            Ve yaşasın her fırsatta Kopenhag Kriterlerini burnumuza kurtuluş reçetesi olarak dayamayı "devlet adamlığı" sanan şaklaban siyasilerimiz...
            Ve de yaşasın gücün hakim olduğu dünyamızda, hakkını bekleyen dağınık, masum mazlumlarımız..(!).
            Veya ne ?..

SAYFA BASI




Yazarın diğer yazıları:


Bir Bu Eksikti!
Bütün “teferruatta” mı saklı?
Kaşınan ve Kaşıyanlar
Dünden Bugüne Değişen Bir Şey Yok

   
SAYFA BASI

ekin@turkpartner.de

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Editör'den

Hedef

Fikret Ekin
Bir Bu Eksikti!
Ismail Tüysüz
Yeşilçamda bir emekci
Muhsin Ceylan
"Günah işliyorsunuz, futbol gavur icadı" diyenler protokolde artık.
Fazlı Arabacı
Eğitimsizlik mi 
Kader mi ?
Mahmut Aşkar
Ülküler öldü mü
İsmail Altıntaş
Milli ve Manevi Değerler
Latif Çelik
İyi geceler Türkiyem. Rahat uyu…
Sizden Biri
Uyarı
Şefik Kantar
Önemli bir başarı !
Ali Kılıçarslan
40 yıl önce 40 yıl sonra
Ramazan Alp
Şiirin yalnızlığı
Abdullah Güler
Ahmet'in Hikayesi