·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA SMS  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
·  CHAT  
·  NETMEETING  
   
   


  DÜŞÜNCE TURU

               Fikret Ekin

 

fikretekin@web.de


CADI AVI

Tesadüfen açtığım televizyonda, bir Alman kanalı, Avrupa’nın bir dönemine damgasını vurmuş olan, “Cadı Avı” ile ilgili bir belgesel yayınlıyordu.

           
Programı sunanın deyimiyle “Kilise ve devletin birlikte dini bir vecd ile yürüttükleri ve hemen hemen bugünkü Avrupa kıtasının tamamını, 3-4 yüzyıl etkisi altına alan bu avda, 500 bin ile 5 milyon insan, büyük çoğunluğu kadın olmak üzere yakılmıştı.”

            Programda söz alan kilise yetkilileri, geçmişlerinde haleflerinin büyük bir heyecan ve vecd ile, ibadet aşkıyla işledikleri bu cinayetleri, savunamamanın sıkıntısı yüz ifadelerinden belli olan bir biçimde, ıkına – sıkına kınadıklarını belirtiyor ve hemen ilave ediyorlardı: “bu cinayetler hristiyanlığa mal edilemez.”

           
Haklıydılar tabii.

           
 Ne engizisyon mahkemelerinin katliamı, ne İspanya’da Müslüman ve Yahudilere uygulanan mezalim, ne Amerika ve Meksika’da Astek ve Mayalara uygulanan dini baskılar, ne Avrupa’yı kasıp kavuran mezhep kavgalarındaki vahşetler, ne de yüzyıllar sonra Papa Jaen Paul’u dil ucuylada olsa özür dilemeye zorlayan haçlı seferlerindeki hunhar ve barbar cinayetler, ilahi bir din olan iseviliğe, kitabi bir din olan hristiyanlığa mal edilemezdi şüphesiz..

            Ama “hristiyanlık” adına bu cinayeti işleyen “hristiyanlar” da, o devir kilise yapısı da ve onlara uyan devlet idareleri de masum sayılabilir miydi acaba? 

            Bugünün dünün hristiyanlık adına sergilenen vahşeti karşısında yutkunan sorumluları; yarınlarda bugün işlenen cinayetler karşısındaki tavırlarınıda sorgulanmayacaklar mıydı acaba?

            Dünü savunamayan ve topu tarihe atan yetkililer, kendi devirlerinde sürüp giden “Cadı Avından” da sorumlu değiller mi dersiniz? 

            Bugün, bilhassa komunizmin yıkılışıyla birlikte, bilinerek ve kasıtlı olduğu aşikar olarak başlatılan, bilhassa 1979 İran İmam Humeyni harekatından sonra ısıtılıp, 11 Eylül olaylarından sonra alevlendirilen “İslam düşmanlığı”ndan da aynı neticelerin çıktığını ve çıkabileceğini göremiyorlar mı acaba?

            Son günlerde başlatılan “tesettürlü” müslüman kadınlarına yönelik tartışmaların ve sözlü, fiili saldırıların “Cadı Avı”na benzeyen taraflarını göremiyor olabilirler belki...

            Ya islam coğrafyasında hergün binlerce masum çocuk, kadın ve ihtiyarın katledilmesini, kılını kıpırdatmadan seyredenler, bunun İspanya katliamına, kızılderili soykırımına benzediğini de farkedemiyorlar mı dersiniz? 

           Cevapsız kalan ve kalacak olan yüzlerce soru...

Yüzyıl sonra, bir televizyon kanalında, bugünleri değerlendiren bir belgeseli seyreder gibiyim: “ekranda konuşan adam 2000’li yıllarda Avrupa’da “tesettürlü” olduğu gerekçesiyle müslüman kadına yapılan haksızlıkları, hakları gasb edilen masum insanları anlatırken, mikrofon tuttuğu yetkililer, yapılanlardan duydukları üzüntüyü ıkına – sıkıla anlatmaya çalışırken, ilave ediyorlar: “fakat tüm bu vahşeti batıcılığa, hristiyanlığa ve laikliğe mal edemezsiniz”. 

            Haklıdırlar tabii herzaman olduğu gibi (!)

            Peki ama, bu cinayetleri olmamışta sayamayız ki!..

            Hem bizim derdimiz mesul bulmakta değil ki...

            Sadece bir çarpıklığa dikkat çekmek, eğer anlayacak bir vicdan ve izan sahibi kalmışsa, bizim niyetimiz...

            Ne diyordu G. W. F. Hegel yıllar öncesinde “tanrı anlayışı çarpık olan bir toplumun devleti de, hükümeti de, kanunları da çarpık olur”. 

            Yani ?

           
Ruhi dengesi bozuk olan bir insandan, dengeli davranışlar beklemek budalalıktır.             Aynı şekilde ruh dengesi sağlanamamış olan toplumlardan da; dengeli, adil davranış beklenemz.

            Toplumun batılı, doğulu, güneyli, kuzeyli olması fark etmez.

            Devletin adınında demokrat, sosyalist, monarşik, diktatör vs. olması; teokratik, laik, dini veya dinsiz diye adlandırılması birşey ifade etmez...

            Çünkü inanç, insanın ve dolayısıyla toplumun ruhi dengesiyle ilgilidir.

            İnancı dengeli olmayanların davranışlarında denge beklenemez...

            Çünkü doğruları çıkarlarına endekslidir, inançlarına değil...

           
Yani çıkarlarını tanrı edinmişlerdir, tanrılarını da çıkar vasıtası...

            Çarpıklık buradadır, Hegel’in dikkat çektiği gibi..

            Gerisi “kumda çöple oynamak”.

           
Veya “Cadı Avı”nın modern versiyonu: “kamusal alanda tesettürlüye yer yoktur!” (şimdilik) 

SAYFA BASI




Yazarın diğer yazıları:

Cadı Avı
Bizden hatırlatması
İki Olay ve Hasta kafa
İnsanlığa Kurulan Tuzak
Bir Bu Eksikti!
Bütün “teferruatta” mı saklı?
Kaşınan ve Kaşıyanlar
Dünden Bugüne Değişen Bir Şey Yok

   
SAYFA BASI

ekin@turkpartner.de

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Fikret Ekin
Cadı Avı
Şefik Kantar
AB ilerleme raporun’da unutulan bazı hususlar
Mahmut Aşkar
Düşünmeye zaman var mı?
Sizden Biri
Seccadem
Ismail Tüysüz
Zamanı saklamanın sihri
Muhsin Ceylan
Değişen Almanya´ya ayak uydurmak
Üzeyir Lokman Çaycı
Savaş Dansları
Dr. Nebil Bozdoğan
Sars hastalığı ve bugünkü bilgilerimiz
İsmail Altıntaş
Akıl, Vahiy ve İslam Toplumları...
Ali Kılıçarslan
Sömürge Medeniyeti
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bağdat Bağdat
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç