|
Kaşınan
ve Kaşıyanlar
“Makedonya
meselesi son bulmadan Ermenistan ve Suriye meseleleri başgösteriyordu.
Daha ötede bir çok müzmin davalar duruyordu. Çoktan beri
tedavisiz ve ihtimamsız bırakılan dertler
yeniden meydana çıkıyordu. Yüce Allah’ın:
“Hayatı ciddiye almayıp lâkayıt davrananalar
helâk oldu” (Hadis-i Kudsî) beyanı yerini buluyor ve
bir ihtiyacı temin etmeyenler, bir derdin çaresini
vaktinde aramayanlar helâk ve yok olmaya hak ediyorlardı.
Yalnız Avrupa siyaset adamlarını Türkiye
lehine de kazanmak için masonluğun ve Arnavutluğun
teveccühünü çekmek maksadıyla da Bektaşiliğin
yayılmasına pek büyük hizmetler sarfetmişlerdi.”
(a.g.e. s.40)
Sağ – sol çatışması son bulmadan
Ermeni Asala meselesi, Kıbrıs meselesi patlıyor,
onlar halledilmeden Kürt meselesi PKK ile öne fırlıyordu.
Bu meseleler toplumda usanç vermeye başlayınca Alevî-Sunnî
meselesi, bu tutmayınca da Laik-Antilaik meselesi gündeme
sunuluyor ve Ermeni meselesi tekrar masaya getiriliyordu... Hiç
bir mesele vaktinde çözülmüyor, bir takım tavizlerle
bir başka sürece erteleniyordu... Yani yüzyıl öncesi
ile, isimler hariç, hiç bir konuda günümüz farklılık
arzetmiyor. Hatta o kadar ki, tıpkı yüzyıl öncesi
gibi yine bugün de Avrupa’ya hoş görünmek için:
tarikatların şiddetle yasaklandığı, kınandığı
Türk siyasetinde, Bektaşilik – alevilik öne çıkarılmaya
çalışılıyor ve Hacı Bektaş
Kutlamalarına Cumhurbaşkanı, Başbakan
dahil cümle zevat katılınıyor... Avrupa’da
alevi derneklerinin kurulması, geliştirilmesi Türkiye’dekine
paralel destekleniyor... Masonluk yine yüzyıl öncesi
gibi el üstünde tutuluyor... Yani kelimenin tam manasıyla
değişen bir şey yok...
“Yapılan müthiş fenalıklardan
birisi de İttihat ve Terakki’nin orduya dayanması
ve her kuvveti kendi varlığının dışında,
kendisinden başka bir yerde görmesiydi. Bunun tesiri pek
fena oldu. Esasen ordunun inkilaba alet olması gayri
tabii bir şey idi. Bunun böyle olmasından ilk
zamanlar için, fevkalade sebebler kabul edilmiş olsa
bile, ordunun bundan sonra da siyasetle uğraşması
bir felaket olurdu. Nitekim böyle de oldu. Bütün fenalıklar
da buradan geldi. Görevi sadece harbe hazırlanmak olan
ordunun siyasetten ayrılmamasına sebebiyet veren
Mahmut Şevket Paşa merhum idi. Bu zatın
kuvvetli zeka ve kavrayışlı faaliyeti,
vatanseverliği inkar olunamaz. Fakat aczi ve zaafı,
tereddütü de çok kötü tesir yapmaktan geri kalmamıştır.
Mahmut Şevket Paşa orduyu siyasetten, hükümete
müdahaleden çekebilirdi ve bunu yapmak için lazım
gelen kuvvete sahip olan tek adam kendisiydi. Edirne’deki
meşhur konuşması bu muhim ihtiyacı tekdir
ettiğine delalet eder. Ne çare ki daha sonra kendisini
yuvarlanmaktan kurtaramadığı uçuruma orduyu da
beraberinde sürükleyip götürdü.”
Bu
satırlar yaklaşık yüzyıl önce İttihat
ve Terakki zamanı için yazılmış ve acı
akibet görülmüş... İttihat ve Terakki’nin devamı
olan Cumhuriyet’in kurucuları aynı yanlışı,
aynı şekilde tekrarlamışlar, netice ortada...
Ve şu an Türkiye hakkında bir yazı yazılsa
sanırım yukarıdaki sözlere –isimleri değiştirmenin
dışında- ilave edilecek tek kelime dahi olmaz. Yani
bu cephede de değişen bir şey yok...
SAYFA
BASI
Yazarın
diğer
yazıları:
Kaşınan
ve Kaşıyanlar
Dünden
Bugüne Değişen Bir Şey Yok
SAYFA
BASI
ekin@turkpartner.de
|