|
|
DÜŞÜNCE
TURU Fikret
Ekin
|
|
|
fikretekin@web.de
|
BÜTÜN
“TEFERRUATTA” MI SAKLI?
Samuel Hantington, komünizmin bitişiyle birlikte,
düşmansız kalan Batı’nın karşısına
yeni bir düşman olarak,doğrudan olmasa da, islamı
oturtmuş ve 2000’li yılların bu düşmanla
mücadele ile geçeceğini belirterek, “kültürler
savaşı” adını koyduğu savaşın
müddet ve malzemelerini de belirtmişti, Pentagon’a
sunduğu ve daha sonra yayınlanan eserinde...
Eğer bu tez doğruysa ve uygulanıyorsa;
herhalde ilk iş düşman taraflarından birinin
diğerine saldırmasıyla başlamalıydı!
Eh, bu silahlı bir savaş olmadığına
ve “kültürler arası” bir savaş olduğuna
göre de, her halde saldırılacak olan inancın
önce hayata yansıyan,
“kültürleşmiş” kısmına
olmalıydı bu saldırı...
Önce gündeme kavramlar getirilerek, savaşın
malzemeleri belirlenmiş ve ayrışım kesin
hatlarla belirlenmiş oldu: “siyasi islâm”, “fundemantalist”,
radikal islâm”, “ılımlı islâm”,
sıcak islâm, soğuk islâm vs. vs.
Sonra Batı bu kavramları, kendi “ortaçağ
karanlığının” karanlık
kavramlarıyla içini doldurarak, piyasaya sundu ve “nasıl
bir islâm” istediğini söyleyemediği için, “nasıl
bir islâm” istemediğinin hatlarını çizdi...
Daha sonra da “maşalar”ı
marifetiyle, aslında çağımızda birinci
kuvvet olan, “beşinci kuvvet” dedikleri medya
vasıtasıyla, ağırlıklı olarak
islâm ülkelerinde olmak kaydıyla, dünya kamuoyuna
bunları yavaş yavaş lanse etmeye başladı.
Zaten “otorite” boşluğu olan, bu yüzden
de “kapanın elinde kalan” “islâm düşüncesi”
de, varlığını başkalarının
varlığına bağlamış
“şahsiyetsiz” şahısların
mevcudiyeti ile, istenilen malzemeleri sunmakta gecikmedi...
Eğer “kültürler çatışması”
yaşanacak idiyse, önce boğulmak istenilen inancın
mensuplarının kendi içinde boğuşmaya
itilmesi gerekiyordu ki; zaten Samuel Hantington’da
Pentogan’a öyle tavsiye etmişti: “İslâm ve
Hindu mensupları kendi içlerinde bölünme ve parçalanmalara
tabii tutulmalı... Parçalanmalar desteklenmeli ve körüklenmeliydi”.
“Ilımlı islâm” ve “demokrat
müslümanlar”, “fundementalist” veye “radikal
islâmcılar”a karşı, kıyasıya
bir mücadele başlattılar ve tabii bunun tersi de
aynen vakii idi...
Mesela sadece Türkiye’de ki son gelişmeleri,
kafa gözüyle değilde gönül gözüyle ve bağnazlıktan
uzak kalabilerek, takip edebilenler, bunun çok açık
emarelerini yakalayabilirler...
Hiç kimse, “İslâm”ın ılımlısı,
radikalı, sıcağı, soğuğu da ne
demek? İslâm bir dindir ve her “dinin” kuralı,
kavramları ancak o din tarafından izah edilen şekliyle
anlaşılabilinir. “Müslümanım”
diyenlerin “islâm anlayışı” ancak
kendilerini bağlamalıdır. İslâm ise ancak
kendi kaynaklarıyla değerlendirilebilinir...
İşte Kur’an, işte sünnet, ve işte islâm
tarihi; tartışacaksak bu zeminde tartışabilinir,
değilse maksat açıklansın! Demedi, diyemedi,
diyemez(miy)di...
Hrıstiyan, yahudi terörü yokta niye islâmî terör
oluyor, düşünemedi.
Tartışma derinleşti...
Tartışma derinleştikçe saflar ve
hatlar keskinleşti...
Saflar ve hatlar keskinleştikçe, taassup derinleşti,
koyulaştı...
Cihanşumül olan bir din için “taassup”
ölüm demekti...
İstenen sona bir adım daha yaklaşılmıştı
artık. Tartışan taraflar hem güç kaybediyordu,
hem lüzumsuz yere güç harcıyordu, hem de teferruata
dalarak, ana gayeyi kaybediyorlardı...
Çünkü “şeytan teferruatta gizliydi”.
Ve ikinci hamle başladı: yasaklar,
engellemeler ve temizlik harekâtı...
Aynı anda da yerine “yenisini ikame” çalışmaları...
Çünkü tabiat boşluk kabul etmiyordu... Boşalttığınız
her değerin yerine, yenisini siz koyamazsanız,
onu başkaları koyardı ki; sizin olmayan değerler,
sizin değerlerinizin yerine oturtulmuş olsun.
Türkiye’deki son “yasak” uygulamalarını
ve “turizm” adına, “Avrupa Birliğine”
girme umuduna, “ekonomik kriz” senoryası üzerine
bina edilen “ortaçağ tarihini canlandırma”
çalışmalarını, bir de bu yönüyle düşünürsek,
ne demek istediğimiz anlaşılır sanırım...
Tabii “puzzel”in parçalarını
yerli yerine oturtabilecek bilgi ve beceri sahibi isek ve biz
de gözlerimize “at gözlüğü” takmamışsak....
En önemlisi de, kendimize “Allah’dan başka
ilahlar” edinmemişsek...
Öyleyse, şimdi artık sorunuzu sorabilirsiniz:
Genelde İslâm âlemi, özelde Türkiye, daha özel de
Avrupa’da neler oluyor islâmla ilgili?
Bu yasak ve engellemelerin hedefi ne?
Bir başörtülü kadın, neden Almanya’da
veya Avusturya’da okul temizleyebiliyor da, öğretmen
olamıyor? Başörtüsü bir sembol mü? Neyin ve
kimin sembolü?
Yoksa tesettür” hakikaten bir “teferruat”
da, biz mi farkedememişiz?
O zaman karşı tarafın bu konudaki israrı
niye? Niçin böylesi küçük bir “teferruat” için
“demokrat oluşlarını, insan hakları
ve inanç hürriyeti savunuculuklarını” feda
ediyorlar?
Ne dersiniz?
“Bütün, ayrıntılarda mı saklı”
gerçekten?
SAYFA
BASI
Yazarın
diğer
yazıları:
Bütün
“teferruatta” mı saklı?
Kaşınan
ve Kaşıyanlar
Dünden
Bugüne Değişen Bir Şey Yok
SAYFA
BASI
ekin@turkpartner.de
|
|
|