|
DÜŞÜNCE
TURU Fikret
Ekin
|
|
|
fikretekin@web.de
|
Berlin`deki Yargıclar izinde
mi?
11 Eylül olaylarının ardındaki sis perdeleri henüz aydınlanamadı...Her
ne kadar olay, “İslami Terör” gibi akla, izana, vicdana sığmayan bir
toptancılık içinde sunulsa da, gerçeğin köklerinin çok daha
derinlerde ve gerilerde olduğu bugün bilinen bir gerçek.
Bilinen bir diğer gerçek, Taliban ve bin Ladin’in, Pakistan ve
ABD istihbaratları tarafından, mücahidler ruslara karşı savaşırken,
onların çocuklarının mülteci kamplarında toplanılarak yetiştirildiği
ve ruslar ülkeyi terk eder etmez, bu hazır kıtaların Afganistan’a sürüldüğü
gerçeği...
En önemlisi de, bütün bunların Komünizmin yıkılışından
sonra, kendi toplumları düşmansız kalmasın ve rahata kavuşmasın, düşünerek
yapılan soygun ve vurgunları fark edecek zamanı bulamasın; yıkılan
yerler tekrar tamir edilerek, kendi çirkin çarkları dönmeye devam etsin
gibi pek çok gayeye matuf “yeni düşman İslam” gerçeği...
Ancak bizi birinci derecede ilgilendiren gerçek, Almanya’nın 11
Eylül olaylarından sonraki, Almanya’da yaşayan müslümanlara karşı
takındığı akıl almaz, hukuk ile bağdaşmaz, uyumu engelleyici, gelecek
ile ilgili derin izler bırakacağı su götürmez olan tavır ve
uygulamalar...
11 Eylül olaylarının hemen akabinde, “mal bulmuş magribi” gibi
“İslami Terör” hakkında rencide edici demeçlerle açıklamalar
yapılmaya başlandı ve hatta sayılar verilerek, “potansiyel suçlulardan”
dem vurmaya kadar iş götürüldü.
Oysa hiç bir hukuk devletinde, insanlar işlemedikleri suçlardan
dolayı, “suç işleyebilecekleri” ön kabulü, zannı ile
rencide edilemez,taciz edilemezdi, edilmemeliydi...
Önce Hamburg’da tutuklamalar duyuldu “medya yargısız infazı”,
resmi açıklamalar eşliğinde, Alman toplumunu müslümanlara karşı
korku ve paniğe itti.
Sonuç? Davalar bir bir sonuçlandı: Beraat
Sonra Heidelberg civarında “bir büyük İslami terörist” keşfedildi...Tonlarca
patlayıcı bulunduğu, erken davranılmasaydı bir büyük felaket olacağı,
o teröristin bağlantıları yazıldı çizildi, korkular kabusa dönüştürüldü...
Sonuç? Tam bir fiyasko...
Utanması gerekenler, özür dilemek yerine, yeni “potansiyel suçlular”yaratmanın
gayretine düştüler...
Otuz Camii, hiç bir hukuka sığdırılamayacak keyfi zorlamalarla
basıldı, arandı, kapatıldı.
Ardından altmış küsür camii aynı usul ve uslupla, daha doğrusu
uslupsuzluk ve usulsüzlükle basıldı,arandı, kapatıldı...
Sonuç? Bize ulaşmış hiç bir suç unsuru açıklanmış değil...
Aynı günlerde Anayasa mahkemesi, Anayasa da “din ve vicdan hürriyeti”
‘nin teminatı olan bir kurum olmasına rağmen, tesettürle ilgili
davada, topu siyasilere atarak, bir ilke imza atmış oldu...
Sonuç? Yasaklar sıraya dizilmiş vaziyette...
Sonra hangi kuruluşa ait olduğuna bakılmaksızın; Almanya’nın
değişik şehirlerinde, hemde Cuma günleri, Camii baskınları arzı endam
etmeye başladı, peş peşe...
Sonuç? Şimdiye kadar suç unsuru bir tek olaya rastlanmış
olduğuna şahit değiliz...
Aksi olsaydı, neler olacağı erbabınca malumdur...
Ve camilerin masumiyetini ortadan kaldıran, kabulü mümkün olmayan,
bir karar çerçevesinde baskınlar sürmeye devam ediyor...
En son 1179 evde, bir sabah namazı esnasında, 5500 özel görevli,
yasaklanmış bir cemaate üye olmak suçlamalarıyla, 1179 haneye girdi ve
insanları uykularından uyandırarak, çocukların faltaşı gibi büyümüş
gözleri; kadınların gecelikleri içinde utançla kızarmış yüzleri;
beylerin, çaresizliğin verdiği, utanç dolu eğik başları önünde, hiçbir
delile dayalı olmayan bir arama gerçekleştirildi..
Sonuç? Bir tek kişi, o da ruhsatsız tabanca bulundurmak suçundan,
tutuklandı; gerisi herhangi bir suç unsuru bulunmadığı için serbest...
Bütün bunlara rağmen, hala birileri “Almanya’da İslami terör
tehlikesinden” bahsediyorsa...
Yabancılar sorumlusu Bayan Beck hergün artan yabancı ve yahudi düşmanlığına
dikkat çekiyorsa...
Irkçı ve yabancı düşmanı olaylar can almaya, ev yakmaya devam
ediyor ve bir tek ırkçı yuvası, camilere yapılan muameleye maruz kalmıyorsa...
Mesele herhangi bir yerde veya Almanya genelinde, değil 1179 evde,
179 evde dahi böylesi ırkçılara yönelik bir operasyon yapılsa, enaz
179 adet, yani hane başına enaz bir adet vesikasız silah ele geçirileceği
gerçeği görmemezlikten geliniyor, o konular laf ebeliği ile geçiştiriliyorsa...
Bize hala uyumdan, adaletten, hak ve hukukdan bahsedenlere bizim söyleyeceğimiz
tek şey vardır: “uyanda balığa gidelim”
Ve haklarımızı
arasın diğe seçtiğimiz, lakin “kraldan daha kralcı” tavırlarıyla,
müslümanların tesettürüne, türbanına, din dersine karşı demeçler
vermeyi, komiteler kurmayı tercih eden siyasilerimizede bir çift sözümüz
var: Uşaklığın sonunu merak ediyorsanız, Saddam’ın sonuna bakın
yeter. İran Şahı’nı unutmuş olabilirsiniz...
Bütün bu haksızlıklarda, hangi sebeple olursa olsun, sessiz kalan
ve iddiası islami teşkilat olan, iş İstanbuldaki terör konusu olunca
sokaklara bile döküldüğü halde, mevzubahis Almanya olunca, “dut
yemiş bülbüle” dönüşen sivil, resmi, yarı resmi kurum ve kuruluşlara
da bir çift sözümüz var: “korkunun ecele faydası yoktur” ve
de “sıra size geldiğinde yanınızda kimse olmayacaktır!”
SAYFA
BASI
Yazarın
diğer
yazıları:
Berlin`deki Yargıclar izinde
mi?
Ne
olur, ne olmaz
Cadı
Avı
Bizden
hatırlatması
İki
Olay ve Hasta kafa
İnsanlığa
Kurulan Tuzak
Bir
Bu Eksikti!
Bütün
“teferruatta” mı saklı?
Kaşınan
ve Kaşıyanlar
Dünden
Bugüne Değişen Bir Şey Yok
SAYFA
BASI
ekin@turkpartner.de
|