A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


VIZYON
                                                         Yard. Doç. Dr. Haldun Çancı
 
 
haldun.canci@emu.edu.tr


Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller

    Atatürkçülük adına, bugün, ortada büyük bir sorun vardır: Gerçek Atatürk, yıllardır Türk toplumundan gizlenmiştir.

    Bu tutumun ortaya çıkmasında, ülkenin gidişatına yön veren iç ve dış çıkar odaklarının etkisi büyük olmuştur. Çeşitli çevreler, gücü karşısında kendilerini ezik hissettikleri Atatürk’ü, kendi yanlarında göstermeye çalışmışlardır. Bu yüzden de, Atatürk’te, kendi tavırlarını destekleyici yanlar bulmaya çalışmışlardır. Bazıları ise, kendi dar çevrelerinde, Atatürk’ü kasıtlı olarak yanlış tanıtmışlardır. Tüm bunlar yapılırken de, gerçek Atatürk’ün üzeri örtülmüştür.

    Bu yazıda, Atatürkçü düşüncenin, bazı kesimlerce, kasıtlı bir biçimde gizlenen kimi boyutlarına maddeler halinde değinilecektir. Daha sonra da, bu boyutlardan bir tanesi  kısaca irdelenecektir.

 

1-     Gerçek Atatürk, Anti-emperyalist Atatürk’tür. Gerçek Atatürk, Batıcı ya da Batıya rağmen Batılılaşmacı değil, çağdaşlaşmacı, aydınlaşmacı ve modernleşmeci Atatürk’tür. (Dolayısıyla, Batıcıların, Atatürk’le ilgili iddiaları doğru değildir.)

 

2-     Gerçek Atatürk, mason ya da din düşmanı değildir. Bilakis, ulusun zararına işlediğini ve kökünün dışarıda olduğunu düşündüğü mason localarını kapatan Atatürk’tür. Dini, emperyalizmin oyuncağı olmuş, yobaz din tacirlerinin sermayesi olmaktan kurtaran da Atatürk’tür. O, böylelikle, yüce İslam dininin, birilerinin tekelinde kalarak, bir istismar aracı olmasını engellemiştir. Atatürk, kul ile yaratıcısı arasındaki ilişkiye aracılık etmeye kalkışanları bertaraf etmiştir. Zaten, İslam dininde ruhban sınıfı yoktur. İslam, böyle bir aracılığı şiddetle reddetmiştir. Atatürk, ayrıca, dinin, yanlış ellerde, yanlış yorumlanarak, iptidailiğin temel kaynaklarından bir tanesi olmasını önlemiştir. (Dolayısıyla, din simsarlarının, Atatürk’le ilgili iddiaları doğru değildir.) 

 

3-     Gerçek Atatürk, diktatör,  ırkçı ya da faşist değil1, ulusalcı, yani ulus devlet milliyetçisidir. Atatürk döneminde, nerede ise dünyanın tamamı faşist ya da komünist diktatörlükler altında yaşamıştır. Yeni kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti, içte ve dışta türlü tehdit ve tehlikelere maruz kalmaktayken bile, Atatürk, diktatörlüğe ve despotluğa yönelmemiştir. Kendi çağının özgün koşulları açısından oldukça yumuşak sayılabilecek otoriter bir yönetimle yetinebilmiştir. Bu otoriter tutum, yeni kurulan ülkenin ve yapının pekişmesi açısından gerekli olmuştur. Böylelikle, Atatürk, ulusal birliği kurabilmiş ve koruyabilmiştir.  Aynı Atatürk, kendi sağlığında, hiçbir iç ya da dış talep ve dayatma olmaksızın, iki kez çok partili hayata geçiş denemesi gerçekleştirmiştir. Ancak, bu denemeler, Cumhuriyet karşıtlarının istismarları yüzünden başarısızlıkla sonuçlanmıştır. (Dolayısıyla, İkinci Cumhuriyetçilerin ve dış fon destekli liberallerin, Atatürk’le ilgili iddiaları doğru değildir.)

 

4-     Gerçek Atatürk, sosyalist ya da komünist değil, ancak eşitlikçi, halkçı ve sosyal devletçidir. Sovyetlerle iyi ilişkiler kurmuş ve milli mücadelede onlardan yardım almış olmasına rağmen, Sovyet resmi ideolojisini benimsememiştir. Aynı şekilde, İngiliz himayesini ve Amerikan mandasını da reddetmiştir. (Dolayısıyla, tam bağımsızlık karşıtı, Amerikancı, İngilizci ve eski Sovyetçi çevrelerin, Atatürk’le ilgili iddiaları doğru değildir.)

 

5-     Atatürk içine kapanmacı değildir. Bilakis, dünyanın gidişatına ve bölge ülkelerindeki sorunlara karşı duyarlıdır. Bu özelliğini, bölge ülkeleri ile gerçekleştirdiği işbirliği anlaşmaları ile kanıtlamıştır. Atatürk döneminin, ithal ikameci iktisat modeli, yeni kurulmuş ulus-devlet yapısının ve o dönemin gerekliliğidir. Ancak, Atatürk, bütünüyle (vahşi) kapitalist bir modelden yana da değildir2. Atatürk’ün iktisat modeli, gerekli görülen alanlarda devlet yatırımlarının da yapıldığı, esnek yapılı bir karma ekonomik modeldir. (Dolayısıyla, vahşi kapitalizm yanlılarının ve kendi karları dışında hiçbir konuda en ufak bir kaygı taşımayan sermaye çevrelerinin, Atatürk’le ilgili iddiaları doğru değildir.)


 

 

Anti-emperyalist Atatürk: Batılılaşma mı, Modernleşme mi?


    Bu gerçekliklere, bu şekilde kısaca değindikten sonra, birinci maddede yer alan konuyu biraz daha irdelememiz gerekirse şunları söylemek mümkündür:

    Evet, gerçek Atatürk, Anti-emperyalist Atatürk’tür. Gerçek Atatürk, Batıcı ya da Batıya rağmen Batılılaşmacı değil, çağdaşlaşmacı, aydınlaşmacı ve modernleşmeci
3 Atatürk’tür. Çünkü, Atatürk, liderliğini yaptığı Ulusal Kurtuluş Mücadelesini, Emperyalist Batılılara karşı vermiştir. Türk toplumuna hedef olarak gösterdiği, “çağdaş uygarlık düzeyi” değil, o düzeyin de üzeridir. Atatürk, Batılı olmayı değil, Batılılar kadar güçlü olmayı hedeflemiştir. Bugün, bazılarının, Atatürk’ün Batıcılığının birer göstergesi olarak sıraladıkları kimi uygulama ve tarzlar, tam da bu hedefi yakalamaya yönelik çabanın sonucunda ortaya çıkmışlardır. Atatürk, bunu neden yapmıştır? Çünkü, Atatürk, tehlikenin hep Batıdan geldiğini görmüştür. Gösterdiği bu hedef de, söz konusu bu tehlikeye karşı korunma amacı taşımaktadır. Atatürk, Batıdan gelebilecek tehditlerle daha kolay baş edebilmek için, en az onlar kadar güçlü olmak gerektiğini görmüştür.

    Gerçek Atatürk, tam bağımsızlıktan yanadır. Bugün, bazıları, “dünyada tam bağımsız hiçbir ülke kalmamıştır” dese de, bu doğru değildir. Bugünün, bağımsız olan ülkeleri, Batının emperyalist ülkeleridir. Örneğin, ABD, bugün, bağımsız bir ülkedir. Batılı diğer emperyalist ülkeler de, en azından, dünyanın geri kalanından daha bağımsız bir şekilde kendi siyasetlerini belirlemekte ve uygulamaktadırlar. Bağımlılık sorunu, bizim de içerisinde olduğumuz, dünyanın geri kalan kısmı için söz konusudur. Burada kastedilen ve gerçek Atatürkçülerin yakındığı bağımlılık, uluslararası emek bölüşümü yüzünden ortaya çıkan, karşılıklı bağımlılık değildir. Sorun olarak görülen, zihni, ekonomik, siyasal, toplumsal, askeri ve kültürel bağımlılıktır. Bu tür bir bağımlılığı da, sanırız hiç kimse savunamaz ve varlığını inkar edemez.    

    Batılılaşma ve modernleşme birbirlerinden farklı olgulardır. Batılılaşmanın adresi bellidir. Batılılaşma, iyisiyle ve kötüsüyle Batıyı taklit etme, Batılılar gibi olmaya çalışma bayağılıdır. Sonucunda da, kaçınılmaz olarak bağımlılık ve sömürü getirir. Bir toplumun, Atatürk’ün anladığı anlamda kalkınması ve ilerlemesi, asla, Batıcılık ile gerçekleşemez. Batıcı toplumlar, ancak, Batılıları arkadan takip ederler. Onların önüne geçme şansları yoktur. Batıcılık, bir müstemleke (sömürge) zihniyetinin yansımasıdır, iddiasız ve beklentisiz birey ve toplumların işidir.

    Modernliğin ise tek bir adresi yoktur. Modernlik, insanlığın ortak malıdır ve evrenseldir. Ona kimler, buluşlarıyla, bilimiyle, tekniği ile katkı yaparsa, modernliğin adresi onlardır. Çinliler pusulayı ve kağıdı icat ederek, Müslümanlar yine pusulayı ve geometriyi geliştirerek, Japonlar elektronik bilimini ilerleterek, moderniteye katkı yapmışlardır. Moderniteye katkı yapma konusundaki öncülük, Doğu ile Batı arasında sürekli el değiştirmektedir. Çağdaşlığa, ilerlemeye, yeniliğe, iyiye, güzele, temize açık olmak modernliktir. Modernlik, aynı zamanda kalkınmacılıktır. Aydınlanma felsefesinin, laikliğin, demokrasinin, bilimselliğin savunuculuğudur. Bu değerlerin tamamı, insanlığın ortak değerleridir. Dahası, içerisinde bulunduğumuz ve tüm olumsuzluklarını yaşadığımız, sözde küreselleşme çağında, bu değerlere karşı en büyük saldırı, bu değerleri emperyalizm yolunda istismar eden Batıdan gelmektedir. Dolayısıyla, bu değerlere ulaşma adına Batıcılık yapma, art niyetli değilse, cahilce bir tutumdur. Hatta, sözü edilen bu değerlere karşı saygısızlık ve duyarsızlık anlamı taşımaktadır.

    Modernizm de kendi içinde, kendine has sorunlar taşısa da, post-modern bir dünya, modern dünyadan çok daha fazla sorunlu olacağa benzemektedir. Dolayısıyla, modernliğe bir alternatif oluşturmamaktadır.

    Atatürk, ulusal egemenlikten ve ulusun tam bağımsızlığından yanadır. Dolayısıyla, Atatürk’ün bize gösterdiği hedef, bağımsızlığın ortadan kalktığı ve ulusal egemenliğin devredildiği, uluslar üstü bir yapıda (AB gibi) yer almak asla olamaz.  Hele hele, gerçekleşmesi olası görünmeyen bir üyelik uğrunda, çözülme ve çökertilmeye maruz kalmak, Atatürk’ün, kesinlikle kabullenemeyeceği bir şeydir. 

    Bu düşüncenin tam tersini iddia edenler, bu ulusun kendi başına bir şeyleri başarabileceği konusunda inançsız olanlardır. Kendi ulusunun yetenekleri ve gücü konusunda ümitsizlik taşıyanların, o ulus adına, herhangi bir hedef göstermeye hakları yoktur. Halkınızın gücüne ve kabiliyetlerine güvenmiyorsanız, onun adına söz söyleme konusundaki meşruiyetinizi de yitirirsiniz. “AB kriterlerini, Ankara kriterleri yaparak yolumuza devam etmek” elbette olasıdır. Bundan daha iyisi, o kriterlerin de üzerine ilaveler yapmak, daha üst düzeyde, kendi model ve standartlarımızı oluşturmak ve uygulamaktır. Bunu, Türk ulusunun başaramayacağını düşünmek, bu halka iftira etmek, bindiği dalı kesmek demektir. 

    Buna rağmen, gerçek Atatürk’te, kuru bir Batı düşmanlığı da yoktur. Atatürkçülükte, kuru bir Batı karşıtlığı ile anti-emperyalist olma, birbirinden sağlıklı bir biçimde ayrılmıştır. Atatürk düşüncesinde somutlaşan ve yukarıda sergilenen tüm bu görüşler, Batı ile, özgür, eşit ve egemen unsurlar olarak yanyana ve barış içerisinde yaşayabilme talebinden kaynaklanmaktadır. Burada arzulanan, Batı tarafından sömürülmeden, aşağılanmadan, karşılıklı çıkarların korunup gözetildiği, sağlıklı ve onurlu ilişkiler kurabilmektir.

    Türkiye’nin bugün maruz kaldığı sözde AB üyelik süreci, bu tür bir sağlıklı ve onurlu ilişki temeline asla oturmamaktadır. Her ne kadar, bazıları, Atatürk’ü de istismar ederek, sanki onun gösterdiği hedefin, bu çözücü ve tahrip edici süreç olduğunu iddia etse de, durum, görüldüğü gibi, bunun tam tersini kanıtlamaktadır. Mevcut sürece, gerçek Atatürkçülerin itirazları da bu yüzden ortaya çıkmaktadır. 

    Bu bağlamda, Atatürkçü düşünce, ne Batıya, ne de Doğuya kapalıdır. Bilakis, tüm dünyaya açıktır, çünkü, özgüveni vardır.

 

Gerçek Atatürkçülerin Ödedikleri Bedeller

    İşin gizlenen boyutlarını bu biçimde ortaya koyduktan sonra, yukarıda sunulan bu fikirleri, kısmen ya da tamamen  savunan aydınların başlarına gelenlere de kısaca değinmek gerekmektedir.

    Ülkemizde, uzunca bir süredir, Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü gerçek boyutları ile savunabilmek, büyük cesaret gerektiren bir iş halini almıştır. Gerçek Atatürkçülük, adeta, ateşten gömlek haline gelmiştir. Birçok aydın, bu uğurda faili meçhul cinayetlere kurban gitmişlerdir. Geri kalanlar, çeşitli yıldırma ve yıpratma kampanyalarına maruz kalmışlardır. İş ortamlarında itilip kakılmışlar ve dışlanmışlardır. Kimileri, işlerinden atılmışlardır. Türlü iftiralarla karalanmaya çalışılmışlardır.

    Gerçek Atatürkçülerin maruz kaldıkları bütün bu yaptırımlar, uluslararası bir merkezce yönlendirilen, sistemli bir saldırı karşında oldukları izlenimini uyandırmaktadır.

    Tüm bu sistemli saldırılar, gerçek Atatürkçülüğün, aslında, karanlıkları aydınlatmada ne kadar güçlü ve etkili bir ışık olduğunu göstermektedir. Gerçek Atatürk, yalnızca Türk ulusunun değil, tüm mazlum milletlerin, özgürlük ve bağımsızlık ateşidir. Gerçek Atatürk, mazlum dünyayı ışıttığında, dünya, bugünkünden çok farklı olacaktır. Bu nedenle, karanlıkların aydınlanması bazılarının işine gelmemektedir. O zaman, tüm dünyada işleri zorlaşacaktır. Atatürkçülerin maruz kaldığı, söz konusu baskıların nedeni budur.

    Ancak, gerçek Atatürk’e ve gerçek Atatürkçülere yapılan bu baskı ve saldırılar bu haliyle devam edemez. Bu durumda  olacak olan bellidir. Ulusun gücü olan Kuvayi Milliye, bir kez daha, vatanın ve tüm dünya mazlumlarının namusunu  kurtarmak üzere harekete geçecektir.

                                                                                       haldun.canci@emu.edu.tr

 


 

NOTLAR:
 1 Bu konuda yapılmış yetkin bir analiz için bkz.: Maurice Duverger, Siyasi Partiler, Ankara: Bilgi Yayınevi, 1974, ss. 359-361.

2 23 Nisan 1920’de kurulan T.B.M.M.’nce kabul edilen ve tutanaklarda yer alan “Halkçılık Bildirisi”, bu konudaki görüşleri ortaya koyucu niteliktedir. 

3 Sosyolojik anlamda, modernleşme kavramı, endüstrileşme olgusu ise birebir alakalıdır. Modernleşmenin sözlük anlamında ise,  “çağdaş”, “yeni” ve “ileri” kavramlarına atıf yapılmaktadır.


haldun.canci@emu.edu.tr


SAYFA BAŞI

Yazarın diğer yazıları:

Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Kırk Katır Mı, Yoksa, Satırları Paket Mi İstersiniz?
Kuvayi Milliyecilere Karşı Saldırılar Artıyor
Bir iktidarın sonu
Büyük Karara Doğru
Ermeni Meselesinde İş Çığırından Çıkıyor
İran, Türkiye'nin düşmanı mı?
Bölgesel İşbirliği Seçeneği
İsyanın Garip Gerçekleri
AB Kimin Projesi?
Jakoben AB’ci: “Baskın, Basanındır”
DP’nin Son Tavrı ve Düşündürdükleri
Türkiye’nin AB Yolculuğu
‘Etnik-merkezciliğe’ Karşı ‘Kültürel Görecelilik’
AB sürecini sürdürebilir miyiz?
Ulusal mutabakat yönetimi
Medeniyetler Çatışması: Küreselleşmenin Sonu
Küresel vatandaşlar
Türkiye'nin Batı Sorunu
Bir Filmin Düşündürdükleri
 

   
SAYFA BASI

Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Yakup Yurt
MERİNOS KOYUNU MU, GLOBAL SERMAYENİN OYUNU MU?
Mahmut Aşkar
Rusya Müslümanlaşıyor mu?
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Orhan Aras
Bir roman, bir tesbit ve "Sarı Muallimler"
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Üniversite: Girmek mi, çıkmak mi zor
Şefik Kantar
Bayrak
Nuran Yelkenci
Varoşlardan sosyeteye İstanbul
Osman Seçmez
Herşey çok iyiye gidiyor derken...
Ali Kılıçarslan
“Almanca'yı Koruma Yasası” mı?
M. Ali Aladağ
Alman Bastırınca....
Hidayet Kayaalp
Kış Raporu
Osman Seçmez
Dalgalar kıyıya yaklaşmıştır
Sebahattin Çelebi
Sende şarkılar ölür...
Yılmaz Kuzucu
Mayıs Mektubu
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Siyasi ahlak ilkeleri ve yöneticilerimiz!
Ayten Kılıçarslan
Müslüman Kadınlar, Birleşin!
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Fikret Ekin
İnsan ve İnsan
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Veli Kalli
Gurbet Çilesi
Üzeyir Lokman Çaycı
Şehirleşme
Ozan Yusuf Polatoğlu
Vicdan Testi
Halil Gülel
Kim ateşliyor bu fitili
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Kuş Gribi ve Bilime Verdiğimiz Önem
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
Dr. Nebil Bozdoğan
Ameliyatsız Yüz Gençleştirmede Son Nokta
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç