|
DÜRBÜN Prof.
Dr. Hacı Duran
|
|
|
duranhaci@gmail.com
|

İsrail'in Arapları,
Ermenistan'ın Türkleri
Türkiye ile Ermenistan'ın Zürih Protokolü çerçevesinde yeni
bir süreci başlatması, barış adına iyi bir gelişmedir.
Sözleşme, Türkiye'nin bölgesinde liderlik yapma
politikalarına katkı yapan, en önemli adımlardan birisi
olarak değerlendirildi. Sözkonusu protokol, bölgesel düzeyde
ve uluslar arası konjonktörde en çok konuşulan konu oldu.
Türkiye'nin bölge liderliği için attığı en önemli adımlardan
birisi olarak değerlendirildi. Bu iyi niyetli
değerlendirmeler, mevcut “çatışma bağlamlarını” ortadan
kaldırmayı amaçlayan bu sözleşmeye, hak edilen değerin
verildiğini de göstermektedir.
Malum sözleşme ile birlikte konjonktörel yapı, yani mevcut
“çatışma bağlamları” beklendiği gibi değişecektir. Yeni
ittifaklar ve çatışma süreçlerini de başlatacaktır. Bu
değişme beraberinde yeni çatışma alanlarını inşa edecek gibi
görünmektedir. Konu ile ilgili olarak, bir önceki makalede,
Ermeni gruplar arasında ortaya çıkması muhtemel olan yeni
çatışma alanlarına değinmiştim. Malum sözleşmenin Ermeni
gruplar açısından bir bilinç bunalımını beraberinde
canlandıracağını belirtmiştim. Bu makalede ise konuyu, Türk
tarafı ve Türki cumhuriyetler açısından, etkisi “bayrak
krizi” ile şimdiden ortaya çıkan, muhtemel çatışma alanları
bağlamında değerlendireceğim.
Hatırlanacağı gibi, benzer bir süreç daha önce Arap ülkeleri
ile İsrail arasında işgal edilen Arap ülkesi ve Arap
toprakları yani, Filistin, Sina yarımadası, Batı şeria ve
Golan tepeleri konusunda yaşandı. Arap İsrail çatışması
sürecindeki barış girişimlerini ve protokollerini
hatırlayanlar, taraflar arasındaki barış girişimlerinin,
konuyu dahada karmaşıklaştırdığını, barış antlaşmalarının
aynı zamanda yeni çatışmaları canlandırdığını
gözlemlemişlerdir. Ermenistanla Türklerin ilişkisi, bazı
yönlerden İsrail ile Arapların ilişkisine benzemektedir.
Arapların İsrail karşısındaki acziyeti , yarım yüzyıldır
devam etmektedir. Türkiye ve Azerbaycan'ın Ermenistan
karşısındaki konumunun benzer bir süreci ortaya çıkarma
ihtimali vardır. Bu bakımdan Arap ülkelerinin İsrail
karşısında kendi aralarında bölünmeleri ve çatışmaları
üzerinde durulması ve bu sürecin tekrar hatırlanması
gerekir.
Arap ülkelerinin liderleri, 1948 yılından bu yana
birbirlerini İsrail ve ABD yandaşı olarak suçlamaktadır.
Benzer çatışmalar ülkeleri işgal edilen Filisinliler
arasında da sürekli yaşanmaktadır. Araplar arasında çatışan
taraflar, İsrail’i gerekçe göstererek, birbirlerini
suçlamaktadır. Her Arap ülkesi kendini, kendi halkına
Filistin davasının hamisi olarak takdim etmektedir. Diğer
Arap ülkelerini ise Arap ve İslam davasına ihanet etmekle
suçlamaktadır. Arap liderlikleri arasındaki ilişkilerin
doğasına bakıldığında, İsrail karşıtlığını ve işgal edilen
Arap ülkesi Filistin'in kurtarılmasını gönülden istedikleri
anlaşılmaktadır. İsrail karşısında her ülke aynı değerlere
bağlı olduğunu iddia etmektedir. Ancak bu değerler uğruna
samimi bir şekilde ittifak etmedikleri, anlaşmadıkları da
bilinmektedir. Dolayısıyla bir çok Arap ülkesi liderliği
için Filistin davası sadece araçsal bir değerdir. Onların
iktidarını halk nezdinde meşrulaştırmaktadır.
İsrail'in kuruluş süreci ile Ermenistan'ın kuruluş süreci
her ne kadar tam olarak biri biriyle örtüşmesede, her iki
ülkeninde uluslararası alanda faaliyet gösteren güçlü
lobileri ve diasporada varlığını sürdüren halkları vardır.
Küresel güçler, her türlü işgale ve insan hakları
ihlallerine rağmen nasıl İsrail'e destek verdilerse, şimdide
Ermenistan'a benzer şekilde destek vermektedir. İsrail bütün
yönleriyle Arap ülkeleri tarafından kuşatılmış bir
coğrafyada kurulmuştur. Ermenistan ise Türkler tarafından
kuşatılmış bir coğrafyada bulunmaktadır.
İsrail 1900'lü yıllarda Basra körfezi ve Musul bağlantılı
olarak inşa edilen enerji hatlarını etkileyebilecek bir
kavşakta yer almaktadır. Ermenistan ise 2000'li yıllardan bu
yana inşa edilen yeni enerji güzergahlarını etkileyebilecek
bir konumda bulunmaktadır. İsrail bu kuşatılmışlık durumuna
rağmen, Arap topraklarını işgal etmeye devam etti. Bir çok
Arabı bulunduğu topraklarda toplama kamplarında yaşamaya
mahkum etti. Arapları zamana yayılan ve teknik olarak
yönetilebilen uygulamalarla öldürmeye ve soykırımdan
geçirmeye devam etti. Ermenistan da kuruluşundan hemen sonra
Azeri Türklerinin topraklarını işgal etti. Topraklarını ve
evlerini terk etmek istemeyen Azerileri öldürdü, kıyımdan
geçirdi. Bir çok Müslümanı toplama kamplarında yaşamaya
mahkum etti. Yaklaşık yirmi yıldır bu işgal devam
etmektedir. Türkiye ile yapılan Gümrü anlaşmasını
tanımadığını ifade etmektedir. Türkiye'yi soykırım yapmakla
suçlamaktadır. Filistinli Arapların konumu ile, Karabağlı
Türklerin konumu birbirine çok benzemektedir.
Bazı Arap ülkeleri ile İsrail arasında, yaşanan bu
çatışmalara rağmen, barış antlaşmaları, hatırlanacağı gibi
imzalandı. Bu anlaşmalardan en önemlisi, bilindiği gibi
Mısır-İsrail barış anlaşması oldu. Ancak bu anlaşma dışında
da bir çok Arap ülkesi İsrail ile gizli ittifaklar yaptı.
Arap ülkeleri İsrailin gücünü zaman zaman aralarındaki
rekabetten dolayı birbirlerine karşı da kullandı. Ancak bu
barışların ve gayrı resmi diyalogların işgal altındaki Arap
ülkesine, yani Filistin sorununa bir çözüm üretmediği, geçen
zamana bakıldığında açıkça görülmektedir. Üstelik Filistin
ve İsrail meselesi Arap ülkelerinin birbiriyle savaşmasına,
Arap yönetimleri ile Arap halkı arasında çatışmaların
çıkmasına, Arap yöneticilerin rakip Arap ülkelerinde çeşitli
halk devrimleri yapma girişiminde bulunmalarına neden oldu.
İşgal edilen topraklardaki filistinli araplar bu iç
çatışmalarda maşa olarak da kullanıldı. Lübnan ve Ürdündeki
Filistinliler bu olaylardan dolayı bir çok kere kırımdan
geçirildi. Bu filistinli kıyımını yapanlar bilindiği gibi,
yahudi değildi, Araptı.
Türkiye ile Azerbaycan arasında Zürih protokolü sürecinin
başladığı Nisan 2009 tarihinden bu yana, bir gerilim açıkça
yaşanmaya başladı. Azeri yöneticiler Türkiye'yi defalarca
kendilerine ihanet etmekle suçladı. Türkiye'ye karşı Rusya
ile ittifak kurma süreçlerini başlattı Türkiye'nin öncülük
ettiği yeni enerji nakil hatları konusunda çekimser
davranmaya başladı. Azerbaycan liderliği sanki Türkiye'nin
bir hata yapmasını bekliyormuş gibi, ilişkileri tamamen
kopartıcı söylemleri Zürih protokolü sürecinde hemen dile
getirdi.
Türkiye Başbakanı sayın Erdoğan, sözkonusu suçlamaların
yersiz olduğunu krizin başladığı günlerden hemen sonra,
Azerbaycan meclisinde yaptığı konuşma ile dile getirdi.
Onlara, Karabağ sorunu çözülmedikçe, Ermenistanla uzlaşmanın
olmayacağını açıkça söyledi. Ancak malum Zürih sözleşmesi
ile ortaya çıkan duruma bakıldığında, Azeri tarafı verilen
sözlerin yerine getirilmediğini gördü. Çünkü karabağ konusu
protokolde yer almadı. Üstelik konunun sözlü olarak ifade
edilmesine bile Ermenistan tarafı rızalık göstermemişti. Bu
durum bazı Azeri liderlerinin Türkiye'ye karşı besledikleri
önyargıların dışavurumu için önemli bir gerekçe oldu.
Onların Azerileri Türkiye'ye karşı daha açık bir şekilde
kışkırtmalarına zemin hazırladı. Anadolu Türkçesinin
dinlenmesini yasaklayıcı tedbirler konuşulmaya başlandı.
Türklerin açtıkları camilerin kapatılmasına başlandı.
Sonuçta Türkiye ile Azerbaycan arasındaki stratejik
ortaklık, dostluk, ve işbirliği süreçleri ciddi manada yara
aldı. Güvensiz bir ortam doğdu. Bu durumun bir benzeri daha
önce Mısır, Ürdün ve Suriye arasında yaşandı. Mısır işgal
altındaki Arap ülkesi Filistin'in durumunu gözardı ederek
İsrail ile anlaşma imzaladı. Ancak Mısır halkı ile Mısır
yönetiminin birbirine güveni bu anlaşmadan dolayı ortadan
kalktı. Bu güvensizlik durumu, anlaşmayı imzalayan Mısır
devlet başkanı Enver Sedat'ın bir suikasta kurban edilmesine
kadar uzandı. Bu barış aynı zamanda Mısır'ın daha önce ortak
bir devlet olmak için kendileri ile anlaştığı Libya ve
Suriye ile ilişkilerinin tamamen kopmasına da yol açtı.
Hatırlanacağı gibi Türkiye ile Azerbaycan arasında, Haydar
Aliyev'in devrilmesi sürecindeki darbe girişimlerinden
dolayı 1995'te de bir kriz çıkmıştı. Bu kriz Suriye'nin
Lübnan'a müdahale etmesi veya Baas Liderliğindeki Irak'ın
Filistinliler ve Baasçı Arapları kullanarak Ürdün ve Körfez
ülkelerini karıştırmasına benzemektedir. Aynı durum
Kaddafi'nin çeşitli Arap ülkelerindeki isyancı grupları
beslemesine ve desteklemesine de benzetilebilir.
Araplar aralarındaki çekişmeleri duygusal ifadelerle dile
getirmişlerdi. İsrail fitnesinin kendilerini birbirine
düşürdüğünü söylemişlerdi. Şimdi ise Türkler ve Azeriler
birbirlerini bu bayrak krizinden dolayı fitneye alet olmakla
suçlamaktadırlar. Azeri yöneticilerle Türk yöneticiler, Arap
yöneticilerin birbirlerine verdiği sözlere benzer sözler
vermektedirler. Kamuoylarını ve halklarını ikna etmenin
yollarını arıyorlar. Aynı arayışları Arap liderleride daha
önce yapmıştı ve halen yapmaya devam etmektedirler. Ancak
kuşkular bunlara rağmen artmaktadır. Güvensizlik her iki
tarafı da sürekli başka arayışlara girmeye zorlamaktadır.
Azeri yöneticiler topraklarını işgal eden Ermenileri
destekleyen Rusya'ya karşı hiçbir zaman ciddi bir tepkide
bulunmadılar. Onları ihanetle suçlamadılar. Rusya'nın
bayrağını indirmediler. Ancak Türkiye'nin bayrağını
indirdiler. Üstelik o bayrak, Azerbaycan Cumhuriyetinin
kuruluşu için o topraklara gidip Ermeniler ve Ruslarla
savaşırken şehit olan askerlerin anısına orda durmaktaydı. O
bayrak Türkiye'yi temsil etmekten daha çok, Azerbaycan'ın
kuruluşunu ve kurtuluşunu temsil etmekteydi. Ülke
yöneticilerinin birbirlerini ihanetle suçlaması ve küresel
baskılar böylece kardeşliği yıkmaya devam ediyor.
Arap ülkeleri ve ülkeleri işgal altında olan filistinli
araplar arasındaki gerilim nasılki gün geçtikçe arttı,
anlaşılan Azeri ve Türk yöneticiler arasındaki gerilim ve
güvensizlik de gün geçtikçe artacaktır. Araplar arasında,
İsrailin ve küresel güçlerin emellerine hizmet eden politik
gruplar dindaşlar, vatandaşlar ve soydaşlar arasında
gerilimi ve çatışmayı körüklerken, onların İsrail ile
ittifaklar kurmalarına ve işgale razı olmalarına da alkış
tuttular. Yazının başlığında yer alan “İsrail'in arapları”
bunlardır. Benzer bir gerilimi Türkiye ve Azerbeycan
arasında yaratmak isteyen gruplar da maalesef kısmen de olsa
emellerine ulaştılar. Bu politik grupların bir kısmı Rusya,
bir kısmı ABD ve büyük çoğunluğu ise Ermenistan çıkarları
adına bu iki soydaş ve dindaş milleti karşı karşıya
getirmeye çalışmaktadır. Yazının başlığında yer alan
“Ermenistan'ın Türkleri” ise bu gruplardır.
SAYFA
BAŞI
Yazarın diğer yazıları:
İsrail'in
Arapları, Ermenistan'ın Türkleri
Zürih
Protokolü ve Soykırım İkonası İnancı
Örümcek
Ağı ve Yargı Gücü
Soykırım
Vahşeti Anıtı Olarak İsrail’in Gazze Katliamı
MUHAYYEL
ERMENİ SOYKIRIM İKONASININ KURBANI OLARAK TÜRKLER
Dazlak
şiddet eylemleri ve Türk hoşgörüsü
SAYFA
BASI
|