·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


DOSTCA
                                                                                       Halil Gülel
 
halilgulel@t-online.de



Dış Görünüş

Hıristiyanlığın, eski Yunan’a karşı galebe gelmesi şu iki yönde olmuştur: İlk önce, eski Yunan’ın bazı kurumlarını değiştirerek almıştır; mesela, Artemis’i „Kutsal Ana“ olarak niteleyip, Hz. Meryem’i onun yerine koyarak dini yaymış, daha sonrada, o işin aslını temsil eden eserleri biraz önce zikrettiğimiz gibi yok etmiştir. İkinci yol ise kendisine ait olmayan değerleri unutturarak veya onları yasak sayarak, yok etmenin yolunu seçmiştir. Daha sonra da İslam alim ve hikmetçileri (filozofları) sayesinde o eserleri tercüme kanalıyla tekrar elde etmiş ve hala süren radikal ve katı kurallarıyla, onları kendisine benzetmiştir.

      Roma ve Bizans dönemlerinde adeta Bergama unutulmuştur. Unutulmuş değil bir nevi unutturulmuştur. Bergama, Efes gibi Hıristiyanlığa, kutsal kitabına, azizlerine ve üçlemesine bir katkıda bulunamamıştır. Efes, bu katkılarından dolayı İncil’de „Efeslilere Mektuplar“ bölümü ile Hz. İsa’dan sonra yazılmış metinlerden birisine ismini vermiştir. Bunun yanında Ana Tanrıçasını, Hz Meryem ile özdeştirmeyi başaran Efesliler, Hıristiyanlığın yozlaşmasına da sebep olmuşlardır. Hatta, bu gün dünyanın bir çok yerindeki Hıristiyanlar, Hilal’in elindeki toprakları alabilmek için çeşitli rüyalar görüp, (gördürüp) Efes’teki Bülbül Dağı’nda „Meryem Ana“ mezarlığı ihdas etmişlerdir. Bizzat Hıristiyanlığın ilim adamları ve tarihçileri vasıtasıyla elde etmiş olduğumuz bilgilere göre Hz. Meryem, hayatında Efes’e gelmemiştir. Benimde bulunduğum 1994 yılında Essen’deki bir toplantıda Hıristiyan din alimi bu görüşü beyan etmiştir.

      Türklerin Anadolu’ya gelmesiyle Bergama yine iki olayla dikkatleri üzerine çekmiştir. Birincisi Alman ressamı Hans Holbein’in Bergama Türk halılarını gösteren resimleriyle, yine bir Alman mühendisi vasıtasıyla yapılan kazılardan elde edilen „Zeus Altarı - Sunağı“ ile dünya kamuoyunda dikkatleri çekmiştir.

      Esas noktamız heykel ve özeliklede Bergama heykeltraşları olduğu için, biz, oraya dönelim. Şair, „İlham eden vücûdun edasıyle mest imiş;“ mısrası ile sanatçının eserini yaparken, bu eseri yapan sanatçının eserinden değil, esere kaynaklık eden modelin güzelliğindendir demek istediği gayet açık olarak ortadadır. bu durumu iki açıdan yorumlayabiliriz: Birincisi, gerçekten dünyada (alemde) çirkin bir yaratık yoktur; çünkü, Allah herşeyi güzel yaratmıştır. İslam’da da insan ahsen-i Takvim’dir diye tarif edilir. Yani, en güzel şekilde yaratılmış olan yaratıktır. Bu güzellik sadece dış görünüşte değil, dış güzelliğin kaynağı olan iç güzelliktedir. İç güzelliğin gelişmesinde terbiye ve edebin, ahlakın, vicdanın, inancın, kulluk bilincinin büyük bir önemi vardır.

      Eğer, bütün bu ince noktaları görmezlikten gelecek olursak; işin ikinci noktası ortaya çıkmış olur: İç güzelliğinden etkilenmemiş adeta bu kaynağı kurumuş insan, ilahi yaratılmadaki „güzellik“ sırrını yitirir ve yerini plastik değerlere yönelmiş olan ölçü, kalıp içinde et ve kemikten meydana gelmiş bir acaip varlığa döner. Nitekim, „Bunlar, gerçekte başka bir dünyanın varlıklarıdır, ama bunun nedeni, Yunanlıların öteki insanlardan daha sağlıklı veya güzel olmaları değildir, çünkü böyle bir şeyi düşünmek bile yersizdir, asıl neden, sanatın, o zaman, örneksel (tipik) ile bireysel’in yeni ve daha nazik bir dengeye ulaştığı bir döneme varmış olmasıdır,“(2) der E. H. Gombrich. Yine aynı yazar „Bir Yunan heykeli kadar simetrik, tam kurulmuş ve güzel bir vücut yoktur“(3) derken, bu güzelliğin sadece dış görünüşüne değer verildiğini anlatır. 

      Yunan ve İyon heykelleri hakkında bazı yazar ve sanatçılar ise; birçok değişik modelini çok dikkatli izleyen sanatçı, önce canlı modelini kopye etmekle işe başlamıştır. Bu kopye etme serüveni içerisinde, modelde gördüğü herşeyi olduğu gibi almamış, onların birçoğunu ayıklamış, ters düşen çizgileri, formları bazen atarak, bazen de düzelterek ayrı bir güzelleştirme yoluna gittikleri hakkında farklı bir yorumları vardır. Bu tür çalışma Eski Yunan sanatçısını, Ülküselleştirmeye (İdealizasyona - idealizmaya) sevk etmiş, modelden aldığını düzelten ve küçük kusurları veya hoşuna gitmeyen detayları örten bir fotoğrafçı düzeyine getirmiştir. Bu sanatçılar, modellerinden o kadar çok şey atmışlar ve silmişlerdir ki, işin sonunda kala kala soluk ve tatsız bir gölge kalmıştır. Bu yüzden Eski Yunan heykellerinde, herşey kalıplaşmış ölçünün içinde devam eden bir idealizasyon (ülküselleşme) dikkati çeker ve gerçekten fersah fersah uzaktırlar. Aynı zamanda kadın ve erkekler heykellerde genç ve sağlıklı bir görünüm ve atletik bir vücutla tasvir edilmişlerdir. Yüz ifadeleri hemen daima endişesiz ve dingin (rahat) görünümdedir. Eğer, şöyle bir ifade ile özetleyecek olursak; Yunan heykeli her an görülebilen „olağan“ insanı değil, „olası“ fakat, çok zor rastlanır ülküsel - ideal insanı tasvir etmiş dersek, mübalağa yapmış olmayız.

      „Heykeltraş demek o zaman putperest imiş.“ mısrasına bir bakacak olursak; Eski Yunan’daki sanatçının gerçek durumunu öğrenmiş oluruz. Bize, bu, ideal görünümlü heykellerin bir çoğu ulaşamamıştır. Ulaşanların birçoğuda Romalılarca yapılan ve aslından pek uzak olduğu uzmanlar tarafından belirtilen kopyeleridir. Heykelleri yapan heykeltraşların toplumda öyle pek yüksek seviyeli, kariyeri, kişiliği olan insanlar olmadığı görülür. Sıradan bir insan ve toplumdaki hiyerarşik yapıda en alt vazifeleri yerine getiren bir zanaatçı durumunda oldukları tarihi belgeler ile ispatlanmıştır. I.Ö. 420’e kadar olan dönemde basit bir taş işçisi durumundaki sanatkar, hürriyetine çok zor kavuşmuştur.


SAYFA BAŞI


Yazarın diğer yazıları:

Dış Görünüş
Sanatcının Elindeki Taş
Ölmeden önce ölmek
Olgun İnsan
İnsan, güzellik ve yokluk

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Halil Gülel
Dış Görünüş
Mahmut Aşkar
Gül  Medeniyetine  
Selâm  Olsun!
Mustafa Can
Çağımızın Dervişe Açık Kapıları Var mı…
Ayten Kılıçarslan
Erkekler farklı mı ölür?
Sebahattin Çelebi
İstanbul, hiçbir şeyim...
M. Ali Aladağ
Dünyaya  Çekidüzenden  Önce...
Hidayet Kayaalp
Övgülerle sövgüler arasında
Fikret Ekin
Komplo Teorisi Yok-1
Orhan Aras
Ali ile Nino hala yaşıyor
Yılmaz Kuzucu
Estetik, armoni ve renklerin dili
Şensel Aşkın
Küresel ruh krizi
Serdar Çelebi
Birlik yolunda ilk çabalar..
Betül Parlar
Sigara Bağımlılığı
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Üzeyir Lokman Çaycı
Hanga Hunga
Yakup Tufan
Uyum nedir?
Şefik Kantar
Bizi bekleyen Avrupa
Dr. Nebil Bozdoğan
Tırnak batması ile ilgili bilmemiz gerekenler
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Ali Kılıçarslan
Doðru yazalým, doðru konuþalým!
İsmail Tüysüz
Yılbaşı ve noel kutlamaları hakkında neler biliyoruz
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç