·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


DOSTCA
                                                                                       Halil Gülel
 
halilgulel@t-online.de






İnsan, güzellik ve yokluk


BİR DOSTA MISRÂLAR

Kâmildir o insan ki yaşar hâtıralarla;
Bir başka kerem beklemez artık gelecekten;
Her an doludur gözleri cânan ve baharla
Kâm aldı bilir kendini, ömründe, felekten.

Bir kerre sevip vuslata erdiyse cihanda,
Ömrün iyi rü’yâsına dalsın, uyusun rûh.
Bin zevk aramak kaydına düşmekle zamanda,
Her gün yorulup, nafile bin yıl yaşamış Nûh.

                                                       Yahya Kemal Beyatlı


        
Güzel sanat dallarının ve bilimin hareket noktası ve merkezi insan olmalıdır. Hareket noktası veya gayesi, hedefi insan olmayan sanat dalları ya olmamıştır, olmuşsa bile büyük bir insan topluluğu tarafından kabul görmemiştir.

         Mimarlık; adeta insanın dış örtüsü, onun korunması için, yaşamasını devam ettirebilmesi için, bin yıllar süresince geliştirilmiş; geliştikçe güzelleşen bir güzel sanat dalıdır. Diğer güzel sanat dallarıda bu mimarlık sanatının bir tamamlayıcısı olup, onun etki alanında gelişmelerini sağlamışlardır. Resim ve heykel sanatı mimarlığın tamamlayıcı bir unsuru olmuş ve mimarlık geliştikçe; mimarî binalar konularına ve işlevlerine göre sınıflandıkça; (dini yapılar, işhanları, bürolar, evler, tiyatro, meclis, idari binalar, alışveriş merkezleri ve diğerleri gibi) orada gelişen resim ve heykel sanatıda çeşitlilik arzetmiştir. Bu çeşitlilik insanın bilgi ve anlayış bakımından izlemiş olduğu bir tarihi geçmişi de bildirir ve katettiği yoluda gösterir.

         „Bütün bu sanat dallarının gelişmesindeki esas merkez nokta insandır“ demiştik. Yani insanın keşfederek ürettiği bütün bu eserler insanın iyi şeylere layık olduğu ve güzele, güzelliğe mazhar olması gerektiğini gösterir. Bilimin ve güzel sanatların merkez noktası insan; ilmin ve sanatın çeşitli dönemlerinde başka başka yorumlanmıştır. Mesela Eski Mısır’da insan; merkezi firavun olan ve bütün hayatını bu merkeze hizmet etmeye adamış durumdadır. Firavunun tekrar dirildiği zaman, onun rahat bir hayat sürebilmesi için, adeta uyku (ölümden - tekrar dirilişe kadar olan) döneminde cesedinin muhafaza edilmesi için yapılan anıt-mezarların (pramit - ehram) yapımıyla uğraşan ve efendisinin (firavunun) dudağından dökülecek bir kelime yığını ile ya iyi bir mevkiye, ya da Nil’in azgın timsahlarına yem olabilecek, karınca kadar hürriyeti ve değeri olmayan bir canlıdır.

         Asya’nın doğusunu etkisi altına almış olan Budizme (Budacılığa - Burhancılığa) baktığımız zaman; insan yok olmanın, yokluğun (Nirvana’nın) yolcusudur. Değişik zaman evrelerinde iyi işler veya yaptığı amellere göre dönüşüm (Reenkarnasyon ?) arzeden insanın varacağı en son nokta yokluktur. Nirvanaya ulaşmak dönüşüm evrelerini meydana getiren insan için adeta büyük bir ödüldür. Yok olan insan acaba bu ödülü nasıl almaktadır? Bu sorunun cevabını vermek gayet zordur ve insanın bu inanışta bir değeri ve varlığı yoktur.

         Bugünkü Batı Medeniyetinde akılcı (rasyonalist) ve gerçekçi (realist) bir düşünce ve görüş hakim olduğu için insan esas mevkiinden indirilmiş adeta diğer canlıların seviyesine getirilmiş; et ve kemikten meydana gelen, doğan, büyüyen, yiyen, içen, uyuyan, üreme eylemini yapan ve sonunda ölen bir at, bir inek, bir aslan, bir ayı, bir balina, bir kelebek durumuna düşürülmüştür. Batı Medeniyeti’nin gayesi insan içindir: Fakat, bu gaye; insanın; özelliklede sömürgeci ülkeler olan gelişmiş batı ülkelerinin insanlarının; daha rahat yaşaması ve devam eden ömürlerinde kendi bedenlerinin ve egolarının (nefslerinin) her türlü ihtiyaçlarını karşılamak için, modanın pazarında iyi bir alıcı olmaları için, kendi rahatlarını başkalarının kanlı cesetleri üzerine kurabilmek için insanlığın ortak malı olan medeniyeti kendi amaçları ve tekellerine almış durumdadırlar.

         İncelediğimiz bu üç kültür ve uygarlık çevresinde ölüm nedir? diye bir soru soracak olursak; elbette farklı cevapları almamız gayet normaldir. Eski Mısır’da hayat firavun için yaşanır ve onun için ölünür, tekrar dirilişte de ona hizmeti amaçlar. Buradaki mukafaat ölen insan için fazla bir değişiklik arzetmez ve böyle bir amaç için hayatında bir önemi yoktur. Olgun insan olup, güzeli, güzelliği keşfetmek eğer firavunun görüş ve fikirlerine uymazsa; yeni doğan çocukların barbarca öldürülmesi dahi mümkündür. İlahi din, Hz. Musa’nın bu işe vazifelendirilmesi ile firavuna ve firavunluğa karşı çıkmış ve böyle bir yönetimin, düşüncenin, fikir ve inanışın „gerçek insana“ zûlm olduğunu belirtmiştir.

         Budizmde ise hayat yokluk içindir: Olgunluk, güzellik bu yokluğa varmak içindir. Böyle bir düşünce insanı pasivize (miskin) eder. Sonunda hiç birşey olamayacak, ödül alamayacak, çirkinliği yapanla farkı bulunmayacak bir mücadeleye girilmesini gerek görmeyen zihniyet için hayat anlamsız ve ölümde yok olmaktır.

         İnsanı hayvan derecesine düşüren Batı Medeniyeti, ölümü bir nevi „yok olma“ olarak görüp, buna karşı dini görüşü fizik ötesi diyerek ilmi saymamaktadır. Hayatın gayesi ve hedefi daha rahat yaşamak, herşeyin zevkine varıp, yaşarken egosunun (nefsinin - bencilliğinin) bütün arzularını yerine getirmek, hayatı bir savaş görüp ve sadece kazanıp, yaptıklarının hiç hesabını vermeyi düşünmeyen bir hayat tarzı için artık „biz“ şahıs zamirini kaldırıp, yerine „ben“ tekil şahıs zamirini yerleştirmiş olan bir zihniyettir. Bu uygarlık alanında da „ölüm“ bir kavuşma, yapılan ameller için ödül ve ceza için geçiş evresi olduğu kabul edilmez. Adeta „Ben öldükten sonra; yakın, bir kenara atın, bir dereye sürüyün“ görüşleri göze çarpar.

         Ölümün bir yokluk olmadığı, küçük karar (İrade-i Cüzî) ile insanın dünya hayatında yaptıklarının bir cezaya veya ödüle mazhar olacağı geçiş dönemi olarak - adeta ayrılık günü değil, kavuşma günüdür. Bu inanışta en önemli nokta; insanın tarifi ve hayatın gayesiyle içiçedir. İlahi bir aşk ile yanan insan burada rasyonel görüşün ürünü olan şu andaki Batı Medeniyeti’nin hayvanlaşmış insanından ayrılır. İslamda da insan hayvandır: Fakat, bu hayvan, en şerefli bir yaratık (Eşref-i Mahlûk) ve en güzel bir şekilde yaratılmış (Ahsen-i Takvim) ve aynı zamanda Yaradan’ın yeryüzünde vekili (halifesi) durumundadır ve insan kesinlikle et ve kemikten meydana gelmemiştir. „Et - kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm“ dizelerindende anlayacağımız gibi insanın diğer vücutlarınında bulunduğunu ortaya koyar. Ölüm bir son durak değildir. İnsanın her zerresi ile esas gayesi olan „İlahi aşkın“ bir neticesi olan alemlerin Rabb’ine, Allah’a kavuşmaktır ve buna, Mevlana Celaleddin Rumî gerdek gecesi „Şeb-i Aruz“ demiştir.
(DEVAM EDECEK)

SAYFA BAŞI



Yazarın diğer yazıları:

İnsan, güzellik ve yokluk

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Halil Gülel
İnsan, güzellik ve yokluk
Mahmut Aşkar
“Dava”sını Kaybeden  Adam
Mustafa Can
Kadın mı Bırak Gitsin….
Ayten Kılıçarslan
8 Mart Dünya Kadınlar Günü
Sebahattin Çelebi
Zordu seni sevmek....
Serdar Çelebi
Birlik yolunda ilk çabalar..
Yılmaz Kuzucu
Mutluluk (formülü) ertelenemez
M. Ali Aladağ
Oyuna Gelmemek
Fikret Ekin
Kerkük, Ne Kadar Türk?
Betül Parlar
Sigara Bağımlılığı
Orhan Aras
Necla Kelek´in "Yabancı Gelini"
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Hidayet Kayaalp
Değişimin Zihinsel Aşamaları
Üzeyir Lokman Çaycı
Hanga Hunga
Yakup Tufan
Uyum nedir?
Şensel Aşkın
Avrupa Birliğinin Derin Eleştirisi
Şefik Kantar
Bizi bekleyen Avrupa
Dr. Nebil Bozdoğan
Tırnak batması ile ilgili bilmemiz gerekenler
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Ali Kılıçarslan
Doðru yazalým, doðru konuþalým!
İsmail Tüysüz
Yılbaşı ve noel kutlamaları hakkında neler biliyoruz
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç