|
Olgun
İnsan
Sözün burasında Yahya Kemal Beyatlı’nın
bir şiirini ele alarak; yorumlayalım. „Bir Dosta Mısralar“
adlı iki kıtalık şiirinde, yine esas
merkezde olan insandır. Bu merkezi temsil eden insan, nasıl
bir insandır? diye sorulunca sıradan bir insan, karınca
kadar değeri olmayan bütün hayatını
firavunlara adamış bir insan, yokluğu (Nirvanaya)
giden bir insan değil, eşref-i Mahlûk, ahsen-i
Takvim, halife yani olgun (kamil) bir insandır.
Olgunlaşan (kamil) insan yapmış ve yaşamış
olduğu hayatın ürünü olan hatıralarıyla
yaşar. İnsan, özellikle iyi hatıralarıyla
yaşar. Böylesine iyi hatıraları olan insan ve
toplumlar, geleceğe bakarken, arkalarında (geçmişlerinde)
bırakmış oldukları iyi hatıralarından
örnekler alır ve onun verdiği güçle doğru ve
sağlam adım atarak, geleceğe (yarınlara) güvenilir
adımlarla emin olarak yürüyebilir.
Yine insan üzerinde bir başka olgu söylenmektedir:
Bu da, insanın olgun olması yanında, onun „sevmeyi
- sevilmeyi“ bilmesi ve bunun şuûrunda olmasıdır.
„Bahar“ ifadesi ile hayatın en güzel, en güçlü ve
en renkli dönemini anlatmak istenmektedir. Baharda diriliş,
hayat ve yarınlar vardır. Yumurtadan çıkan
yavru, açan çiçek, toprağa düşen tohum, doğan
çocuk yaşama mücadelesi içindedir. Onlara bu yaşama
sevincini veren „cßnan“ yani sevgili - sevilen’dir. „Eğer
bir insanın bütün hücreleri sevgi ile dolmazsa; o,
insan olgun insan olamaz.
„Ne varlığa sevinirim, Ne yokluğa
yerinirim, Aşkın ile avunurum, Bana Seni gerek Seni...“
diyen Yunus Emre, olgun insanı burada gayet açık
olarak tarif etmiştir. Buradaki insan, hayatı bir
savaş olarak gören veya her şeye rağmen kendi
egosu ile suprematist (yeniden kurma) ve yaratma arzusunda
olan insan değildir. Yunus Emre’nin ve Yahya Kemal’in
şiirlerindeki insan ayrılık içinde kıvranan,
kendisine tayin edilen bir ömrü ilahi kanunları
zorlamadan ve her türlü dengeleri koruyarak devam ettiren,
sevdiğinin aşkı ile her anı dolu olan
olgun (kamil) insandır.
Yaşayan insanın gelişme evrelerini
inceledikten sonra „Bir Dosta Mısralar“ şiirinin
ikinci kıtasının ilk mısrasına bir göz
atalım: Burada olgun insanı tarif eden iki önemli
noktaya değinilir: Bunlardan birincisi sevmek ve bu
sevmenin neticesinde ise vuslata (kavuşmaya) ermektir.
Vuslata ulaşmayı, Batı’da veya Eski
Yunan’daki aşkta, daha ziyade ruha hitap eden değil,
kabukta cereyan edip, plastik değerleri ihtiva eden bir
nevi hayvanî bir yakınlaşma - et ve kemiğin
maddi ihtiyacı olarak anlam verirler. Bu kültür ve
medeniyet çevresindeki insan, midesi ve beyni ile doyduğu,
sevdiği görülür; gönlü ise adeta unutulmuştur.
Kaderi yok sayan veya zorlayan durumlarla dolu „sevgi -
birleşme“ olaylarıyla, görüşleri dolu olan
Eski Yunan’da insan; adeta belli ölçüleri içeren erkek
mi, kadın mı belli olmayan bir heykele dönüşmüştür.
İdeal insan tipi ortaya çıkmış ve bu
noktada Yaradan’ın muazzam gücünü ve yaratılmanın
sırrını ortaya koyan insan şekil ve
tiplerini belirleyen kader, yani ilahi program, adeta ortadan
kaldırılmış, „ırkçılığa
- putlaşmaya“ yön veren bir zihniyet geliştirilmiştir.
„Bir kerre sevip“ diye başlayan mısrada
insanı göz önüne getirirseniz, gözünüzün önünde,
çevremizde olan herhangi bir insan gelir. Bu insanın
esas ayırıcı özelliği „sevmesi“dir.
„Vuslata erdiyse“ bölümünü izah etmek istersek; bunun
ilk basamağının „sevgi“ olduğunu görürüz.
Yüreğinde, her hücresinde „sevgi“ mevhumu olmayan
bir insan adeta vuslata (kavuşmaya) nail olamaz
denmektedir. Eğer bunu yani vuslatı plastik açıdan
düşünürsek; sevgisiz olduğu vakit bir nevi „tecavüz
- gasp“ olmaktadır. Yunus Emre ve Mevlana’nın
belirttiği açıdan düşünürsek; ilahi bir aşk
ile yanan insanın adeta bir gerdek gecesi (şeb-i
Aruz) yaşıyarak Yaradan’ına kavuşması
- O’nunla bir olması (fena fillah) durumudur.
(DEVAM EDECEK)
SAYFA
BAŞI
Yazarın
diğer
yazıları:
Olgun
İnsan
İnsan,
güzellik ve yokluk
SAYFA
BASI
|