|
KABAKLI
KÖYÜN AHALİSİ
VE NLP
„Kendini
yönet, dünyayı yönetecek gücü bulursun...’’
(Platon)
Birisine „Yolun eğri, fikrin yanlış“ diye söze
başlarsanız alacağınız cevabında
,, hadi len şurdan!“ türünden olacağından
kuşkunuz olmasın.
Olduğu gibi kabul görme arzusu insanın temel
beklentilerinden biridir.Belki kişinin yaptıkları
tutarsız hatta ahlak ve kural dışı
olabilir. Bunun ötesinde evrensel doğrulardan çatışma
halinde bile gözükebilir ama,
yinede siz ,, yanlış yapıyorsun !“ diye söze
başlanırsa problemi büyütmekten öte bir şey
yapmamış oluruz.
Tabi burada hemen akla bir soru gelebilir ve şöyle
diyebiliriz „ doğru yapıyorsun diyelim!“ Hayır;
önce sadece dinleyip anlamaya çalışmalıyız.
„Yanlış yapıyorsun“ dememiz gerekmediği
gibi „doğru yapıyorsun dememizde gerekmez. Sadece
çok samimi bir şekilde dinlemek.
Dinlemek, çok önemli bir haslettir. Muhatabınızı
samimi bir şekilde dinleyerek anlamaya çalışmak
kadar tesirli bir etkinin olduğunu düşünemiyorum.
İletişim teorilerinin çoğu nedense hep konuşmanın
ince ayarlarına dikkat çekerler. Bunun yanında
dinlemenin önemi çok az şekilde vurgulanır. Bir
piskanalist şöyle der :“eğer insanlar
birbirlerini yeteri kadar dinleyebilselerdi biz işsiz kalırdık.“
NLP’de bu konu „Ahenk Kurma“ diye dillendirir. „insan
bir şey yaparken kendisi için o andaki en uygun seçimi
yapar „ diyen NLP, „ her eylemin arkasında iyi bir
niyet yatar“ tesbitinide ön kabulleri arasına koyar.
Bu herkesin her yaptığı mutlak doğrudur
şeklinde değil, o kişi için o anki en doğru
seçimdir şeklinde anlaşılmasına tekrar
vurgu yapmak isterim. Ama“ her eylemin arkasında iyi
bir niyet yatar“ sözünün doğruluğundan kuşku
duyulmaz.
Yapılan işin sonucu ne kadar kötü ve saçma olursa
olsun. o eylemin arkasındaki „İyi niyet“ gerçeğini
çürütmez. Söz gelimi 8 yaşındaki oğlu
Ahmed’i yatakta boğarak öldüren bir babanın yaptığı
eylemin dehşeti tartışılmayacak kadar
ortadadır. Ama sizin bu adama yaklaşımınız
„cani herif !, barbar herif diye bağırıp 3-5
yılda hapiste tuttuktan sonra salıvermekse henüz 2
yaşındaki Ayşe’nin akibeti de tehlikede
demektir.
Bu dehşet saçan cinayeti işleyen baba şöyle
bir iyi niyetle yola çıkmış olabilir: „Hergün
kirlenen bir dünyada sevgili oğlum Ahmed’in günahlarına
bakarak sonundada cehennemi boylamasına gönlüm razı
olmaz. En iyisi onu şimdiden ahirete göndereyim de o
cennette emsalleriyle top oynasın!“
Görüldüğü gibi niyet hiçte fena değil ama
netice facia... Hz. Ali’nin ünlü sözünü biraz tebdil
ederek(değiştirerek) söylersek; „Kendisiyle kötülüğün
icra edildiği iyi bir niyet!“
Bu
babayı bu psikozdan çıkarmanın en kestirme
yolu ahenk oluşturup onun taşıdığı
iyi niyeti sonu facia olmayan olumlu hedeflere yöneltmekten
geçer.
Bizde böyle bir babaya lanet yağdırırken iyi
niyet taşıdığımızdan hiç kuşkumuz
yok. Ama bütün iyi niyetimize rağmen çözüme değil
çözümsüzlüğe yürüdüğümüzde ortada.Tıpkı
trafik kazalarında bütün iyi niyetimizle yaralıya
yardım etmek isteyipte, çoğu kez onu daha kötü
durumlara soktuğumuz gibi.
Batı ülkelerinde „kazalarda, nasıl davralınır“
kursundan geçirmeden önce insanlara ehliyet vermezler.NLP
bize hayat trafiğinde nasıl araba kullanacağımızı
ve olası kazalarda nasıl davranacağımızı
öğreten bir Beyin Yönetme sanatıdır.
Bireysel ilişkilerde olduğu kadar toplumsal ilişkilerde
de durum aynıdır. Misafire, ikramdır diye,
kendisi için koyun kesip Pilav döken köylülere „bırakın
artık şu pilavı , planla ilgilenin“ diye bağıran
valilerle merhum Recep Yazıcıoğlu’nun arasındaki
fark iyi anlaşılmalıdır.
Toplumlarda,
bireylerde kendisi gibi konuşan , kendisine benzeyen
insanlara kucak açarlar. Söylediğiniz şeyler
toplumun yararına olsada eğer onu anlaşılır
dille seslendiremiyorsanız iletişim arızası
yüzünden hiçbirşey elde edilmiyecek, belkide herşey
aleyhimize bile dönüşebilecektir.
Uzun yıllar önce Patogonya ülkesinde küçük bir köy
varmış. Köylüler yiyecek sıkıntısı
içinde yaşarlarmış; sebebide köylülerin
tarlalarına gidip mahsüllerini toplamalarını
engelliyen bir canavarmış.
Birgün köye bir yabancı gelmiş ve köylülerin
halini anlamak istemiş. Köylüler bir canavarın
bütün bu yoksulluğun sebebi olduğunu ve ondan
korktukları için tarlalarına gidip mahsüllerini
toplayamadıklarını anlatmışlar.
Yabancı cesur biriymiş , kılıcını
çekerek canavarın olduğu söylenen tarlaya gitmiş.
Ancak yaklaştıkca hayreti artmış, çünkü
köylülerin canavar diye gösterdikleri tarlada gözüken
şey kocaman bir kabakmış. Kabağı parçalıyarak
köye dönen yabancı korktukları şeyin bir
kabak olduğunu söylince köylülerin hışmına
uğrayarak öldürülmüş.
Bir hafta sonra köye başka bir yabancı gelmiş
ve aynı şekilde canavar hikayesini dinlemiş. O
da cesur biriymiş ve kılıcını çekip
tarlaya doğru yürümüş.O da büyük bir kabakla
karşılaşınca şaşırmış.
Kabağı parçalara ayırdıktan sonra köye dönüp,
korkulan şeyin bir kabak olduğunu söyleyince kızgın
köylülerin saldırısına uğrayıp öldürülmüş.
3-5 Hafta sonra köylüler açlıktan kıvranırken
köye üçüncü bir yabancı gelmiş, köylülere „korkmayın
canavarı öldüreceğim „ diye söz verdikten sonra
tepeye yürümüş. Tarlaya vardığında o da
büyük bir kabakla karşılaşmış.kılıcını
çekip kabağı parçalara ayırdıktan sonra
köye dönüp canavarı öldürdüğünü söylemiş
. Sevinçten havalara uçan köylüler adamı uzun süre
misafir edip ondan özgüven ve cesaret dersleri almışlar.
Adam bu zaman zarfında köylülere kabaklarla canavarlar
arasındaki farkıda bir güzel öğretmiş...
SAYFA
BASI
Yazarın
diğer
yazıları:
Kabaklı
köyün ahalisi ve NLP
´´Değişim
mi, Gelişim mi?´´
SAYFA
BASI
|