|
LAMI CİMİ YOK
Sade
ve yalın gerçekleri zevzeklik taslamak için kavramsal alana
taşırsanız onların anlaşılmasını imkânsız hale
getiririsiniz.
Şayet kavramsal alana taşınan ilke
mesabesinde bir konu ise artık o ilkeyi
muhafaza şansınız yok olmaya yüz tutar!
Bulanıklaşan her şey gibi, böyle durumlarda ilkeler de
“kamuya açık yorum tahtası”na dönüştürülerek “paşa
gönüllere” arz edilir..
İlkeler sade ve yalındır, hiç bir yoruma da ihtiyaçları
yoktur!
Su sudur, ateş de ateştir!..
Ateş, hararet yükseltir; su serinlik verir... Ateş yakar,
kül eder; su yaşatır, hayat verir... Bu evrensel yasadır...
Her yerde ve herkes için geçerlidir, nokta.
Bu nokta da durmayıp, durumu başka alanlara taşıma gayreti
bu evrensel yapıya
müdahale anlamı taşır...Ve sonunda kaybeden hep biz oluruz!
Kur’an’ın bazı yasaları da evrenin yasaları gibi muhkem ve
sabittir.
Evrendeki yasaları da , Kur’an’daki yasaları da koyan
Allah’tır!
Allah Kur’an da , ‘Haksız yere bir insanı öldüren tüm
insanlığı öldürmüş gibidir’ diyor.
Yine Allah ayetin devamında “Bir insanı yaşatan tüm
insanlığı yaşatmış gibidir” diyor...
Benim yıllardır anlayamadığım şu : “iyi ama” “ öyle ama”
“fakat” gibi bağlaçlar dan biriyle başlayıp da, sonra bu
İlahi Emir, türlü laf salataları içinde karıştırılarak
bağlamından ve anlamından koparmaya nasıl cesaret edilir ve
bu tavır nasıl müslümanlıkla telif edilir!?
Osmanl Devleti’nin kuruluş felsefesi Şeyh Edebali’nin
dilinden şöyle terennüm ediliyordu: ‘İnsanı yaşat ki, devlet
yaşasın’
Bu anlayış “Bir insanı yaşatan tüm insanlığı yaşatmış
gibidir” ayetinden besleniyordu
Sonra birşeyler oldu...Yıldırım, Timur’un karşısında
kaybetti; zaaf, nefislerin taşkınlığında aranacağı yerde
Allah’ın ayetlerine aykırı yaklaşılarak yanlış hükümler
çıkartıldı. Eline ve beline sahip olmak istemeyenler
“Devletin Varoluş İlkesi” ile oynadılar...
“Siyaseten katl” devreye girdi... Yani padişaha verilen
öldürme yetkisi..!
Şeyh Edebali’nin “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın”
cümlesinde adeta kendi ifadesini bulan Osmanlı Devlet
Felsefesi artık, “İnsanı öldür ki, devlet yaşasın” şekline
dönüştü.
Referans sıkıntısı çekildiğini sanmıyorum; Orta Asya’ya
gitmeye hacet kalmadan, Muaviye’lerinin dönemi onlara
yeterli kaynağı sunmuş olabilir: “Sıffın’de iki taraf da
Sahabe değilmiydi?” veya, “Canım,Yezid günahkârdı ama,
sonuçta müslüman değil miydi?”
Osmanlı’da padişahın kullandığı bu yetki saray cevresini ve
hanedan mensuplarını etkilerken, İttahatçıların elinde daha
geniş bir alana yayıldı.
“Cumhuriyet dönemindeki durum nedir?” diye soracak kadar
saf olamazsınız diye düşünüyorum. Sadece şunun hatırlanması
yeterli olur: Bugün hapishaneleri dolduran, gerek darbe
zanlılarına gerek her türlü çete mensuplarına yaklaşımınız
biraz insaflı olsun. Onlara kızmak yerine, onları bu hale
sokan ve her türlü kötülüğün anası olan bu melun anlayışa
kızın!
Yani “Siyaseten katl” anlayışına...Yani “Devlet için siyasi
cinayet işlenebilir” anlayışına...Beşyüz yıl bu geleneğin
kültürü ile gelişmiş bir anlayışın son halkalarını hedef
seçerek öfkenizi bitirirseniz, belki günü kurtarırsınız ama
geleceği yine parlatamayız! “Kaplanı büyütüp,
besleyeceksiniz, sora da pençe atıyor diye şikayet
edeceksiniz; yazıktır kaplana!” der, Merhum N.Fazıl.
Gerçekten vahşi kaplanlardan kurtulmak isteniyorsa önce
onları besleyen anlayışlarla hesaplaşmalısınız! Onların
bünyelerine hayat sağlayan oksijenin göbek kordonu ( bugün
kendileri bilmese bile) adı geçen bu fetvaya dayanmaktadır!
Çetelere sövmek, darbecileri lanetlemek belki insanı
rahatlatır, ama gelecek nesillerin başına gelecek tehlikeyi
ortadan kaldırmaz.
Ulu bir çınar nasıl zerrecik bir tohuma kodlanmışsa, yine o
ulu çınarın mahfına da küçücük bir mikrop sebebp olabilir.
Osman Gazi’nin, Bilecik’te Şeyh Edebali’nin evinde gördüğü
rüyadaki çınar 1.Murat’la Kosava’da fiziksel aleme
taşınarak tabire kavuşmuştur.
Maalesef, Çelebi Mehmet’ten sonra bu ulu çınara “Siyaseten
katl” virüsü tebelleş olmuştur. İşin kötüsü bu virüs genetik
özellik taşımaktadır ve Cumhuriyet’in bünyesine de geçiş
yapabilmiştir!
Dünyamızın, ahiretimizin, nesillerimizin, milletimizin ve de
devletimizin selameti için bu virüsten kurtulmak zorundayız!
Bu mücadelemizde kullanacağımız tek şey, sadece ve sadece
vicdanımız olacaktır.
Çünkü vicdan yalan söylemez...
“Vicdan, dindir”der, Merhum Akif...
Biz, doğruyu ya dinimizle ya da vicdanımızla buluruz.
Aksi yönler bizi cehenneme götürür;
Bu işin lamı cimi yok!..
14.Mart 2010
SAYFA
BASI
Yazarın
diğer
yazıları:
LAMI
CİMİ YOK
OYNAMADAN
GÜLEBİLMEK
HÜSEYİNSİZLEŞEN
TOPLUM RAYDAN ÇIKAR
YİĞİTLER
YÜKSEKTE ÖLÜR...
YEN
İÇİNDEN KOKU GELİYOR
BEN
ASYA’LI BİR KÖYLÜYÜM
ADEM’İN
ŞERLİ ÇOCUKLARI
Aşk
yolunda bir soylu rehber: Yunus Emre
SÖZE
AYAR VERMEK
KÜRESEL
BÜYÜCÜLÜK
HÜSEYİN
ÜZMEZ’E AÇIK MEKTUP
İNİLTİ
BÖLÜNMÜŞ
SEVDA
Sehpaya
uygun boyacı mı aranıyor
Mumla
eriyen umutlar
Düşünmek
farzmıdır?
Demokrasinin
çişimi geliyor
Söğüt’ün
sevenleri
Kış
Raporu
Kasıntı
Kütürü
Asrın
Belasına
Çözüm...
Eşeklerin
Gizemli Dünyası
İletişim
Kavşağının İşaret Levhaları:İlgi
Kalıpları
Ertuğrul
Gazi Ve Dursun Fakıh Ve...
Kendimizle
İletişim
Övgülerle
sövgüler arasında
Değişimin
Zihinsel Aşamaları
İletişim
kanalları ve farklı davranışlar
NLP
ve Biz
Kabaklı
köyün ahalisi ve NLP
"Değişim
mi, Gelişim mi?"
SAYFA
BASI
|