|
SEHPAYA UYGUN BOYACI MI ARANIYOR?
Rivayetler değişik...
Farklı yerlerden söz edenler olsa da, anlatacağım olayın
Patagonya veya Hayalistan adlı ülkelerden birinde
yaşandığına inanların sayısı hayli fazla...Ama bunlar da
neticede rivayet...İsteyenin istediği yerle irtibatlandırma
yapmasının anayasanın temel laiklik ilkeleriyle ters
düşmeyeceği görüşündeyim...Böyle olmakla birlikte, kendimin
bir hukukcu olmadığını (ve hatta gariban bir ilkokul mezunu
olduğumu) hesaba katarak, kanaatimi, Patagonya olarak ortaya
koyuyorum.
Efendim, olay şöyle olmuş; arzedeyim:
Günlerden bir gün ve vakit de akşama doğru imiş... Evin
genç erkekleri kahveye okey oynamaya, kadın ve kızları da
kına gecesine gitmek için evden ayrılmışlar...
Ev halkının evden ayrılmasını fırsat bilen kasabanın ismi
malum cismi gizli hırsızı, “dem, bu demdir” diyerek, arka
bahçeden yaptığı birkaç hamleden sonra eve girmeyi başarmış!
Başarmasını başarmış ama, ortaya hesapta olmayan bir durum
çıkıvermiş... Öksürük sesini duyan hırsız, “Ulan! Bu da
kim!?” telaşına kapılma lüksü olmadığını, eğer elini çabuk
tutmazsa, hanenin yaşlı erkeğin diğerlerine, “Hadi siz
gidin! Ben kendimi biraz yorgun hissediyorum, evde kalayım”
zerzekliğinin kurbanı olacağını çabuk kavramış... Tabi
durumu kavramasıyla da kendini önce evin balkonuna, sonra da
balkonun demirlerine tutunarak geldiği bahçeye atlamakta
geçikmemiş.
Buraya kadar anlatılan olayın hikayesinde hiç de kural dışı
bir durum yok! Her hırsız gibi, kahramanımız aziz(!) hırsız
efendi de mesleğini icra ederken bir talihsizlik yaşamış,
hane sahibinin öksürüğünü duyunca “namusluca”sıvışmak
istemiş. Bu tavrı bile onun ne kadar uysal bir hırsız
olduğunu otaya koymaya yeter değil mi? Mesela, pekala
silahını çekip bir darbe, pardon bir darp teşebbüsünde
bulunabilirdi! Ama hırsızımız buna tevessül etmiyerek meşru
(!) ve bilinen yöntem çizgisinde kalarak geri çekilme
yolunu seçmiştir.
İnsan tüm iyi niyetlerine rağmen bazen üst üste gelen
talhsizlikler yaşıyabilir. Nitekim hırsızımız da ikinci
talihsizliğini kendini evin balkonundan bahçeye attıktan bir
müddet sonra farkedebilmiştir.... Meğer balkonun demiri
hırsızımız atlama pozisiyonu almadan kopunca atlama yerine
düşüş gerçekleşmiş ve bunun sonında hırsız efendinin ayağı
kırılmıştır. Hırsız, acı ve eli boş bir şekilde eve dönmenin
kabusunu Astral aleme seyahat etme gereği kalmadan uyanıklık
aleminde yaşarken, evin sahibi de dışarıda olan gürültüyü
(uzanmış olduğu koltukta uyku öncesi Alfa düzeyinde
algılamış olmalıki), kendisine mahkemeden bir tebligat
gelene dek, hep tencere tıkırtısı olarak telakki etmiş.
Uzatmıyalım...Olaydan bir kaç gün sonra evin sahibine bahsi
geçen tebligat ulaşmış...Ve evin sahibi balkondan düşüp
ayağı kırılan hırsız tarafından mahkemeye dava edilmiştir.
Gerekce de şu olmuş: “Evinin balkonunda çürük demir
kullanarak, yaralanmaya sebebiyet vermek...”
Hakim sormuş evin sahibine:
“Evi niye sağlam yapmadın?”
“Vallahi Hakim bey!” demiş adam ve ilave etmiş; “hiç insan
evini sağlam yapmak istemez mi, ama ben evin yapımını
anahtar teslim mütahite verdim, siz bunu ona sorun.”
Hakim: “Getirin mütahiti” demiş. Mütahit de, “Vallahi, hakim
bey”diye başlamış söze ve eklemiş: “ Ben işimi doğru düzgün
yaptım, ancak takdir edrsiniz ki, mütahit demek her işi
kendisi yapan demek değildir; ben evin demir işini demirciye
ihale ettim, bir kusur varsa ondan sorun.”
Hakim: “ Demirci! Nedir bu hal?”
Demirci: “Vallahi hakim bey, işin doğrusu şudur” diye
başlamış söze: “Bu mahallede nicedir bir kadın peydah oldu;
süslü mü süslü, boyalı mı boyalı... Ben demiri ateşe koyup,
çırak da körüğü ne zaman çekmeye başlasa, hemen karşıda
görünüverir; kısacası hakim bey, onu görünce aklımız
karışıyor ve herhalde demire su vermeyi unutuyoruz. Kabahat
bu kadın da hakim bey!”
“Çağırın kadını!”diye haykırışı bir başka olmuş Patogonya
ülkesi hakiminin... “Ulan, kimi yerde simsiyah çarşaflı,
kimi yerde rengarenk boyalı...bir taraf tüketime sekte
vurur, öbür taraf böyle kafa karışıklığı meydana getirip
üretimi sakatlar... Nedir bu kadınlardan çektiğimiz...
“Söyle bakalım neden böyle bir duruma sebebiyet verdin?”
Kadın:” İftira Hakim bey! Ben her günkü mutad makyajımı
yapıyorum. Boyamı cilamı da aha şurdaki boyacıdan alıyorum;
siz ona sorun...”
“Boyacı gelsin!”
“Son zamanlarda boyacının ticari işlerde beklenmedik ataklar
gerçekleştirdiği, aslında makyaj malzemelerinin cilası
artırılarak takiye yapılmak istendiği, asıl renklendirmenin
tekstil sektörü aracılığı ile eşarplarda görüleceği ve bunun
da balkon demirlerine tutunarak iş yapan bir sektöre zarar
verme ihtimalinin bulunduğu... vaki görülmüştür.
Karar: “Bayacı asıla!”
Ve, boyacı asılır. Nevarki, sehpa boyacıya kısa gelmiştir.
Uzun boylu boyacı bu sehpaya denk düşmemektedir... Hakime
sormuşlar:
“Efendim, ne yapalım? Sehpa kısa, boyacı uzun!”
Hakimin son cevabı:
“Sehpaya uygun bir boyacı bulun ve asın!”
Allah’tan bu olay Patagonya’da olmuş...Bizim ülkemizde
olsaydı sehpanın uygun boyacısı sizce kim olurdu?
Sayın Erdoğan’ın boyu uzun...Bence en uygunu Cemil Çiçek...
Geçmiş “Dünya Mevlana Yılı”nızı Adalet Mülkün Temeli
hatırlatmasıyla yeniden kutlarım.
SAYFA
BASI
Yazarın
diğer
yazıları:
Sehpaya
uygun boyacı mı aranıyor
Mumla
eriyen umutlar
Düşünmek
farzmıdır?
Demokrasinin
çişimi geliyor
Söğüt’ün
sevenleri
Kış
Raporu
Kasıntı
Kütürü
Asrın
Belasına
Çözüm...
Eşeklerin
Gizemli Dünyası
İletişim
Kavşağının İşaret Levhaları:İlgi
Kalıpları
Ertuğrul
Gazi Ve Dursun Fakıh Ve...
Kendimizle
İletişim
Övgülerle
sövgüler arasında
Değişimin
Zihinsel Aşamaları
İletişim
kanalları ve farklı davranışlar
NLP
ve Biz
Kabaklı
köyün ahalisi ve NLP
"Değişim
mi, Gelişim mi?"
SAYFA
BASI
|