|
SÖZE AYAR VERMEK
Söze ayar verebilmek öyle kolay olmuyor...
Hele benim gibi havanıza göre esip tozan biriyseniz sık sık
ikaz edilirsiniz...
Biraz ucunu kaçırınca “saadete gel bakalım” derler...
Bari özet yapayım dersiniz, bu kez de, “karnından konuşma”
iması yapılır.
En iyisi susmak dersiniz ve biraz rahatlar gibi de
olursunuz... Atasözümüz “Söz gümüş se,
sükut altındır” diye güya imdada yetişmştir; ne gezer,bu kez
de diğer atalar işe karışır...
Yoksa atalarımızın da mı bu konuda kafaları karışık
dersiniz..?
Mesela;Kaşgarlı dedem “Dil ile düğümlenen diş ile çözülmez”
diyerek, yukarıdaki sözü söyleyen atama destek çıkarken,
Sadi Şirazi “Konuşulacak yerde susmak, susulacak yerde de
konuşmak akıl noksanlığıdır” diyerek, hafif yollu itirazını
çeker... Diğer yandan Bediüzzaman Saidi Nursi “her doğruyu
her yerde konuşma” ikazını yaparken, gelecek nesillerin en
büyük atalarından birisi olmayı daha yaşarken haketmiş
düşünür İsmet Özel “hiçbirşey söylemeyen sözlere varmak
için/ her şeyin sonuna dek söylenmesi gerekti” dizeleriyle
konuya müdahil olur.
Eee... ben şimdi ne yapayım Allah aşkına..? Ayarı nasıl
tutturayım..?
Durun, galiba buldum!
Hani derler ya, insan beyni bağlantı sistemi kurarak
çalışır; şu anda öyle birşey oluyormuş gibi... Cevabı
yakaladığımı hissediyorum.
“ Ben şimdi ne yapayım?” sorusu “bağlantı sistemi”ni
harekete geçirmiş olmalı... Einstein, “Düşünmek soru
sormaktır”demiyor mu?
SEYİSİN İRFANI
Köyün hocası öğle namazını kıldırdıktan sonra kürsüye çıkmış
ve “Ey cemaat,biraz hasbihal edelim!” demiş. Zaten otuz-
kırk kişi kadar olan cemaat, hoca kürsüye çıkana kadar
çoktan camiyi terkettiğinden, hocanın sözünü de içeride
kalan tek yabancıdan başka duyan olmamış.
Hoca efendi; “ abdest tazelemek isteyenler olabilir”
tesellisiyle makul bir süre daha bekledikten sonra bakmışki
gelen-giden yok, yabancıya dönerek sormuş:
“Eee... ben şimdi ne yapayım?”
Yabancı :
“Hoca efendi! Gördüğün gibi ben yabancıyım... Üstelikte ümmi
birisiyim; yani bu işlerden de pek anlamam.Yalnız ben bir
işten anlarım: At bakıcılığı... Köyümde bana seyis derler;
kısaca demem şu ki: Benim kırk tane atım olsa ve bunlardan
39 tanesi kaçıp gitse, ben kaçan atlara kızarak geride kalan
bir tek atı yemsiz ve susuz bırakmam” demiş.
Bu cevap hocanın çok hoşuna gimiş ve Bismillah diyerek
başlamış konuşmaya...
Hoca konuştukca çoşmuş, çoşunca konuşmuş... Mevsim yaz,
günler uzun, derken ikindiye az kala nihayet “sadakallahul
azim” diyebilmiş.
Ve sonra caminin tek kişilik yabancı cemaatine dönerek,
“konuşmamı nasıl buldun” diye sormuş.Yabancı seyis de, şöyle
cevap vermiş:
“Bak hocaefendi, demin de söyledim, ben at bakıcısıyım.
Benim 40 atım olsa, 39’u firar etse, ben kırk atın yemini
kalan tek ata yedirmem”.
Sözün ayarını mutlaka bulmak lazım...
İşin şakası bir yana, anlamından ve de bağlamından
kopartılmayan her atasözü cildlerle kitaba bedel.
Biz de yazıyı Sadi Şirazi’nin o güzel sözünü birkez daha
hatırlatark bitirelim:
“Konuşulacak yerde susmak ve susulacak yerde konuşmak akıl
noksanlığıdır”.
Hidayet Kayaalp
27.11.2008
SAYFA
BASI
Yazarın
diğer
yazıları:
SÖZE
AYAR VERMEK
KÜRESEL
BÜYÜCÜLÜK
HÜSEYİN
ÜZMEZ’E AÇIK MEKTUP
İNİLTİ
BÖLÜNMÜŞ
SEVDA
Sehpaya
uygun boyacı mı aranıyor
Mumla
eriyen umutlar
Düşünmek
farzmıdır?
Demokrasinin
çişimi geliyor
Söğüt’ün
sevenleri
Kış
Raporu
Kasıntı
Kütürü
Asrın
Belasına
Çözüm...
Eşeklerin
Gizemli Dünyası
İletişim
Kavşağının İşaret Levhaları:İlgi
Kalıpları
Ertuğrul
Gazi Ve Dursun Fakıh Ve...
Kendimizle
İletişim
Övgülerle
sövgüler arasında
Değişimin
Zihinsel Aşamaları
İletişim
kanalları ve farklı davranışlar
NLP
ve Biz
Kabaklı
köyün ahalisi ve NLP
"Değişim
mi, Gelişim mi?"
SAYFA
BASI
|