|
RÖPORTAJ İsmail
Tüysüz
|
|
|
Ismail@turkpartner.de
|
MİLLİ
KÜLTÜRÜMÜZDE NEVRUZ
Çocukluk yıllarımda Nevruz kelimesini sıksık
duyardım. İlk işim büyüklerime sormak olurdu.
Ailede cevap verebilen tek kişi ninem, kendi çocukluğunda
„Hıdırellezden“ bir kaç hafta önce, baharın
ilk müjdecileri görününce, eğlenceler düzenler, bir
ateş yakılıp üzerinden atlarlarmış.
Maalesef bu eğlenceler sırasında söyledikleri
türkü ve manileri hatırlayamadı. Bundan anladım
ki Uşak ili çevresinde de Nevruz kutlanırmış.
Türk milleti gibi Türk edebiyatı da bir zamanlar çeşitli
kollara ayrıldı. Şekilde bir takım değişiklikler
meydana geldi. Fakat muhtevada Tevhid`e sadık kalındı.
Aşığı. Şairi, kalem şurası,
mutasavvıfı, hepsi yön ve mesafe ayrımı
yapmadan hep bir ağızdan Nevruz`a bizimdir dediler.
Türkülerde, manilerde, halk ozanlarımızın
deyişlerinde Nevruz en çok kullanılan konulardan
biri oldu. Türk müziğinin en eski makamlarından
olan Nevruz, inceleyebildiğimiz kadarıyla Nevruz-ı
Asli, Nevruz-ı Sultani 21 çeşit Nevruz ile ilgili
makama rastladık. Ne yazık ki, en az altı asırlık
olan bu makamlardan zamanımıza numunesi kalmamıştır.
Asırlardan beri değişik toplumlarda kutlanan
Nevruz bayramı, zaman, mekan ve birtakım değişik
tesirler altında bir çok farklılıklar göstermektedir.
Nevruz, değişik adlar altında karşımıza
çıktığı gibi, değişik amaçlarla
da kullanılmıştır.
Bu hal günümüzde bile geçerliliğini muhafaza
etmektedir. Bunda tabii faktörler kadar, suni faktörlerin de
rolü büyüktür. Mesela müsbet veya menfi siyasi düşünceler,
bazen toplumun iradesine etki ederek, Nevruz`un mahiyetini değiştirmek
istemişlerdir. Bunu teyid edebilmek için, Nevruz`un icra
ediliş şekillerini dikkatle incelemek gerekmektedir.
Mevlevileri ve
Bektaşileri de Nevruz`u kutlarken görüyoruz. Çok az
farklılık göstermesine rağmen muhteva ve mana
aynı diyebiliriz. Nevruz`u Osmanlı saraylarında
da kutlanırken görüyoruz. O günde özel macunlar yaptırılıp
padişaha, devlet büyüklerinin konaklarına gönderilirdi.
Çeşitli kaynakların bildirdiğine göre bu
macunlar kırkbirçeşit baharattan yapılırmış.
Manisa`daki „Mesir Macunu“ da çok eski bir geleneğe
bağlı adettir. Bu anane Anadolu şehirlerinde yüzyıllardır
sürer. Yavuz Sultan Selim`in haremi Hafza Sultan adına
yaptırılan Darüşşifa`nın başına
getirilen Muslihiddin Efendi bunu 1539 da yeni den ihya eder
ve mahalli bi Nevruziye oluşur. Nevruziye macunu değişik
adlar (kuvvet) altında her senenin 21 martında
Manisa Merkez Efendi Camiinde halka dağıtılır.
Mart ayı
ile bayram hazırlıklarına başlanır.
21 Marta kadar olan zaman üç haftaya bölünür. Bilhassa çarşamba
günlerine özel ehemmiyet verilir. Ilk çarşambaya koduk
kırktı çarşamba denir. Bu hafta kışın
doğan hayvanlar kırkılır, tüy dahi olsa
yeni yıla girerken atılır. Ikinci çarşambaya
kül çarşamba denir. Bu çarşambada eşyalar
havalanması için dışarı bırakılır,
tozu alınır. Ocak ve tandırdaki eski yıldan
kalan küller temizlenir. Yılın bayrama en yakın
çarşambasına gül çarşamba denir. Bayram için
mahalli nefesli çalgılar yapılır. Bayramda
aile reisleri bunlardan çocuklarına alırlar, en önemlisi
yeni testi alıp götürmek gül çarşambanın
vecibelerindendir. Ayrıca halk bacalarda ateş yakar.
Gül çarşambada yakında bulunan su değirmenlerindeki
oluklardan yeni aldıkları testilerin su doldurup
birbirinin bayramını kutlarlar. Iran`ın diğer
taraflarında da 21 Marttan sonra(bayram sonrası) 7 gün
bayram kutlarlar. Kars civarı Azerileri bayramdan evvelki
üç çarşambada ateş yakarlar. „Ağırlığı
uğurluğu bu odun ateş üzerine“ deyip ateşin
üzerinden üç defa atlarlar. Ateşin üzerinden atlarken
hastalıklarının bu ateşin üzerine dökülüp
yanıp yok olacağına inanırlarmış.Bu
kimilerine göre Zerdüştler`den kalan bir adettir.
Eski Plümür kaymakamı Edip Yavuz bey yörede kara çarşambayı
şöyle anlatır.:“O gün erkekler alınlarına
kara bir leke sürerek, göllere giderek bu karaları
temizliyor ve sulara karşı dua ve niyazda
bulunuyorlar. Yabani gül ağacının iki ucu
kesilmemek suretiyle ortasını yararlar, sonra da iki
ucundan tutarak birbirine yaklaştırmak suretiyle bir
daire şekline sokarlar. Hastaları bu gül ağacından
yapılmış daireden geçirirken, „bizi kurtardığın
bu günün yüzü suyu hürmetine hastamıza da şifa
ver“ diye niyaz ederler. O gün ayrıca kurt ağzı
da bağlanır. Yine gül dalına çaput bağlanırken,
Ey yol gösterici, bu günün yüzü suyu hürmetine sürülerimize
dokunma“ diye yakarırlar.
Olayın
yorumu şöyledir: Ergenekondan çıkış. Bir
kurdun geçtiği deliği ateş ile eritip oradan
geçen insanlar tabii ki, isli yoldan geçtikten sonra
yapacakları ilk iş yıkanmak olacaktır.
Bayramda
ayrıca çarşamba yemişi adı verilen çerezler
alınır.Bu çevrede yaşayan bütün aşiretlerde
bu çarşamba yemişini görmek mümkündür. Yani
Nevruz bayramında aynı duygular paylaşılır.
Iran,
Afganistan ve Orta Asya`da Nevruz Bayramı halk tarafından
bir gelenek olarak kutlanmaya devam edilmektedir. Ebu Reyhan
el Biruni ve Ömer Hayyam`ın eserlerinde geniş
olarak Nevruz kutlamaları ile ilgili bilgiler vardır.
Kaşgar`lı Mahmut un Kitabında baharın başlangıcı
olarak verilir.
Özbeklerde
Nevruz ananevi bahar bayramıdır. Taciklerde kutlanış
şekli ile Iran`da ki kutlamalarda benzerlik vardır.
Azerbaycan civarında,
bayramdan 15 gün önce, baharın sembolü
olan yeşilliği görmek için semen yetiştirilirdi.(buğday
göyertmek). Bu yeşilliklerin bir kısmından
semeni, yahut suman helvası denilen yemek hazırlanırdı.
Maniler okunur, yaşlılar geceleri destan, hikayeler
anlatırdı.Büyük şair Hüseyin Şehriyar`ın
„Heyder babaya selam“ isimli manzum kitabı çocukluğunda
yasadığı böyle günleri özlemi anlatır.
Bayramın birinci günü atyarışları, güreşler
yapılırdı.
Türkler kabataslak bir sınırlamayla kuzey
yarım kürede 23/0-110/0 doğu boylamları,
35/0-55/0 kuzey enlemleri arasında yaşarlar..Dünyanın
bu bölgesinde dört mevsimin başlangıç ve bitişi
hemen hemen yılın aynı günlerine tekabul eder.
Uzun monoton kış bazen yiyecek, yakacak ve hayvan
yemlerinin ilkbahar gelmeden bitmesi ile nahoş durumlar
ortaya çıkar. Türk boyları arasında baharı
kutlama bayramı özellik kazanıp, bir gelenek halini
alınca, milletinde buna uzun ömürlü bir ad koyması
gerekiyordu. Zaman, zemin ve toplumun dünya görüşüne
göre bu Hz. Adem`in yaratıldığı gün,
Nuh`un gemisinin karaya oturduğu gün, Yunus peygamberin
balığın karnından kurtulduğu gün,
Hz. Muhammed(SAV)`in peygamber olduğu gün gibi
sebeplerle anıldı.
Fars dil
ve kültürünün Anadolu`da yaşayanlar da dahil olmak üzere
diger Türk boyları arasında yaygınlaşmaya
başladığı bir dönemde de, Farsça bir ad
konuldu. Bu arada Zerdüşt dininden bazı motifler
ilave edildi.(Farsça: nev=yeni, ruz=gün, nevruz=yenigün).
Başka bir tabirle çocuğun ana ve babası biz,
isim babası Farslar oldu. Osmanlı, Özbek, Kırgız,
Azeri, Türkmen ve diğer Türk boylarında kutlanılan
Nevruz, zamanla terk edilerek yerini „Hıdırellez“
şenliklerine bırakmıştır.
Türk birliğinin
sağlanması için yapılabilecek eniyi olay bütün
Türk`lerin birlikte kutlayabileceği NEVRUZ`u yeniden yaşatmak
olacaktır.
Yazarın diğer yazıları:
Yılbaşı
ve noel kutlamaları hakkında neler biliyoruz
Zamanı
saklamanın sihri
Yeşilçamda
bir emekci
Milli
kültürümüz de nevruz
Düşen
Ecyad kalesi ile birlikte aklıma düşenler
Türk
avcı Alman “av köpekleri” yetiştiriyor
Türkiye'nin
Orkideleri koruma altýna
alýnmalý
Dağcılık
Spor
kavga deðildir
Baþarýlý
olmak zor deðil
SAYFA
BASI
|