|
RÖPORTAJ İsmail
Tüysüz
|
|
|
Ismail@turkpartner.de
|
YEŞİLÇAMDA
BİR EMEKÇİ
İ.Tüysüz: Efendim, Oktay Yavuz kimdir?
O.Yavuz: Oktay Yavuz Türk sinemasında 1963 ten
beri ter türlü branşta yardımcı, karakter rolünde
oynamış, 1974 ten sonra Almanya'nın Remscheid
şehrinde ikamet etmektedir. Şu noktayı
hatırlatmakta fayda görüyorum, 1974 ten sonra da her
sene 2-3 izine gitmiş, bu izin dönemlerinde de film çalışmaları
olmuştur. 1963 ü başlangıç kabul edersek
türk halkına, türk sinemasına 500 (beşyüz)
ün üstünde sinema filmi armağan etmiştir.
Artık son dönemlerde gelen teklifleri geri çevirmeye başladım.
Arkadaşlarımın 6 aydır işsiz
olduğunu gördükten sonra, o roller bana teklif edilse
bile kabul edemem. Bir yemekte bazı malzemeler eksik olsa
bile sofraya sıcak bir aş geliyor. Varsın
bazı çeşnileri eksik olsun.
İ.Tüysüz:
Sinemaya geçiş nasıl oldu?
O.Yavuz:
Sinemaya geçiş okul yıllarımda, okul içi
müsamere ve piyeslerine olan aşırı ilgim ve de
rahmetli babamın sanata aşırı düşkünlüğü
dolayısıyla bana verdiği desteklerle
olmuştur. AZAK tiyatrosunda başladığim
tiyatro sınavımdan sonra, sinema camiasına geçmem
hiçte zor olmadı. Şunu belirtmekte fayda var
sanırım; okul çağımdaki tiyatro
birikimlerimin sinemaya geçişte çok faydası
olduğu kanaatindeyim.
İ.Tüysüz:
Hangi rollere çıktınız ve kimlerle
oynadınız?
O.Yavuz:
Sinemada Kemal Sunal dışında hemen hemen
beraber paylaşmadığım sanatkar
kardeşim yok diyebilirim. Demin belirttiğim gibi,
beşyüzün üzerinde film de emeğim olmuştur.
Rollere gelince; ekseri karakter, kötü adam imajının
yanı sıra, yardımcı Jön olarak bir çok
yapımlarda iyi rollerde çalışmalarım
olduğu gibi, komedi yapımlarında ki çalışmalarımın
dışında bir çok Amerikan, İngiliz,
Fransız, Alman ve Arap yapımcıların Türkiyemizde
ki çalışmalarına da oyuncu olarak katkım
olmştur. Ayrıca kısa metrajlı belgesel
yapımlar dışında bir çok fotoroman yapımlarım
da var.
İ.Tüysüz:
Sinema maddi ve manevi size ne verdi?
O.Yavuz:
Sinemada maddi yönden bilinçli yapan özel hayatını
çıkarmayan arkadaşlarımızın çoğu,
bu meslekten ekmek yeyip tamin de olmuşuzdur. Haliyle
birtakım olumsuzluklar da olmamıştır
diyemeyiz. Elbette olmuştur. En önemlisi sigorta olayımız,
sendikalaşma durumlarımız. Kısaca sosyal
olaylarımızda ki
problemlerimizin çözümünde çok, çok geç kalındı. Bu meslekte,
olan olmayanı çok zaman görmedi (maddi yönden).Dayanışma,
yardımlaşma son dönemlerde sıfır hale geldi. Eski sevgi,
syagı ortamı kalmadı. Gelelim manevi güzelliğe.Bu güzel
duygunun lezzeti bambaşkadır. Memleketinin her yöresinin insanıyla
her an kültürel, duygusal, şivesiyle, sevgisiyle kontakt halindesiniz.
Gittiğiniz her yerde her meslek ve de branşda ki
vatandaşlarımızda tarifi mümkün olmayan sevgi çemberindesiniz.
Artı her kula nasip olmayan bir sanat güzelliğinin içinde maddiyatı
ölçülmeyecek bir sanat icra ediyorsunuz. Kisacası manevi güzelliklerle
dolu bir yaşam icersindesiniz.
Kültürel açısı ise işin en önemli ve püf noktası.
Elbette meydana getirilen birçok eserin, yazılan bir çok senaryonun bir
çok bilinçli vatandaşımızdan çok sanatkarların da içine
sinmiyor. Kahroluyoruz. Çünkü biz sanaatkarların icraatleri
halkızin üzerinde büyük etki yapıyor. Daha önemlisi yönlendirici
özelliği taşıyor. Bu nedenle üstüne basa basa savunduğum
fikrim; yapılan eserlrin kazanç amaçlı tüccariyeye yönelik
nitelikli olmayıp halkımızın eğitici, öğretici
olmasını her zaman savunmuşumdur.
İ.Tüysüz:
Türk sinemasının dünü bugünü yarını,
sizin yaşadığınız dönemi göz
önünde bulundurursak; dostluklar, arkadaşlıklar ve
tam tersi ayrıca unutmadığınız
anırınız, yaşadığınız
interesant olaylardan bahsedermisiniz?
O.Yavuz:
Sinema dünyasında dostluk ve
arkadaşlıkların bambaşka yeri
vardır.Sayamayacağım müsbet ve menfi olaylarla
karşılaşmışımdır.
Bunları romanlaştırsam ciltler dolusu kitap
olur. Onun için sizlere bi iki örnek vereyim. Yılmaz Güney
ile ACI filmini çekerken bir köye misafir olduk. Orada bize
verilen bir ziyafette vatandaşın biri
başıma dikelip "Ulan kadın (affedersiniz)
namusuna dokunduğun yetmiyormuş gibi bir de
öldürdün. Sen de hiç Allah korkusu yok mu bre vicdansiz"
deyip silahını kafama dayamazmı. Yemek
gırtlağıma düğümlendi. O anın
takdirini sizlere bırakıyorum. Ben ecel terleri dökerken,
sağ olsun oranın ileri gelenleri zor bela adamı
ikne ettilerde Rabbime giden erken yolculuktan kurtuldum.
Başka bir olayda Tanju Korel ile "Başlık
parası" filminin çekimlerinde yaşadım.
Konu kaçakçılıkla ilgili, vurdulu
kırdılı bir film. Ben de her zaman ki gibi deli
dolu bir adamı oynuyorum. Çekimler
de hep köylerde geçiyor. "Ağa'nın bir beni gözüne
kestirmiş. Muhtarı yollamış. "Aman
şu sarı herifi bana ne yap ayarla. Benim
korumalığımı yapsın. Baş
seyis yaparım." diye teklif yollamış.
Muhtara "kardeşim bizler böyle işler yapacak
karakterde değiliz. Hele
hele kula kulluk yakışmaz. Bizler ekmek parası
uğruna böyle roller yapıyoruz. Ama yeri, zamanı
geldiğinde daha da deli dolu oluruz" diyene kadar
akla
karayı seçtim.
İ.Tüysüz:
Yaşadığinız dönemden bahsetseniz.
O.Yavuz:
Benim sinemada yaşadığim dönemin çok ama çok
güzel, tarifi mümkün olmayan bir yeri vardır. Her
şeyden önce saygı, sevgi ve dostluklar ön plandaydı.
Bu işin baş mimarları, bile insanlar iş
başındaydı. A dan Z sine
yapımcısından produktörüne, Rejisine, teknik
ekipten stütyosuna, en üstten en alta kadar, her kademede
oynayan sanatkar kardeşlerimizde, bir dostluk
diyaloğu vardı. Ortaya çıkan eserde emeği
geçen insanlara şükran, minnet takdir duyup takdir
edilirdi.
Ve bu sevecenliklerin mahsülü de gerçekten, şimdi çok
aradığımız güzel yapım ve filmlerde
çıkıyordu.. Ve o zamanlar
sinemamımızın kapital olarak
kışlık ve de güzel yazlık
sinemalarımız vardı. Yine yeşilçamımızda
bet, bereket, heyecanla güzel yapımlar ortaya çıkıyordu.
Hiçbir devlet yardımı olmadan bu çark dönüyordu.
Ama şimdi bakıyoruz ki onlarca özel televizyon
kanalları, onlarca çekilen klipler ve bu konuda ne idüğü
belirsiz saçma sapan, halkımız, bilhassa gençlerimizi
kötü yönlendirici nitelikleri olan film ve diziler.
Bir de çoğu devlet yardımı zırhında
bu işleri yürütüyorlar. Bu da yetmiyormuş gibi bu
televizyon kanalları eski sanatkar bizlerin de
hakkını sabote edip eski filmlerimizi ekrana
yansıtıyorlar. Yansıt kardeşim, ama hiç
olmazsa ihtiyacı olan sanatkar kardeşlerimize bir
yardımda bulunun. Yeri
geldimi en büyük araştırmacı oluyorlar.
Araştırın, muhtac katkıda bulunsanız
olmaz mı? Ben bu açıdan bunlara kızıyorum.
Haksız
kazantmelerine. Biz sanatkarlar sırtından
hazıra konmalarına. Ama bir yönden de güzel. Halkımızın
yapılan o eski filmlerle tekrar gerçek sanat güzelliği
ile duygulanıp, keyiflenmeleri beni ve tüm sanatlkar
kardeşlerimi mutlu ediyor kanısımdayım.
Sinemamızın yarını hakkında kötümser
olmak istemiyorum. Elbette kan dağişimi şart.
Baktiğımızda güzel çalışılmış
senaryolarla, nefis filmlerin çıktığını
görüyoruz. Bu yapımlarımızın da
ödüllere layık olup festivallere katılmaları
da elbette hem bir biz sanatkarlara ve de yüce halkımıza
da büyük haz, onur veriyor. Ve
de gururlanıyoruz. Ben bu mesleğin ehillerin elinde
olmasını hep istedim. Sinemamız bu
sanatın ateşini yüreğinde taşiyan gerçek
sevdalıların elinde olursa, inanıyorum ki
layık olduğu dünya seviyesine ulaşacağına
bütün kalbimle inanıyorum. Tabii bu inancla, biliçle
ve gerçekci yaklaşım en önemlisi. Sonucunu zaman
içinde göreceğiz.
İ.Tüysüz:
Sinemayı
niçin bırakıp siz de gurbetciler kervanına
katıldınız?
O.Yavuz:
Sinema bırakıp gurbetcıler kervanına
katılmam bambaşka bir tesadüf. Öncelikle
Allah katında burada yiyecek lokmamız
varmış. Şu an hayatımda en kıymetli
varlık olan eşimin gurbete gelmemde çok büyük
etkisi oldu. Ailesi ile Almanya'ya gitmeye karar verdiklerinde
nişanlımdı. Haliyle ben onsuz o bensiz
olamayız şarkısından yola çıkıp
bu kervan bu vesileyle katıldım.
İ.Tüysüz:
Bir sohbetimizde "Türk sinemasinin Jönlerinin bazı
kimse ve kuruluşlara alet olup bunlarda arzu
etmediğim durumlara düşmelerini kabul
edemiyorum demiştiniz" İsim vermeden bu konular
hakkında birşeyler diyecekmisiniz?
O.Yavuz:
Almanya
da şahit olduğum bu tip olaylara cevap
veremeyeceğim için özür dilerim. Çünkü
özel mevzular.
İ.Tüysüz:
Almanya da yaşadığınız Türkler açısından
önemli kültür sanat olayları hakkında ne düşünüyorsunuz?
O.Yavuz:
Almanya da ki kardeşlerim açısından
mahrumiyetler iınde gelişmeler çok önemli
safhalara ulaşması bizleri mutlu ediyor. Kültürel
gelşmeler biraz tatmin edici olmasa da, yine de iyi yolda
diyebilirim. Tiyatro,
Müzik ve başka dallarda da kıpırdanmalar
var. Bunlarla gerçekten haz duyup gururlanıyoruz.
İ.Tüysüz:
Son günlerde çok konuşuluyor. Sizin Yılmaz Güney
ile 40 civarında filminiz var. Yılmaz Güney bir
"Lümpen" mi idi?
O.Yavuz:
Yılmaz Güney hakkında başında çikan
"Lümpen"olayına bir açıklık
getirmek istiyorum. Çünkü Türk basınının
hepsine dmiyorum ama, özel kanallar dahil olmak üzere; bir
çok basın ve özel kanallara baktığımızda
tiksiniyoruz. Midemiz bulanıyor, kahroluyoruz.
Vatan hainliği onlarda. Her türlü olmadık
vahşet onlarda, örf adetlerimizi, gelenek
göreneklerimizi ayaklar altına almak onlarda. Hiçbir
yayıncılık anlayışına,
ahlakına uymayan çeşitli magazinler, Televoleler
buna benzer saymakla bitmez aşağılık
yayınlar onlarda. Bu türlü yayınlarla milyonlarca
pırıl pırıl gençliğimizi kötü
yönlendirmede utanmazlık bunlarda. Ve bu
ahlaksızlar ordusu hersene birbirlerine utanmadan en iyi
habercilik ödülleri veriyorlar. Kısacası sırf
REYTING uğruna haber bulamadıklarından bu tür
senaryoları yapıyorlar. Hiçbir habercilik
ahlakına sığmayan düşünceyle bu işi
yapanlar, aynı ahlakı taşıyan bir çok basın
mensubuyla bu ahlaksızlık batağının içinde
cebelleşiyorlar. Bu tür hayasızlar o batakta
kaybolmaya inanın mahkumdur. Onun için Yilmaz Güney
olayı da bu rezillerin senaryolarından biridir. En
önemlisi yüce dinimizde ölmüş bir insanın
arkasından konuşmak günahların en büyüğüdür.
O gafiller biúnu bilsinler.
İ.Tüysüz:
Geleceğe dönük oyunculuk, yapımcılık
planlarınız var mı?
O.Yavuz:
Geleceğe yönelik hem oyunculuk hem de yapımcılık
düşüncelerim kısmet olursa var. Oyunculuk
olayı bizim içimizde kanser virüsü gibi yer etmiş.
Onu düşünmemek elde değil. İkinci
şık yapımcılık olayı maddiyata
dayalı bir proje. Onun için epeyce epeyce zamana ihtiyacım
var kanısındayım.
İ.Tüysüz:
Eşiniz çocuklarınız olaya nasıl
bakıyorlar?
O.Yavuz:
Bizim aile içinde mesleğimle ilgili eşim çocuklarım
ve aile fertlerim bana saygılıdırlar. Her zaman
çok güzel diyaloglarımız olmuştur.
Inanın bir teklif geldiğinde onlar benden fazla
heyecanlanıyorlar. Ailem bu mevzuda bana bir sanatkar
eşine yakışan tavırla destek olmuştur.
Çocuklar ise arkadaşları arasında benim ile
ilgili diyaloglarında gururlandıklarını
her vesile ile bana anlatıp beni
duygulandırmışlardır.
İ.Tüysüz:
Okuyucularımıza söylemek istediklerini, kendi açınızdan
eklemek istedikleriniz var mi?
O.Yavuz:
İnsanlarımıza bilhassa gençlerimize üstüne
basa basa söylemek istediğim bir kaç sözüm olacak.
Her şeyden önce yapacakları her işin
eğitimini görmelerini ve bilinçli olarak haraket
etmelerini, olup olmadık heves ve gerçek olmayan
hayaller peşinde koşmamaları.
Bu
söylediklerim bütün is dallarını kapsıyor.
En önemlisi, aile fertlerini anne baba, kardeşlerini ve
eşi, çocuklarını üzmemeye özen gösterip yaşamanın
oyuncak olmayıp çok uğraş isteyen bir mücadele
olduğunun bilinciyle hayatlarını yönlendirmelerini,
artı yurtseverlik duygularını, milli
iradeleriyle birlikte inanç ve öz kültürlerini unutmamak,
kutsal inançlarını da hiçbir din
sömürücülerinin aleti olmadan, üç hak inanciyla Allah,
Kuran, Muhammed istikametini hiç şaşırmadan
ilerlemelerini en içten dileklerimle arzu eder,
sevgili, kutsal vatanımız için her türlü uğraşı
veren Atalarımızı, sevgili Mustafa Kemal ve
silah arkadaşlarını, mukaddes
şehitlerimizi rahmet ve sevgiyle şükranla anmayı
bir an olsun unutmadan bu kutsal insanların bizlere
emanet ettikleri bu kusal, aziz güzeller güzeli ülkemizin kıymetini
bilelim. Bu ülkede yaşamanın onuruyla tüm insanlarımız
hiçbir kötü fikre saplanmadan birbirimize sahip çıkalım.
Bu söyleanını bana bahşeden değerli
basın mensubu İsmail beye ve Türkpartner'de ki diğer
arkadaşlara saygı ve sevgimi sunarım, bütün
yaşamları boyunca aile fertleriyle mutlu,
sıhhatli ve işlerinde başarılı
olmalarını Rabbimden niyaz ederek sözümü burada
noktalıyorum. Sevgi ve saygılarımla.
Yazarın diğer yazıları:
Yeşilçamda
bir emekci
Milli
kültürümüz de nevruz
Düşen
Ecyad kalesi ile birlikte aklıma düşenler
Türk
avcı Alman “av köpekleri” yetiştiriyor
Türkiye'nin
Orkideleri koruma altýna
alýnmalý
Dağcılık
Spor
kavga deðildir
Baþarýlý
olmak zor deðil
SAYFA
BASI
|