·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA SMS  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
·  CHAT  
·  NETMEETING  
   
   


  BİR DÜŞÜNCE

              İsmail Altıntaş

 

Is.Altintas@gmx.de

                       
Akıl, Vahiy ve İslam Toplumları...

Akıl ve nakil/vahiy süt kardeştir.“ İbn Rüşd


Artık gün gibi ortaya çıkmıştır ki islam toplumları, akıl ve vahyin ışığında ´ilim´, ´iman´, ´amel´, ´ahlak´ ve ´ihlas´ konsepti içerisinde birey ve toplum hayatını yeniden inşa etmek mecburiyetinde oldukları bilincine varmalıdırlar. Aksi takdirde müslüman ve islam dünyası mevcut ´zelil´ durumundan kurtulamayacaktır. Hatta şimdiden böyle bir komplekse düştüğümüze üzülerek de olsa şahit olmaktayız. Ancak içine düşülen bu üzücü durum bir kader değildir. Gaflet içerisinde günü yaşayan insanlarımızın hasta iradelerini tedavi etmeye mecburuz. Çünkü müsbet anlamda dönüşümü, ancak iradesi sağlıklı insanlar gerçekleştirebilirler. 

Bu bağlamda yukarıda tırnak içinde verdiğimiz kavramları ele alarak mevcut durumumuzu analiz etmeye çalışalım şöyleki; 

İlimde ezbercilikten pratiğe...

Elde ettiğimiz bilgiyle, hikmet bağlamında neden, nasıl ve niçine cevap aramamız gerekmektedir. Süratle skolastik zihniyetten ve bilinenleri tekrardan vazgeçerek, yeni gelişen şartları da gözönünde bulundurarak teorik ve pratik düzlemde yeni eğitim ve öğretim metotları geliştirmek gerekmektedir.  İlmi, bireysel ve toplumsal taleplere  cevap verebilecek yararlılığa ve yol gösterici konuma getirmek başlıca görevimiz ve amacımız olmalıdır. Günümüzde metotsuzluk ve amaçsızlık neredeyse basarısızlıkla eş anlamlı hale gelmiştir. Bu anlamda kullanılmayan bilgi, bilgi değil, bilakis malumat yığınıdır. Nitekim İslam Peygamberi bununla ilgili olarak: „Allah´ım! faydasız ilimden sana sığınırım.“ buyurmuştur.

Ne ki, yine Hz. Muhammed: „İlim
Çin´de bile olsa alınız.“ derken Kur´an /din ilimlerinin yanında esasen ve önemle müsbet bilime işaret etmişti. Yalnızca Kur´an/din ilimlerini işaret etmiş olsaydı herhalde Mekke, Medine veya Kudüs de bile olsa diyebilirdi. 

Öte yandan aklın ve ilmin imandan önce geldiğini de Kur´an´da 2/44´de ve 47. surenin 19. ayetlerinde görebilmekteyiz: „...aklınızı kullanmıyor musunuz?; „O halde, [ey insanoğlu] bil ki, Allah´tan başka ilah yoktur.“

İmanda derhal taklitten tahkiki imana geçiş ... Akıl-iman ilişkisini de ihmal etmeden...

Tekke, türbe, yatır vb. islam ulularının kabirlerini onların da ruhlarını muazzeb (eziyet) edecek derecede fetiş (tapınma) objesi haline getirmek, onları gerekli gereksiz vesile kılmak gibi gerçek tevhid inancıyla alakası olmayan yaklaşımlar gözden geçirilmelidir. Başka bir ifadeyle Allah´la kul arasına sokulan şirk unsuru canlı ve cansız aracılardan, bid´at ve hurafelerden arındırılmış Kur´an merkezli tevhidi (monoteistik) bir iman anlayışına geçiş. Nitekim Kur´an 112. surede tevhidi şu şekilde vurgulamaktadır; 

De ki: „O, Tek Allah´tır.“  Görüldüğü gibi, inancın merkezinde bir ve tek olan Allah vardır.

Amel
de/iş´de üretimsizlikten üretime... 

Ameli/pratik hayatımıza baktığımızda, dini, ekonomik, siyasi, sosyal, kültürel, etik/ahlak ve estetik gibi evrensel boyuttaki alanlarda yazık ki üçyüz yıldır gerileme ile karşı karşıyayız. Bugün kendi değerlerimizi de ihmal ederek, hemen her alanda batıyı merkez almış bulunmaktayız. 

Bu meyanda ekonomik anlayışımız tüketime ve üretimsizliğe endekslenmiş bir anlayış içerisindedir. Günümüz ekonomi literatüründe bu duruma faiz/repo merkezli ´rant ekonomisi´ denmektedir. 

İslamda faizin yasaklanmasının gerçek esprisi sermayeyi/kapasiteyi üretime yönlendirmek ve teşvik etmektir. Ne yazık ki çağlar boyu hatta günümüzde bile faiz anlayışı haram/günah kavramıyla çok dar/sınırlı ve yüzeysel bakış açılarıyla yorumlanagelmiştir. 

Oysaki burada esas dikkat çekici nokta üretim, üretim üretimdir... Üretmediğinizde üretene muhtaç olursunuz. Sonra, sonrası şimdilerde hepimizin bildiği gibi, acı ve dayanılmaz boyutlara ulaşan durumumuz ve sonuçları ortadadır. 

Halbuki İslam Peygamberi; ´Veren el, alan elden üstündür´ demekle üretenin üretmeyenden üstün olduğunu asırlar önce ilan etmiş, tembellik ve ataletten kaynaklanan yoksulluğu da zemmetmiş(kötülemiş) oluyordu.

Ahlakda gerçek bir ahlak/etik anlayışına/zihniyetine kavuşmamız gerekmektedir. İş ahlakı, ticaret ahlakı gibi bütün muamelelerde dürüstlük ilkemiz olmalıdır. Yemin vb. islami terim ve değerler kullanılarak veya referans verilerek insanlar aldatılmamalıdır. Bugün geldiğimiz noktada en büyük sorunlarımızdan birisinin ahlak problemi olduğunu söyleyen hemen her kesimden aklı başında insanlarımız az değildir. Mevcut çarpık ahlaki anlayış ve zihniyetimizi yaradılış gayemize uygun bir hale getirme gayreti içinde olmalıyız. Aksi halde eğri ağacın doğru gölgesi olmaz. 

İslam toplumları, ´kendisi tokken komşusu aç yatan olgun mü´min olamaz´ prensibinin hakim olduğu ahlaki bir zihniyeti tekrar birey ve toplum hayatına yerleştirmek  mecburiyetindedir. 

Rüşvet, irtikap, haksız kazanç yollarına tevessül, yolsuzluk, adam kayırma vb. ahlaki olmayan anlayış ve uygulamaları terk etmeden, bireysel ve toplumsal kurtuluşa ermemiz mümkün değildir. 

İhlas; islam toplumları kendilerini iki yüzlülükten gerçek samimiyete/sadakate dönüştürmediği sürece islam dünyasının toparlanma şansı neredeyse yok gibidir. Niyet ile davranış örtüşmelidir. 

Belki bu satırları okuyanlara iddiali gelebilir ama, çok değil yüzyıl geriye dönüp M. Abduh ve M. Akif  Ersoy gibi islam düşünce adamlarının islam toplumlarıyla ilgili yerinde ve doğru tesbitlerini ve çözüm önerilerini incelediğimizde, hala aynı sorunların büyüyerek bizi sarmalamaya devam ettiğini üzülerekte olsa söylemek zorundayız. 

Özetle; islam toplumları çağın gerektirdiği bilgi anlayışını/donanımını, doğru inanışı/düşünüşü, doğru algılama ve uygulamayı, güzel ahlakı/etik ve ihlası/samimiyeti bünyelerine yerleştirmedikleri sürece kesinlikle mevcut durumlarını arar hale geleceklerdir.

Unutmayalım ki; İslam´ın izzet ve onurunu korumak Allah´a aittir. Ancak müslüman/insan kendi ´izzet´ ve ´onur´unu bizzat kendisi korumakla mükelleftir. Bu da ancak yukarıda işaret etmeye çalıştığımız temel ve köklü prensiplere dayalı yeni bir toplum inşasıyla mümkün olabilecektir. 

„Boş kaldın mı hemen başka işe koyul...“ Kur´an, 94/7.

Yazarın diğer yazıları:
Akıl, Vahiy ve İslam Toplumları...
Veda Hutbesi ve İnsan Hakları
Yılbaşı ve İç Gözlem
Üç Aylar ve Zamanın Kutsallığı
Kurban; Aşkın Varlığa Yaklaşmak
Milli ve Manevi Değerler
Aile ve toplumsal iþlevi
Olgun Insan
Ramazan ayının düşündürdükleri


SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

İsmail Altıntaş
Akıl, Vahiy ve İslam Toplumları...
Mahmut Aşkar
Ah Benim Şarklı Kafam
Sizden Biri
Nur Yüzlü Adam
Ali Kılıçarslan
Milletin parasıyla içki içmek
Fikret Ekin
İki Olay ve Hasta Kafa
Dr. Nebil Bozdoğan
Kellik tedavisinde son nokta: saç ekimi
Ozan Yusuf Polatoğlu
Geldi petrol diyarına Amerikalı kovboy
Muhsin Ceylan

Menfaat karşılığı susmak

Üzeyir Lokman Çaycı
Gurbet Çiçekleri
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç
Şefik Kantar
Son ziyaret üzerine
Ismail Tüysüz
Yeşilçamda bir emekci
Latif Çelik
İyi geceler Türkiyem. Rahat uyu…
Ramazan Alp
Şiirin yalnızlığı