|
Akıl,
Vahiy ve İslam Toplumları...
„Akıl
ve nakil/vahiy süt kardeştir.“ İbn Rüşd
Artık gün gibi ortaya çıkmıştır
ki islam toplumları, akıl ve vahyin
ışığında ´ilim´,
´iman´, ´amel´, ´ahlak´ ve ´ihlas´
konsepti içerisinde birey ve toplum hayatını
yeniden inşa etmek mecburiyetinde oldukları
bilincine varmalıdırlar. Aksi takdirde müslüman ve
islam dünyası mevcut ´zelil´
durumundan kurtulamayacaktır. Hatta şimdiden böyle
bir komplekse düştüğümüze
üzülerek de olsa şahit olmaktayız. Ancak içine düşülen
bu üzücü durum bir kader değildir. Gaflet içerisinde
günü yaşayan insanlarımızın hasta
iradelerini tedavi etmeye mecburuz. Çünkü müsbet anlamda dönüşümü,
ancak iradesi sağlıklı insanlar gerçekleştirebilirler.
Bu bağlamda yukarıda tırnak içinde
verdiğimiz kavramları ele alarak mevcut durumumuzu
analiz etmeye çalışalım şöyleki;
İlimde
ezbercilikten pratiğe...
Elde ettiğimiz bilgiyle, hikmet bağlamında
neden, nasıl ve niçine cevap aramamız gerekmektedir.
Süratle skolastik zihniyetten ve bilinenleri tekrardan vazgeçerek,
yeni gelişen şartları da gözönünde
bulundurarak teorik ve pratik düzlemde yeni eğitim ve öğretim
metotları geliştirmek gerekmektedir.
İlmi, bireysel ve toplumsal taleplere
cevap verebilecek yararlılığa ve yol gösterici
konuma getirmek başlıca görevimiz ve amacımız
olmalıdır. Günümüzde metotsuzluk ve amaçsızlık
neredeyse basarısızlıkla eş anlamlı
hale gelmiştir. Bu anlamda kullanılmayan bilgi,
bilgi değil, bilakis malumat yığınıdır.
Nitekim İslam Peygamberi bununla ilgili olarak: „Allah´ım! faydasız ilimden sana sığınırım.“
buyurmuştur.
Ne ki, yine Hz. Muhammed: „İlim Çin´de bile
olsa alınız.“ derken Kur´an /din ilimlerinin yanında esasen ve önemle müsbet
bilime işaret etmişti. Yalnızca Kur´an/din
ilimlerini işaret etmiş olsaydı herhalde Mekke,
Medine veya Kudüs de bile olsa diyebilirdi.
Öte yandan aklın
ve ilmin imandan önce geldiğini de Kur´an´da 2/44´de ve 47. surenin
19. ayetlerinde görebilmekteyiz: „...aklınızı
kullanmıyor musunuz?; „O
halde, [ey insanoğlu] bil
ki, Allah´tan başka ilah yoktur.“
İmanda derhal
taklitten tahkiki imana geçiş ... Akıl-iman ilişkisini
de ihmal etmeden...
Tekke, türbe, yatır vb. islam ulularının
kabirlerini onların da ruhlarını muazzeb (eziyet)
edecek derecede fetiş (tapınma) objesi haline
getirmek, onları gerekli gereksiz vesile kılmak gibi
gerçek tevhid inancıyla alakası olmayan yaklaşımlar gözden geçirilmelidir. Başka bir
ifadeyle Allah´la kul arasına sokulan şirk unsuru
canlı ve cansız aracılardan, bid´at ve
hurafelerden arındırılmış Kur´an
merkezli tevhidi (monoteistik) bir iman anlayışına
geçiş. Nitekim Kur´an 112. surede tevhidi şu
şekilde vurgulamaktadır;
De ki: „O, Tek Allah´tır.“ Görüldüğü gibi, inancın merkezinde bir ve tek
olan Allah vardır.
Amelde/iş´de üretimsizlikten üretime...
Ameli/pratik
hayatımıza baktığımızda, dini,
ekonomik, siyasi, sosyal, kültürel, etik/ahlak ve estetik
gibi evrensel boyuttaki alanlarda yazık ki üçyüz yıldır
gerileme ile karşı karşıyayız. Bugün
kendi değerlerimizi de ihmal ederek, hemen her alanda batıyı
merkez almış bulunmaktayız.
Bu meyanda ekonomik anlayışımız tüketime
ve üretimsizliğe endekslenmiş bir anlayış
içerisindedir. Günümüz ekonomi literatüründe bu duruma
faiz/repo merkezli ´rant ekonomisi´
denmektedir.
İslamda faizin yasaklanmasının gerçek esprisi
sermayeyi/kapasiteyi üretime yönlendirmek ve teşvik
etmektir. Ne yazık ki çağlar boyu hatta günümüzde
bile faiz anlayışı haram/günah kavramıyla
çok dar/sınırlı ve yüzeysel bakış açılarıyla
yorumlanagelmiştir.
Oysaki burada esas dikkat çekici nokta üretim,
üretim üretimdir... Üretmediğinizde üretene muhtaç
olursunuz. Sonra, sonrası şimdilerde hepimizin bildiği
gibi, acı ve dayanılmaz boyutlara ulaşan
durumumuz ve sonuçları ortadadır.
Halbuki İslam Peygamberi; ´Veren el, alan elden üstündür´
demekle üretenin üretmeyenden üstün olduğunu asırlar
önce ilan etmiş, tembellik ve ataletten kaynaklanan
yoksulluğu da zemmetmiş(kötülemiş) oluyordu.
Ahlakda gerçek bir ahlak/etik anlayışına/zihniyetine kavuşmamız
gerekmektedir. İş ahlakı, ticaret ahlakı
gibi bütün muamelelerde dürüstlük ilkemiz olmalıdır.
Yemin vb. islami terim ve değerler kullanılarak
veya referans verilerek insanlar aldatılmamalıdır.
Bugün geldiğimiz noktada en büyük sorunlarımızdan
birisinin ahlak problemi olduğunu söyleyen hemen her
kesimden aklı başında insanlarımız az
değildir. Mevcut çarpık ahlaki anlayış ve
zihniyetimizi yaradılış gayemize uygun bir hale
getirme gayreti içinde olmalıyız. Aksi halde eğri
ağacın doğru gölgesi olmaz.
İslam toplumları, ´kendisi tokken komşusu aç
yatan olgun mü´min olamaz´ prensibinin hakim olduğu
ahlaki bir zihniyeti tekrar birey ve toplum hayatına
yerleştirmek mecburiyetindedir.
Rüşvet, irtikap, haksız kazanç yollarına
tevessül, yolsuzluk, adam kayırma vb. ahlaki olmayan
anlayış ve uygulamaları terk etmeden, bireysel
ve toplumsal kurtuluşa ermemiz mümkün değildir.
İhlas;
islam toplumları kendilerini iki yüzlülükten gerçek
samimiyete/sadakate dönüştürmediği sürece islam
dünyasının toparlanma şansı neredeyse yok
gibidir. Niyet ile davranış örtüşmelidir.
Belki bu satırları okuyanlara iddiali gelebilir ama,
çok değil yüzyıl geriye dönüp M. Abduh ve M.
Akif Ersoy gibi islam düşünce adamlarının islam
toplumlarıyla ilgili yerinde ve doğru tesbitlerini
ve çözüm önerilerini incelediğimizde, hala aynı
sorunların büyüyerek bizi sarmalamaya devam ettiğini
üzülerekte olsa söylemek zorundayız.
Özetle; islam toplumları çağın
gerektirdiği bilgi
anlayışını/donanımını, doğru
inanışı/düşünüşü,
doğru algılama
ve uygulamayı, güzel ahlakı/etik
ve ihlası/samimiyeti bünyelerine yerleştirmedikleri sürece
kesinlikle mevcut durumlarını arar hale
geleceklerdir.
Unutmayalım ki; İslam´ın izzet ve onurunu
korumak Allah´a aittir. Ancak müslüman/insan kendi ´izzet´
ve ´onur´unu bizzat kendisi korumakla mükelleftir. Bu da
ancak yukarıda işaret etmeye çalıştığımız
temel ve köklü prensiplere dayalı yeni bir toplum inşasıyla
mümkün olabilecektir.
„Boş kaldın mı hemen başka işe
koyul...“ Kur´an,
94/7.
Yazarın
diğer
yazıları:
Akıl,
Vahiy ve İslam Toplumları...
Veda
Hutbesi ve İnsan Hakları
Yılbaşı
ve İç Gözlem
Üç
Aylar ve Zamanın Kutsallığı
Kurban;
Aşkın Varlığa Yaklaşmak
Milli
ve Manevi Değerler
Aile
ve toplumsal iþlevi
Olgun
Insan
Ramazan
ayının düşündürdükleri
SAYFA
BASI
|