|
BİR
DÜŞÜNCE
Dr.
İsmail
Altıntaş
|
|
|
Is.Altintas@gmx.de
|
İslâm
Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
İnsan,
varlıklar arasında en üstün bir konuma sahiptir.
İster ruhen ve bedenen sağlıklı, isterse müptelâ
olduğu bir rahatsızlık sebebiyle engelli olsun,
İslâm’ın anlayışına göre bütün
insanlar saygı ve hürmete lâyıktır.
Engelliler konusu üzerinde bıkmadan, usanmadan durulması
gereken bir konudur. Bugün dünyada engelli nüfusu 500
milyonu aşmış bulunmaktadır. Esasen
engelliler konusu temelde bir insan hakkı meselesidir. Bu
anlamda, engelli insanlar ile diğerleri arasında
haklara sahip olma açısından da bir ayırım
söz konusu değildir.
Yasalara göre zihinsel ve bedensel engelliler toplumsal
hayatta sağlıklı insanlarla eşit haklara
sahiptir. “Bedensel ve zihinsel engelleri nedeniyle insanlar
arasında ayırım yapılmasına izin
verilmeyecektir”
vb. ilkelerle engelli hakları; İnsan Hakları
Evrensel Beyannamesi, gibi çeşitli uluslararası sözleşmelerle
güvence altına alınmıştır.
Ancak günümüzde; sorunların çözümü, sorunun tartışılması
ve gündemde tutulması ile gerçekleşmektedir. Özellikle
bu konuya ilişkin yapılacak her tür katkıya
ihtiyaç duyulmaktadır. Konuyu gündemde tutmak ve bu
sosyal yaranın iyileştirilmesi yada giderilmesine
dair her tür çalışmaya destek vermek temel görev
olarak algılanmalıdır.
İslâm’da ‘hayat’ hakkı esas olduğundan
engelli olmak eşit yaşama prensibini de ortadan kaldırmaz.
“Allah herkesi ancak gücünün
yettiği ölçüde sorumlu tutar...”[Kuran: 2/286],
“Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez” [Kuran:
2/285] gibi ayetlerle kolaylığı genel bir
ilke olarak kabul eden İslâmiyet, engelli kimselere de güçlerinin
yetmeyeceği şeyleri yüklememiştir. Bu
sebeple mesela ağır zihinsel engelliler ibadetle yükümlü
değildir.
Toplumun
her kesimi ile ilgilenen Hz. Peygamber ’in, zihinsel
engellilerle de ilgilenmiş ve onları ihmal etmemiştir.
Nitekim, akıl hastalarının dini yükümlülüklerden
muaf tutulduklarını şu sözleri ile dile
getirmişlerdir: “Üç
kimseden sorumluluk kaldırılmıştır:
Buluğ çağına erinceye kadar çocuktan, uyanıncaya
kadar uyuyandan ve şifa buluncaya kadar akıl hastasından.”
[Buhari, Ebu Davud ve Tirmizi] bu hadis, zihinsel
engellilerin sorumluluklarının çerçevesinin
belirlenmesinde temel teşkil eden başlıca
delillerdendir.
İbadet yerine yürüyerek gidemeyecek derecede hasta olan
kimseler, kendilerini götürecek birisi olsa dahi Ebu
Hanife'ye göre Cuma namazını kılmakla yükümlü
değildir. Yine, farz namazları ayakta kılmaya güç
yetiremeyen kimselerle, ayakta kıldıkları
takdirde başka bir rahatsızlığı oluşan
veya hastalığının artması, ya da
iyileşmesinin gecikmesi söz konusu olan kimseler,
namazlarını oturarak kılarlar. Rükû ve secde
yapmaya güç yetiremeyen kimse ise namazını îmâ
ile kılar.
İslam
Peygamberi Hz. Muhammed insanlara engelli-engelsiz oluşuna
göre davranmazdı. Görme engelli olan Abdullah İbn
Ümmi Mektumu müezzin olarak görevlendirmişti. Hz.
Peygamber, bizzat engellilerle ilgilenmiş, onlara güçlerinin
yetmediği alanlarda görevlendirmemiş, yeteneklerine
göre kamusal alanda vazife vermiş, topluma kazandırmaya
çalışmış; engellileri başkalarının
maddi manevi yardımına muhtaç bir tabaka olarak görmemiştir.
İnsanın
görme işitme, konuşma vb. bir yetisinin olmaması
elbette kişi için bir meşakkat ve oldukça zor bir
durumdur. Ancak Hz. Peygamber, engelli olup da sabredenlerin
cennetle ödüllendirileceğini bildirmiştir. Bir
Kudsi Hadisde; “Herhangi bir kulumu gözlerinden
mahrum bırakmak suretiyle imtihana tabi tuttuğumda,
sabrederse, gözlerine karşılık ona cenneti
veririm” [Buhari, Merda, 7] buyruluyor.
Hz
Peygamber, durumlarına göre engellileri mesleki hayattan
ve çalışmaktan alıkoymamış, bilakis
onların ticaret yapmasını kolaylaştırıcı
hükümler getirmiştir. Bununla birlikte, engellileri
mazeretleri sebebiyle güç yetiremeyecekleri işlerden de
muaf tutmuştur.
İbn Abbas, Ata b.Ebi Rebah’a; “Sana cennet
ehlinden bir kadını göstereyim mi?” dedi.
Ata; “Evet, göster” dedi. İbn Abbas;
“İşte, şu siyah kadındır ki; bu kadın,
Hz. Peygambere geldi ve “Sara hastalığım
tutuyor ve üstüm başım açılıyor. İyileşmem
için Allah’a dua edin” dedi. Hz. Peygamber; “İstersen
sabreder, cennetlik olursun; istersen sana afiyet vermesi için
Allah’a dua ederim” dedi. Bunun üzerine kadın;
“O halde sabredeceğim. Ancak sara tuttuğu zaman üstümün
başımın açılmaması için dua
buyurunuz” dedi. Hz. Peygamber de ona dua etti.” [Buhari
ve Müslim]
Hz.
Peygamber, sağlıklı insanların
engellilerle ilişkilerini yönlendiren ahlaki düzenlemelerde
de bulunmuştur. Nitekim, görme engelli bir kimseye yol göstermeyi,
işitme ve konuşma engelliye söz anlatmayı
sadaka olarak değerlendirmiştir. [İbn
Hanbel, V, 169]
Hayatımızda
bizi sevindirecek ve huzur duyacağımız şeylerle
karşılaşmamızı nasıl doğal
buluyorsak, bizi üzecek bir durumla karşılaşmayı
da normal bulmalı ve sabretmeliyiz. Bu durumda bize
isabet eden bir hastalığı tabii karşılamanın
en iyi yolu, sabırdan geçer. Nitekim Hz. Peygamber; “Yorgunluk,
hastalık, tasa, üzüntü, sıkıntı ve
gamdan, ayağına batan dikene varıncaya kadar, müslümanın
başına gelen her şeyi, Allah bağışlama
vesile kılar.” [Buhari ve Müslim] sözüyle
bu müjdeyi vermektedir.
Geleneğimizde
ise Yunus Emre'nin veciz ifadesiyle, “Yaratılanı
severiz, Yaratan'dan ötürü” anlayışının
doğrultusunda, tarih boyunca engelli insanlara karşı
yakın ilgi ve şefkatle yaklaşılmıştır.
Sonuç
olarak çağımızda, engellilerin
kendi kendine yeterli hale gelmesi, belli bir bilgi ve kültür
düzeyine ulaşması, meslek edinerek üretken hale
gelmesi ve çevresiyle sağlıklı ilişkiler
kurarak toplumsal hayata katılmasının sağlanması
hususunda herkese görev düşmektedir.
Bireylerin,
hayatının her döneminde, çeşitli nedenlerle
engelliliği yaşayabileceğini düşündüğümüzde,
engelliler için yapılacak olan çalışmalara,
engelli olan ve olmayan herkesin tam katılımının
sağlanması gereği ortaya çıkmaktadır.
Engellilerin
haklarına saygı ve onlara gereken ilginin gösterilmesi
gerektiğine inanıyoruz. Onlar,
daima toplumun ayrılmaz birer parçası halinde görülmelidir.
Ne
mutlu, karşılaştığı bütün
zorluklara sabrederek mutlu sona erişenlere!..
SAYFA
BASI
Yazarın diğer yazıları:
İslâm
Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Gençlik
ve Eğitim
Yılbaşı
ve Noel Üzerine Düşünceler…
Akıl,
Vahiy ve İslam Toplumları...
Veda
Hutbesi ve İnsan Hakları
Yılbaşı
ve İç Gözlem
Üç
Aylar ve Zamanın Kutsallığı
Kurban;
Aşkın Varlığa Yaklaşmak
Milli
ve Manevi Değerler
Aile
ve toplumsal iþlevi
Olgun
Insan
Ramazan
ayýnýn düþündürdükleri
SAYFA
BASI
|