|
DÜN ve BUGÜN
Leman
Kuzu
|
|
|
lemankuzu@windowslive.com
|

SADE(CE) DÜŞÜNMELİ
Toplumsal sorumluluk her bireye olduğu gibi yazara da
görevler yüklüyor.Yazar, hem yaşadığı topluma hem de
yaşadığı çağa karşı sorumludur. Amaç sadece yazı yazmak
değil, eğer her karaladığınızı yayına verirseniz, hergün bir
makale çıkarırsınız. Makale çıkmasına çıkar da içi
boş cümleler hava da uçuşur. Mesele sözde yazı yazmak değil
ki, bilgiyle birlikte okura ışık tutmak, ortaya attığınız
bir fikrin sihri kadar toz olmasına da dikkat etmelisiniz.
Yazdığınız, söylediğiniz birkaç cümleyle insanlar değişime
geçebiliyor ve hatta kendilerini çil tavuk gibi yiyip
bitirme noktasına geliyorsa, siz başarılısınız ve karşıdaki
kişi tarafından önemle izleniyorsunuz, kendinizi tebrik
etmenin tam zamanı. İnsanlar fikirlerinizle kendilerine ışık
tutuyorsa, hatta yazdığınız bir makaleyi veya bir resmi
örnek alarak paylaşımlar yapıyorlarsa ve buna paralel
olarakta kendilerini size karşı kasma cürretine de
geçiyorlarsa (ortada acı bir gerçek var ki, fikriniz
çalınıyor,sizin fikrinizi, kendi fikirleri ve kendi
tasarımları gibi insanlara lanse ediyorlarsa, burada durup
düşünmek gerekir) Siz, fikrini çaldığınız o kişiyi
önemsiyor ve örnek alıyorsunuz, bari kendinizi kandırmayın,
ya da kasıntı hallerinizin o kişi içinanlam ifade etmediğini
idrak edin.
Ve bu bağlamda dürüstlüğü, söylenmemiş sözleri ve yaşanmamış
güzel günleri yazarak paylaşmak isterim. Taktir edersiniz
ki, dünya’nın malzemesi insandır ve insanların kurduğu düzen
de satranç oyunu gibidir, her hamlenin bir karşılığı vardır,
oyunun kuralını iyi bilmeli ve elbette elinizdeki taşların
hangi hamleleri yapabileceğini de tahmin etmelisiniz. Hiç
kuşkusuz insan doğası gereği kusursuz olmak ve taktir
edilmek ister. Eleştiriye bile pek çoğumuzun tahammülü
yokken olaylar karşısında hemen parlayıveririz, oysa ki
kendimize çeki-düzen verip düşüneceğimize, hint kumaşı olup
çıkıveririz ansızın.
Durup biraz düşünsek, çıkarsız her eleştirinin altında bir
doğruluk payının olduğunu kabul etsek neler değişmez
ki. Paris mezarlığını bilirsiniz, sadece Paris değil, bütün
mezarlıklar kendilerini vazgeçilmez sanan insanlarla
doludur. Çoğu insan kendisini vazgeçilmez tasavvur eder. En
çok da bir makam ve mevkiye gelmiş insanlar. Grup, cemaat,
camia, siyasi parti, vakıf, dernek, sivil toplum kuruluşu,
lider, militan, taraftar, sempatizan, yorumcu, sanatçı,
şair, yazar, ressam vs...
Hiç kimse vazgeçilmez olmadığı gibi, hiç kimse mükemmel
de değildir.
Bakınız, tabiat boşluk kabul etmez. Mutluluk; mutlu
olanlar el kaldırsın demek değildir, yani karşıdakine ben
mutluyum imajı çiziyorsunuz ama bunu sadece bir kesime
yutturursunuz, (yanibin'i bir adam etmezlere) sizin
yaptığınız,sadece başkalarının mutsuzluğundan kendinize bir
parça da olsa mutluluk payı koparmaktır. Oysa ki mesajınızın
altında yatan tek gerçek vardır, mutsuzsunuz hem de
en kritiğinden, kendinizi kandırmayın. Erdemli olmak,
başkalarının mutsuzluğundan haz almak değil, yüreğini
ağlatmaktır. Bakınız kendinizi çok güzel, kusursuz falan
sanmayın, inanın sizin baktığınız gözle ve art niyetsiz
bakıyorum; iskeletten farksız ve bir o kadar iblis aynı
zamanda bir o kadar da taklitçi görüyorum. Herkese kardeşim,
canım, cicim ama gizli aşk yaşadığınızda meydan da,
anlayacağınız CAN kocanızın durumuna üzülmemek elde değil.
Eh ne de olsa maziniz belli.Yuh yani...Şimdi haddini
bilecek, benimle aşık tokuşturmaya kalkmayacaksın, yoksa
elden giden edebini geri getirmek için ayna olursun. Yahu
iyimser bakayım diyorum, bişey yazmayayım diyorum, kalpler
kırılmasın diyorum ama bu fındık beyinliler yerinde
durmuyor, cevap vermedikçe kendilerini bişey sanıyorlar, hay
Allahya...Bakınız, Allah(cc) kimseyi edepsiz insanlarla
uzaktan da olsa tanıma fırsatı vermesin.Keşke beni uzaktan
da olsa tanıma fırsatınız lmasaydı, olmasaydı da fikirlerimi
çalmasaydınız…Allah aşkına kendi bakış açınız yok mu? Yani
illa ki fikir hırsızlığı yapmak zorunda mısınız?
Evet, ne de olsa topyeküntakip ediyorsunuzbeni, kimse üstüne
alınmasın lütfen,bu cümleler şeker kız Candy için özenle
seçildi. Zamanıgelmişken paylaşayım dedim,aslında yazılacak
çok şey var ama neyse…
Şimdilik
bunlar yeter sizlere…
Platon bir sözünde şöyle der:
"Önünüzü görmek istiyorsanız, günlük hayatın
mekanizmasını sadeleştirin."
Önceki çağlarda daha az şeye ihtiyaç duyan ve bu
ihtiyaçlarını fazla zorlanmadan karşılayarak mutluluğu
yakalayan insanlar, uygarlığın gelişmesine paralel olarak
yeni ihtiyaçlar ediniyor ve kendilerini, bu ihtiyaçları
karşılamak zorunda bırakıyorlardı.Kısaca, Batı dünyası
“tüketim” denen büyülü formülü icat ettiğinden bu
yana; formül bulunduğu kuyu dibinden çıkarıldı, süslendi,
boyandı ve insanlara yeni bir yaşam şekliolarak satıldı. Ne
diyebiliriz, herkes aklını kullanmalı…
Sözde sade yaşam;insanın hayatından ihtiyaç fazlasını
çıkarmak suretiyle, daha başka şeylerin hayatımız içinde yer
alabilmesi için zemin hazırlar. Kısaca, yaşamı gönüllü
sadeleştirir. Sadece kendisi için çalışan yani tüketici
rolünden sıyrılarak başkaları için de birşeyler yapabilmek,
yaşadığımız gezegenin daha da yaşanabilir bir hal almasını
sağlar.Dış görünüşüyle sade, içeride ise alabildiğine zengin
bir yaşam biçimi…
Ve nihayetinde insanlar tüketmeye başladılar.Ömürler
tükendi, değerler tükendi, insanlık tükendi, çevre
tükendi.Reklamlarla kuşatıldı insanlar, televizyonlarda
kıskıvrak yakaladı toplumu. Bir süre sonra insanlar,
tüketmekten başka birşey düşünemez hale geldiler. Sonrası
hem dış dünya'nın, hem iç dünyamız'ın güzellikleriyle
başbaşa, alabildiğine renkli ve zengin bir hayat bekledi
bizleri. Ancak tasarlanan bu yeni hayat, düşünüldüğü gibi
haz vermedi bizlere...
Tıpkı ışıltılı neonların arkasındaki pavyonlar gibi?
Anonslar yapılır, şarkılar söylenir, şiirler okunur, danslar
edilir, yalan kahkahalar mutluluğun resmini çizer geceye.
Gece biter, gün ağarır yerlerdeki pislikler, boş içki
bardakları, yorgun gece insanlarının yüzlerindeki ifadeler
"hangisi gerçek" dedirtir insana...Akşam olunca neoanlar
yine yanar, yine aynı sahne, yine bildik görüntüler, neonlar
her ne kadar şiddeti, mutsuzlukları bir yere kadar gölgelese
de gerçeklerden kaçmak olası bir durum değildir.Yani gece
ile gündüz'ünbirbirini yalanlaması gibi. Üstelik gecenin
gerçek yüzünü görmek isteyenler gündüzü beklemezler, yeter
ki görmek istesinler. Herşey zaten gün gibi ortadadır.
Tarihin bu en amansız diktatörlüğünden ve neonlardan
kurtulmanın bir yolu var:
Fazlalıkları atmak, sade yaşamak, gürültüden, parazitlerden
kurtulmak ve en önemlisi hızı düşürmek. Hızlı koşmayın,
çabuk yorulursunuz. Gönüllü sadeliği çizin ve yaşayın. Ünlü
satış analisti Victor Lebow’un, savaş sonrasında tüketimi
ekonomi için vazgeçilmez bir koşul olarak nitelerken;
muazzam derecede üretken ekonomimiz, tüketimi bir hayat
biçimi haline getirmemizi gerektiriyor. Artık mal satın alma
ve kullanmayı düzenli bir yaşam biçimi haline getirmeli,
ruhsal doyumu ve egolarımızın tatminini tüketimde
aramamalıyız. Eşyayı gittikçe artan bir hızla tüketmek,
eskitmek, yıpratmak, atmak ve yenilemek zorundayız,
ancak bunları yaşarken, herşeyde olduğu gibi bilinçli
tüketici olmakta doğru yaşam sürmemizi sağlayacaktır.
SÖYLENECEK SÖZLERİNİZİN TÜKENMEMESİ DİLEĞİYLE…
Tebrik Notu: Alternatif Doğuş Gazetesi imtiyaz sahibi
sevgili kardeşim Çetin Yılmaz’ın haftalık yayın yapan
gazetesi, günlük yayın hayatına başlamıştır. Tüm
okurlarımıza saygıyla duyrulur. Evet değerli arkadaşım,
gazetenin ilk kuruluşundan bu yana hatta ilk köşe
yazarlarından biri olarak hala aynı hızla seninle ve
gazetenle birlikte olmaktan son derece mutluyum. Başarıların
daim olsun.
ALTERNATİFDOĞUŞ GAZETESİNİ YÜREKTEN TEBRİK EDİYORUM.
Leman KUZU©
İstanbul, 01 Nisan 2012
kuzuleman@yahoo.com
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
SADE(CE)
DÜŞÜNMELİ
KADIN
VE EMANSİPASYON
YAŞAM
DEDİĞİM II
TATSIZ
BİR RÜYA GİBİ!..
YAŞAM
DEDİĞİM-I
LİSAN-I
SEVGİ II
LİSAN-I SEVGİ
I
HAZİN
BİR SONBAHAR, YÜREKLER BUZLU !!!
GÖNÜL
BORCUNU UNUTMAMAK LAZIM!
HERKES BEN HAKLIYIM DİYOR,
HAKSIZ KİM?
BİR
TAS SU, BİR LOKMA EKMEK VE VİCDAN...
YANILIYORSUNUZ,
TÜRKİYE YENİLMEYECEK!
EY
ŞEHR-İ ANKARA...?
AYNAYA
YANSIYANLAR!..
ÇELİŞEN
FİKİRLER
SERÜVEN
BAŞLIYOR...
ASLAN
PAYLARI (!)
ZAY
EDİLEN KADINLAR VE SİZ, EFENDİLER
DOSTLUK
VE BİRLİK AĞI
AMAÇ
BARIŞ MI YOKSA SÖMÜRÜDEN RANT MI?
KIRMIZI ÇİZGİLERLE HAYAT...
ZİHNİ
ZİNCİRE VURMAK!..
2011'E
ERTELENEN UMUTLAR!
İNSAN
HAKLARI VE WIKILEAKS ŞOKU
BAYRAMLARI
ANLAMLI KILMAK!..
O,
ÜLKEMİZE DOĞAN BİR GÜNEŞTİ!..
1923/2010 CUMHURİYET
SEVDASI BİTMEYECEK...
YAŞAMDAN
UFAK BİR KARE
ONLAR
DEĞERLİDİR, DEĞERİMİZDİR!..
NİCE
MUTLU BAYRAMLARA!
BARIŞ'IN
YOLU / THE ROUTE OF THE PEACE!
AMAÇ
DOĞRUYU BULMAK!
İSRAİL
VE İNSANLIK DRAMI!..
İNSAN
YANSIMALARI
YURTSEVERLER, SÖZÜM
SİZE!
SÖZDE
BAYRAK SAHİBİ DEĞİLİZ!..
KABUL
ETMİYORUZ!..
KADININ
SESİ
EY
DÜNYA, EY İNSAN HAKLARI NERDESİN?
SEVGİ
ZAMANI!..
YAŞAMDAKİ
BEŞ ÖNEMLİ DERS!..
2010
AVRUPA KÜLTÜR BAŞKENTİ İSTANBUL!.
MUTLULUĞUN
ADI 2010...
DÜNYA İNSAN
HAKLARI GÜNÜ / WORLD HUMAN RIGHTS DAY
SAYFA
BASI
|