|
Bizim
Diyalogcularımız
Dünya hâkimiyetini
hedeflemiş güçler, ilgi alanı içinde olan ülkeleri
her yönüyle incelemeyi ve gereken tedbiri önceden almayı
ihmal etmezler. İlmî inceleme-araştırmaya büyük
emek, sermaye ve zaman harcayan Batı, enerji kaynaklarının
olduğu coğrafyayı da tarih-kültür-insan çerçevesinde
iyi derecede tahlil ve tetkik etmiştir. İçimizdeki
casusları ve tepemizdeki uydularıyla nerde neyimiz
var, neyimiz yok onu da gayet iyi biliyorlar. Açığa
vurmadığımız müddetçe bilemeyecekleri,
onun için de meraktan çatladıkları ise; kafamızdan
geçenler, henüz daha tasarı noktasında olan düşüncelerimizdir.
Bilhassa “11 Eylül 2001”den itibaren bir diyalog modası
başlatıldı: Dinler, kültürler veya
medeniyetlerarası diyolag... ABD’deki İkizkuleleri
vuranlar, bu eylemi İslâm adına yapmışlarmış...
Batı dünyasından Bin Ladin’in “Cihad”ına
karşılık sıcağı sıcağına
ve koro halinde; müslüman eşittir terörist, diyerek
sesler yükselir, “Haçlı Ruhu” canlandırılırken;
telaşaya kapılarak eli ayağı birbirine
dolaşan etkili/yetkili müslüman temsilcileri İslâm’ı
anlatmak için seferber oldular. O gün bu gündür çantasını
kapan müslüman siyasetçi, ilahiyatçı kapı kapı
dolaşarak, açık oturumlardan kapalı kapılar
ardındaki oturumlara, bilmem nelerarası platformlara
koşturup duruyor. Birşeyleri aklamaya çalıştığımız
belli... Kendi aklımızca İslâm’ı mı,
yoksa müslümanı mı aklayıp paklamak için ter
döktüğümüzü doğrusu (kısmen bu işin içinde
olmama rağmen) henüz daha anlamış değilim.
Diyalog zemini hazırlayanların gayesi müslümanları
yakından tanımak, İslamiyet’i öğrenmek
ve İslam-Hıristiyan diyaloğunda ortak bir
noktada buluşmak olsaydı, hiçbir itirazım
olmazdı. Müslüman cephesinden daha iyi tanıdığımı
zannettiğim hıristiyan cephesi, müslümanları
gözetim/denetim ve kontrol altında tutmak için
“diyalog”tan yanadır. Müslüman diyalogcuların
bir kısmı samimi ve kendinden emin olarak diğer
semavi dinlerle anlaşma zemini ararken, diğer kısmı
hıristiyan dünyasının üstünlüğü karşısında
ezilip büzülerek, biraz da dünyalıklarını
garantilemek için bu göreve talip olmaktadır. “Bu
yaklaşım, hem doğruluktan hem de samimiyetten
uzaktır. Her seferinde, Ecnebi kültürde, her yeni çıkan
bir düşünce, sosyal veya bilimsel değer için,
İslam’a uygunluğunu kotarmak adına dinin
temel nasslarını tahrif ederek, ideal müslüman
tipinden ve İslam’ın dünyaya bakışından
taviz vererek elde edilmeye çalışılan bir uzlaşma.
Bu uzlaşmanın simsarlığını yapan
birçok din bilgini, maharetlerini ortaya koymak için her türlü
imkânı kullanmaktadırlar. ....... ....
Bunların çabası belki belli bir işe
yaramaktır. İnanan halkı, tedricen dinden soğutmak
ve onları yeni bir dünya görüşünü benimsemeye
hazırlamak.” (Prof. Dr. Yasin Ceylan, Doğu Batı
Düşünce Dergisi, sayı:31)
Katolik kilisesine ait bir akademinin dinlerarası diyalog
çerçevesinde düzenlediği toplantıya dinleyici sıfatıyla
iştirak etmiştim. Müslümanları temsilen bir
ilahiyatçı ve hıristiyanlar adına da bir Alman
ilim adamı konuşmacı olarak karşımızdaydılar.
Bizim ilahiyatçımız, hıristiyanlara İslâm’ı
şirin gösterebilmek için bütün maharetini sergilerken,
Alman araştırmacı tatlı-sert bir üslupla
göndermesi ve bindirmesini ihmal etmiyordu. Dinlerine sadık
yaşlı katoliklerden birisinin elindeki Kuran-ı
Kerim’i göstererek, hiddetli ve tehditkâr bir çıkışla;
“ Cihad ve kadın haklarıyla ilgili bazı
ayetleri değiştirin artık!” demesini hiç
unutmuyorum. Tanrı adına birden fazla “Kutsal
Kitap” kaleme alanların, müslümanlardan da benzeri
bir reform beklemeleri gayet normaldir(!). Normal olmayan ise,
Hıristiyanlık normlarını islâmî bünyede
uygulamaya kalkışmaktır. Bu teşebbüs,
İslâmiyet’in deformasyonu demektir ki, dinlerarası
diyaloğun altında yatan sinsi emel de budur!
Yazarın
diğer
yazıları:
Bizim
Diyalogcularımız
Dünyaya
Çekidüzenden
Önce...
Oyuna
Gelmemek
Cavanlık
Bir Uçar Kuştur
Kocalık Bir Naçar İştir
Varılmaz
menzile bu gidişle
Bomba
yağar başıma
Gurbet
düğünleri
ALSAK
MI, ALMASAK MI?
Terörizmle
kolonizm arasında
SAYFA
BASI
|