|
Bayrakla
Göbek Bir Arada Olunca...
Bu başlık altında yazmak mecburiyetinde kaldığımdan
dolayı siz aziz okuyuculardan özür diliyorum. Yazımın
ilerleyen bölümlerinde, beni bu noktaya getiren sebepleri de
sizlerle paylaşmaya çalışacağım.
Anlı-şanlı gazetelerimizin sık sık
“Türk Dostu” politikacı, devlet adamı veya ülkelerden
bahsettikce, güler geçerdim. Tabii ki bu “Türk Dostları”
hep Batı dünyasından olur. Doğu veya Şark?...
Olmasa da olur!... Batı, bütün planlarını
Şark endeksli ve Şark üzerine bina ederken, biz güneşin
battığı yerden yeniden doğacağımıza
inanmışız bir kere... “Doğduk güneşin
doğduğu yerden”i yeni yetmeler bilmez! Madem hep
batıya dönük duruyoruz, hiç olmazsa sırt çevirdiğimiz
doğuyu da sağlama alalım diyeceğim ama
kime? Türkiye’nin
“yumuşak karnı” hep Doğu olmasına rağmen
bu cephede kayda değer bir gelişme henüz yoktur!
Şark, sadece enerji kaynaklarının çıktığı
coğrafya değil, dinlerle birlikte medeniyetlerin de
doğduğu coğrafyadır. Afganistan ve ardından
da Irak işgaliyle ABD, Ortadoğu’yu tamamıyla
kendi kontrolü altına alınca, AB ülkelerine zırnık
koklatmaz oldu. Pastanın dilimi gittikçe küçüldüğünden
dolayı Brüksel’deki hırlaşmaları sağır
sultan bile duymaya başladı. AB’nin başını
çeken ülkeler, bugünlerde Türkiye’nin adını
bile anmak istemiyorlar. Onları şaşırtacak
derecede Brüksel şartlarını veya Kopenhag
Kriterleri’ni yerine getirmemize rağmen, burun kıvırmaya
başladılar. Ermeni Meselesi’nde ilk defa hazırlıklı
bir çıkış yapmamıza rağmen, birbiri
ardına “Türk Dostları” Sözde Ermeni Soykırımı’nı
parlemantolarında kabullenerek, aslında
kendilerinden bekleneni yaptılar. Bunun böyle olacağının
sinyalini Almanya Başbakanı Schröder de Türkiye
ziyaretinde, “Açık denizlerde ve parlamentolarda işiniz
Allah’a kalmıştır.” diyerek zaten vermişti.
Buna karşı biz ne yaptık? ABD’de “Türk Günü”
ekibi ve mehter takımıyla yürüdük!... Bizi temaşa
ederken çok ekzotik bulan Amerikalılardan alkış
aldık ve “Amerikalıların gönüllerini
fethettik” (!). Sonra döndük Avrupa’ya... Berlin’de
yapılacak gösteri-yürüyüş-toplantı karışımı
organizasyon için Almanlara, dost-kültür-barışma-dayanışma
karışımı bir isimle çıkarken, kendi
vatandaşlarımıza. “Türk Yürüyüşü”
olarak lanse ettik ve öylesine bir ad koyduk. Yine büyüklerimiz
bildikleri ve tanıdıklarından şaşmadılar.
Onların canı sağ olsun! Canları çektiklerini
haberdar edip, beğenmediklerini görmemezlikten ve tanımamazlıktan
gelirken, bizim (millet adına) canımız çıktı.
Onlar adına değil, milletimiz adına utandık,
mahcup olduk. TRT-Int’de “Berlin Türk Günü”nü
seyrediyorum: Sahnenin önünde toplanan, çoğunluğu
Türk gençlerinden oluşan kalabalık ellerinde Türk
bayraklarını sallarken, Türkiye’den özel olarak
getirtilen “Anadolu Ateşi” adlı gösteri
ekibinin genç kızlarından oluşan dansöz grubu
da sahnede kalça ve göbek sallıyor. Kameraya takılan
genel görüntü bu!... Avrupalıya hangi yönümüzle
kendimizi tanıtmamız gerektiğine kafa yormadan,
hangi tarafımızı görmek istiyorlarsa oramızı
gösteriyoruz: Ekzotik ve oryantal!...
2,5 milyondan fazla Türk’ün yaşadığı
Almanya’da “Türk Günü” böylemi olmalıydı?
Ermeniler lehine, tüm Türkleri töhmet altında bırakacak
siyasi kararlar bu kadar kolay mı alınmalıydı?
Bir millet, bir ülke ve zengin bir kültür böylesine
seviyesizce mi temsil edilmeliydi? Türkiye Cumhuriyeti’nin
bu ülkedeki resmi temsilcileri, milyonlarca Türk gönüllülerinden
oluşan kitleye tepeden baktıkları ve uzak
durdukları müddetçe, birkaç emir kulu, birkaç şamatacı
ve oryantalla alacakları netice ancak bu kadar olur. Bu
millet hem içte hem dışta sindirilmiştir!
Devenin dizine dizine vurarak yatırıldığı
gibi bu milleti dik tutan ve ileriye götüren “ayak takımı”
dedikleri ayakları dövüle dövüle kötürüm olmuştur.
Bu koca gövde ayaklar altında kalmıştır.
Bir tarafatan Haçlı Orduları’nın, diğer
taraftan Moğol İstilası’nın sanki
yeniden hücumuna uğramışız. Ben ise
vallahi Hoca Ahmet Yesevilerin yeniden Alperenlerini
bekliyorum! Sakarya’nın yeniden ayağa kalkacağına,
hatta kalkmak üzere olduğuna bütün kalbimle inanıyorum.
Bu çağ benim çağım olacaktır! Bütün
ihanetlere, gafilliklere ve Bizans oyunlarına rağmen
olacaktır! Bu milleti bilenler bilir: 50, bilemedin 100
sene geciktik. Tekrar ve yeniden tarihdeki ve muassır
milletler seviyesindeki öncü yerimizi almış olacağız.
Bilmeyenler ise, tarihe baksın, bilenlere sorsunlar.
Her menfi hadise, her haince oyun; öze dönüşe,
gafletten uyanışa, güven ve inanca da vesile
olmaktadır. Bu milletin çöküşünden sonraki uyanışı
hep böyle olmuştur. 20.yüzyıl, dağıldığımız
ve dağıtıldığımız, Allah
kimseyi şaşırtmasın, şaşırdığımız
çağdı. Alemlerin Rabbi hiçbir milleti sebepsiz
yere şaşırtmaz. 21. yüzyıl, Garp’ın
umut kapısı bellediğimiz Brüksel’den,
umutlarımızın suya düşmesiyle birlikte
derlenip toparlanma, yörüngemize oturma çağı
olacaktır. Dışarıdaki onlara ve içerideki
sözcülerine rağmen....
Yazarın
diğer
yazıları:
Bayrakla
Göbek Bir Arada Olunca...
Senden
Bana Yar Olmaz!
Cemil
Meriç’le Doğu’dan Batı’ya
Bizim
Diyalogcularımız
Dünyaya
Çekidüzenden
Önce...
Oyuna
Gelmemek
Cavanlık
Bir Uçar Kuştur
Kocalık Bir Naçar İştir
Varılmaz
menzile bu gidişle
Bomba
yağar başıma
Gurbet
düğünleri
ALSAK
MI, ALMASAK MI?
Terörizmle
kolonizm arasında
SAYFA
BASI
|