|
Cemil
Meriç’le Doğu’dan Batı’ya
“Bu
memlekette tek tehlikeli insan vardır, düşüncenin
tehlikeli olduğunu söyleyen insan.” (Cemil
Meriç)
Binyıllardan beri ardı arkası kesilmeden günümüze
kadar taşınan Doğu-Batı münasebetleri, çağımız
düşünürlerinin en çok meşgul oldukları
konuların başında gelir. Bu yazımızda,
cumhuriyet döneminin önemli fikir adamlarından Rahmetli
Cemil Meriç’le bir ufuk turu yapacağız:
“Düşünce bir günde
kurulmaz. Avrupa’nın meyvelerini koparıp, kendi ağacımıza
astık.” Fikrî tıkanıklığımızın,
bocalamamızın başlangıç sebebi,
kanaatimce üstadın bu tesbitinde yatmaktadır. Meyve
vermesi gereken ağacın önce fidan olarak dikilmesi
ve meyve verene kadar beklenilmesi gerekirken biz, meyvesiz ağacımıza
(fikir üretemeyen sözde aydınlarımıza) Batı’nın
kendi şartları içinde oluşturduğu
meyveleri (oluşmuş fikirleri) benimsetmiş,
kabullendirmişiz. Bunun niye böyle olduğunu da
şu cümlelerde görmek mümkündür: “Tanzimat’ta
Namık Kemal ile başlayıp Celâl Nuri’de sona
eren sığ bir düşünceye heveslenme hareketi
vardı. Türk intelijansyası önce saraya yaltaklandı,
sonra da devlete.”
Yazar biraz daha eski tatrihlere giderek; İslâm’dan evvel Türk düşüncesi yoktur. Bir Farabî’ye
bir İbn Haldun’a dayayacağız düşüncemizin
köklerini, demektedir. Şimdi, tarihi ve tarihe mal
olmuş şahsiyetleri kutsallaştırma noktasında
dokunulmazlık zırhı giydirenlerin şiddetle
karşı duracağı bir başka iddiasını
okuyalım Cemil Meriç’in: “Bir
elinde kılıç, bir elinde Kur’an tutan Osmanoğlu,
düşüncenin kıpırdamasına izin vermez.”.
Sadece bu iddia, yerine göre tesbit, başlıbaşına
bir inceleme-araştırma konusudur. Herkes mevcut
tarih bilgisi ışığında bu fikre yorum
getirebilir; yanlış veya doğru olduğuna
karar verebilir. Bazı tarih araştırmacılarına
göre; Yavuz Sultan Selim’le başlayan halifelik devri,
başka bir ifadeyle, ‘dinin devletleştirilmesi’,
yine yazarın da, “Dinde
şüphe küfürdür.” sözüne atıfta bulunması,
bu iddiaya haklılık payı kazandırmaktadır.
Avrupa Birliği’ne girme sürecinde her Türk’ün
eskisinden daha fazla ve daha yakından Avrupa’daki
hakim düşünce yapısını anladığı
kanaatindeyim. Batı’yla aramızdaki münasebetler sıklaştıkça,
hadiselere bakış açımız da müsbetleşiyor.
Nitekim Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi tam üyeliğe
alıp-almama konusundaki takındığı tavır;
AB’nin sınırlarının nereye kadar
olup-olmaması, hem kafaları karıştırmakta,
hem de menfaatleri doğrultusundaki niyetlerini açığa
vurmaktadır. Halbuki Cemil Meriç, 1965 yılında
kaleme aldığı yazısında; Doğu,
Batı’nın menfaatleriyle sınırlıdır,
diyordu. Bugün de aynısını yapmıyorlar mı?...
Akdenizin doğusundaki Kıbrıs adasını
Avrupa sınırlarına dahil eden zihniyetin Türkiye’ye
karşı tavrı ortada...
İlâhî dinlerle beraber medeniyetlerin de doğuş
yeri olan Doğu öyle bir coğrafyadır ki, “Batı
ruhunun mayası olan Hıristiyanlık bile Doğu’dan
gelmiştir.” Ve, “Avrupa karanlık katedrallerde dualar mırıldanırken,
Müslüman Doğu, Endülüs’te muazzam bir medeniyet
kurmuştu.” Batılılaşma
Hareketleri’yle başlayan yön değiştirmeler
neticesinde bilhassa Cumhuriyet Türkiyesi aydınımız
kendi coğrafyasındaki gelişim ve değişimlere
ehemmiyet vermeyerek, son noktası da konmuş hazır
düşünce sistemlerini ithal ederken, ne yeterince Batı’yı
tanıyordu ve ne de gittikçe uzaklaştığı
Müslüman Doğu’yu... Bu sebepten dolayı Üstad
Cemil Meriç; “Bizim
büyük bedbahtlığımız Asya’yı da
Avrupa’yı da tanımamamızdır” derken,
tesbiti yerindeydi. Osmanlı ile Hıristiyan
Avrupa’nın hep savaştığını
biliriz de, bunun dışında kayda değer karşılıklı
münasebetlerinin, bugünkü manada diyaloglarının
zaten olmadığını yine Meriç’in, “Osmanlı
ile Avrupalı hiç diyaloğa girmemişlerdir”
sözleriyle pekiştirelim.
Batı aydının kafa yapısını iyi
dercede tanıyan ve bu istikametteki literatürü yakından
takip eden C. Meriç; “Aydın
zümreler Tanrı’nın yerine insanı oturtmuşlardır.
Avrupa insanı Tanrı’nın defnine
Nietzsche’nin dâvetinden evvel koşmuştu. Tanrı’nın
yerine insanı koyan ilk Alman yazarı Strauss ve
Feuerbach’dır.”
Batı aydını Tanrı yerine insanı
oturturken, “Nasyonal
Sosyalizm ve Faşizm (1922-1942), Tanrı’dan boşalan
tahta başka bir mit oturttular: üstün ırk mitini”.
Üstad; bu ölen Tanrı,
Hıristiyan Tanrı’sıdır, diyerek yanlış
anlaşılmaları da böylece bertaraf etmiş
oluyor.
Azçok gazete okuyan, kitap karıştıran ve
televizyon seyredenler de bilirler ki, Batı, kendi “Üstün
Medeniyet”ini dünyada ve bilhassa İslâm aleminde
hakim kılmada hayli iddialı ve başarılı
olmuştur. Bu zoraki üstünlük psikolojisi altında
ezilen Müslüman Doğu aydını ekseriyetle “Üstün
Batı Medeniyet”ini ve ona bağlı değerleri
kabullenmiştir. Bu durum gerçekleşmemiş olsaydı,
biz de bugünkü gibi fikrî, askerî ve iktisadî olarak ABD
ve AB’nin hegemonyası altında ezilmezdik. Bize önce
kendilerinin büyüklüğünü, bizim de küçüklüğümüzü
kabul ettirdiler. Bu durum, yenilgiyi zaten baştan
kabullenmek demektir.
ABD’nin fiilen işgal ettiği ülkelerde uyguladığı
metot, “Hıristiyan Avrupa kana buladığı ülkelerin
insanlarını küçük düşürmek ister”den
daha farklı birşey değildir.
Not: Bu alıntıları ve daha fazlasını
Cemil Meriç’in İletişim Yayınları tarafından
neşredilen, “Sosyoloji Notları ve Konferanslar”
adlı kitabında bulabilirsiniz.
Yazarın
diğer
yazıları:
Cemil
Meriç’le Doğu’dan Batı’ya
Bizim
Diyalogcularımız
Dünyaya
Çekidüzenden
Önce...
Oyuna
Gelmemek
Cavanlık
Bir Uçar Kuştur
Kocalık Bir Naçar İştir
Varılmaz
menzile bu gidişle
Bomba
yağar başıma
Gurbet
düğünleri
ALSAK
MI, ALMASAK MI?
Terörizmle
kolonizm arasında
SAYFA
BASI
|