|
GURBET
DÜĞÜNLERİ
Türkiye'nin hangi yöresinden, hangi sosyal kesiminden
gelirse gelsin ve hangi siyasi görüşe sahip olursa
olsun, vatani değerlerin hasretini çekmeyen, memleketle
ilgili ne varsa onu sahiplenip bağrına basmayan
gurbet insanına rastlamadım. Başka bir ifadeyle;
gurbette vatansever olmanın hazzı başkadır
gardaş... Öyle bir kültür mirasının
varisleriyiz ki, her yöresi, her köşesinden ayrı
bir güzellik, ayrı bir özellik fışkırıyor.
Balkanlardan Orta Asya içlerine kadar Türk insanı
binbir makam, binbir eda ve naz ile, iklime ve tabiat şartlarına
uygun ahenk içerisinde folklorunu şekillendirerek günümüze
kadar taşımıştır.
Kimliğinizle ilgili herşeyi kaybetseniz, bir davul gümlemesinde,
bir zurna sesinde veya bir sazın tellerinden çıkan
nağmelerin yürek tellerinizi de titretmesiyle beraber
kendinizi yeniden bulma ve keşfetme şansına ve
imkanına sahipsiniz. Siz kaybolmaz, biz silinmeyiz!
Almanya'da doğup büyüyen ve burada üniversite bitiren
iki genç insanın düğün merasimine şahit
oluyoruz: Kız evinde heyecanla hüzün ve sevinç yanyana...
Evin içerisinde aile büyükleri, birbirinden güzel giyinmiş
kadınlı erkekli genç insanlar... Ve kapının
önünde Almanya'nın alışılmış,
normlara bağlanmış sistemli hayat düzenini bir
anda altüst eden davul-zurna sesi bütün mahalleyi ayağa
kaldırıyor. Normal günlerde sessizliğe bürünmüş,
adeta içerisinde yaşayan canlıları dış
dünyadan saklayan beton apartmanların pencerelerinden
aynı anda sesin geldiği yöne doğru sarkan
insan kafalarını görüyorsunuz. Dualarla gelin
evden çıkarılırken, kapının önünde
biriken zarif giyimli kızların ve delikanlıların
ortasında davulcu var gücüyle tokmağını
davula indiriyor; güm..güm..güm.., zurnacı bütün
maharetini ortaya korken, cadde araba ve insan trafiğinden
tıkanıyor. Davul-zurna eşliğinde evden çımak
gelinin muradıydı.
Ve düğün salonundayız: Davetliler yavaş yavaş
yerlerini alırken, salon da dolmaya başlıyor.
İçeriye bir haber ulaştırılyor; "Damatla
gelin geliyorlar." . Salonun alışılagelmiş
mevcut orkestrasının olduğu yere gelin babası
gidiyor. Grubun şefiyle birşeyler konuştuktan
sonra mikrofonu alıyor: Dostlar, aziz davetliler! Biraz
sonra genç çiftlerimiz salona girecekler. Her yöresinde değişik
bir düğün kültürünün hakim olduğu Anadolu'nun,
gelinimizin doğup büyümediği ama yöre kültürünü
ailede yaşayarak gördüğü bir Anadolu geleneğiyle
gençlerimizi salona girişte karşılayacağız.
Kars-Iğdır yöresinin „gelin havası“
akardiyondan çıkan ağır ve biraz da hüzünlü
bir makamla davul eşliğinde salona yayılırken,
genç kızların oluşturduğu kortej, gelinin
geçtiği yollara güller dökmesiyle heyecan ve ilgi
doruk noktasına ulaşıyor.
Her yaştan insanların oluşturduğu halka
halka halaylar, Anadolu’nun dörtbir yanından
gurbetteki bu düğün salonunda yankılanan kıvrak
ve kıvrak olduğu kadar da her biri ayrı bir
estetizm, vücut dili sergileyen oyunlar en pasif duranları
bile harekete geçiriyor, içini ısıtıyor. Çok
eski bir dostla yılların folklorcuları kadar güzel
hareketler sergileyen, oynayan gençlerimizi seyrediyoruz: Bir
de bunları Almanlaştıracaklar ha?...Bu manzarayı
seyreden dostun ağzından dökülen bu tesbite gönülden
iştirak ediyorum. Bu çocuklar bu şevk ve heyecanla
oynayabildikleri müddetçe, şartlar ne olursa olsun, Türk
kalacaklardır.
Gurbet düğünleri, yetişen nesillerimizi kültür
değerlerimize bağlayan en etkili faaliyetlerden
birisi olarak canlı tutulmalı, yaşamalı ve
yaşatılmalıdır. Düğünlerimiz aslından
saptırılmadığı, deforma edilmediği
müddetçe, Anadolu’nun düğün geleneği, gurbet
neslimizin benliğini muhafaza etmesinde asli unsurların
başında gelecektir.
Yazarın
diğer
yazıları:
Gurbet
düğünleri
ALSAK
MI, ALMASAK MI?
Terörizmle
kolonizm arasında
SAYFA
BASI
|