|
Kendisiyle
Yüzleşmek
Yazılması
ve söylenmesi kadar kolay olmayan bir hadisedir, kendisiyle yüzleşmek.
Başka bir ifadeyle; bu iş başkalarının
hatasını görmek kadar kolay olsaydı, dünyada
kötülük namına birşey kalmazdı. Bilgisizliğimizin
yanısıra en büyük engelimiz, nefsimizdir. Bir
toplum düşünün ki, her ferdi yaptıklarından
kendisini sorguluyor, imtihana tabi tutuyor. Bilmediklerini
bilenlere soruyor, bildiklerini de bilmeyenlerle paylaşıyor.
Hürriyetinin sınırlarını, çevresindekilere
zarar verecek noktaya gelmeden önce kendisi belirliyor.
Bilerek veya bilmeyerek yaptıkları yanlışlardan
ders çıkararak doğruları tesbit edebiliyor.
Böylesi fertlerden oluşan toplumların, kendisiyle yüzleşerek
geleceğe yönelik varlığını devam
ettirirken, mazisinde ihtilaflar ve şüphelere yer veren
hiçbir karanlık sayfası olmaz. Fert olarak insan
kendisiyle ilgili birtakım şeyleri örtbas etmeğe
meyillendimi, bu durum ister istemez topluma da sirayet etmeye
başlar. Kendisiyle ihtilafı olanların, yakın
çevresi ve mensup olduğu toplumla da muhakkak o derecede
anlaşmazlığı söz konusudur. İçinde
yaşadığımız yüzyıldaki gelişmeler,
teker teker insanlara ve ve milletlere her yönüyle meydan
okumaktadır. İnsanlar gibi milletler de, bir
taraftan üretim ve tüketim ikileminin, diğer taraftan
ilmî gelişmeler paralelinde fennî (teknolojik)
yeniliklerin karşısında zorlanmaktadır. Bu
zorlanma; bilhassa ahlak, hak, hukuk, vücut ve beyin gücü
gibi insanla alakalı konularda ön plana çıkmaktadır:
Üretimde makinayla yarışma/rekabet noktasında
zorlanan insanî güç, tüketimde israfa varan ihtiras,
teknolojik üstünlüğü elinde tutanların başkalarını
baskı ve sömürü altına alarak hak-hukuk kurallarını
hiçe saymaları ve bunların içinde en hassas ve
tehlikelisi; tamamıyla beşerî ahlak değerlerinin
para gücüyle altüst edilmesidir.
Böylesine yoğun bir arz ve talepin, bilgi akışının
ve hayatın her zerresinde rekabetin olduğu bir ortam
ve zamanda insanî özelliklerimizi koruyabilmek için her
Allah’ın günü kendimizle yüzleşmek
mecburiyetindeyiz. Teklifler, seçenekler arttıkça, yol
gösterenler, akıl verenler
çoğaldıkça, aklımıza ve vicdanımıza
müracaat ederek, insanlık vasıflarımızı
yitirmemek için azami gayret göstermemiz şarttır.
Global rüzgâra kendisini kaptıran insanın da,
toplumun da sonu meçhule doğru gitmektedir. Bu durum,
uzaktan kumandalı bir araçla yolculuk yapan insanın
kaderinin başkalarına teslim edilmişliğine
benzemektedir: Ne direksiyon ve ne de fren hâkimiyetiniz var.
Globalcıları ve onu başlatanları
kendinizden çok akıllı olarak kabullenmeyin! Her
devrin Neronları, Stalin ve Hitlerleri olmuştur. Yaşadığımız
çağda da bu cinslerden yeterince vardır. Bugün ateşle
oynayan Bushların, sermaye ve üretim araçlarını
belli eller ve merkezlerde toplama gayreti ve hedefi içinde
olan kapitalistlerin, insanlığa yükleyecekleri
bedel, dünkü çılgınlarınkinden (önüne geçilemezse)
daha az olmayacaktır.
Nasıl ki bir insanın başına beklenmedik
bir olay geldiğinde, meselâ hapse düştüğünde
kendisiyle iç muhasebeye veya bulunduğu mevkiden,
elindeki mal-mülkden mahrum kaldığında bunun
sebeplerini irdelemeğe başlıyorsa, milletler de
oldukları seviyeden gerilere düşünce benzeri
inceleme-araştırmalara yönelirler. Yani, sebep-sonuç
ilişkisinden hareketle millet olarak yüzleşme
safhası başlar. Osmanlı’nın çöküşünden
sonra, uzun yıllar Türkiye kendisini sorgulamadı,
kendisyle yüzleşmedi... Sadece geçmişi suçlayarak
kendisinden kaçarcasına Batı’ya yaklaştı.
Türkiye’deki siyasi/ideolojik hareketlerin mensupları
da bilindiği gibi “12 Eylül 1980 İhtilâli”nden
sonra kendileriyle yüzleşmeye başladılar.
İslâm âlemindeki bütün baskılara rağmen aydın
düzeyinde bu yönde bir mücadelenin mevcudiyeti
bilinmektedir. Türkiye’de bilhassa son yıllarda hem
elit tabakada ve hem de giderek halka yayılan bir hesaplaşma/yüzleşme
umut verici seviyede devam etmektedir.
Şu anda dünyanın tek hakim gücü olarak kendini gören
ABD için bizim çizmeğe çalıştığımız
çerçevede bir yüzleşmeyi görmek mümkün olmasa da,
AB’nin güçlü üye ülkeleri Almanya ve Fransa’da bir
sorgulama döneminin başladığı görülebilir.
Bu noktaya gelineceğini zaten yıllar öncesinden
yine Batılı düşünürler öngörmüşlerdi.
Maalesef Batı’daki ahlâkî çöküntü ülkemizi de çoktan
beridir tesiri altına almıştır. Bizim
medeniyet anlayışımzdaki insana Batı’nın
bugünkü medeniyetinde yer bulmak mümkün değildir. O
bakımdan Türk insanı örnek aldığımız
Batı’nın değer yargılarıyla
kendisininkini mukayese etmelidir. Teknolojik gelişme
insan olma vasfımızı yok etmemelidir. Bu konuda
ilerlemiş ülkelerin yanlışlarını görerek
karşı tedbirler alınmalıdır. Dünyadaki
gelişme ve değişmeleri fark edebilen her fert,
insanî, ailevî ve millî değerleriyle üstümüze üstümüze
gelen “global değerler”i kıyaslayarak yönünü
tayin edebilir.
Yazarın
diğer
yazıları:
Kendisiyle
Yüzleşmek
Bayrakla
Göbek Bir Arada Olunca...
Senden
Bana Yar Olmaz!
Cemil
Meriç’le Doğu’dan Batı’ya
Bizim
Diyalogcularımız
Dünyaya
Çekidüzenden
Önce...
Oyuna
Gelmemek
Cavanlık
Bir Uçar Kuştur
Kocalık Bir Naçar İştir
Varılmaz
menzile bu gidişle
Bomba
yağar başıma
Gurbet
düğünleri
ALSAK
MI, ALMASAK MI?
Terörizmle
kolonizm arasında
SAYFA
BASI
|