|
Türk
de Olmasa.....
Küreselleşen
dünyanın insanları eskisinden daha samimiyetsiz ve
şaşkın vaziyette. Önceleri milli sınırları
içindeki insanlar, mensubu oldukları ve tasvip etikleri
milli kimlikleriyle bütünleşerek kendilerini takdim
ederken daha samimiydiler. Dünya devlerinin güya kucaklaştığı,
Birleşik Avrupa Devletleri’ne doğru yol alındığı
bugünlerde milli kimliğini adeta gizlemek mecburiyetinde
kalanlar hem şaşkın hem de mutsuzlar. Devletler
bir taraftan siyasi, ticari ve kültürel münasebetleri sıklaştırırken,
amansız bir rekabeti de elden bırakmıyorlar.
Gerek insanlar ve gerekse devlet yetkilileri yüz yüze
geldiklerinde, barış, dayanışma, birlik,
dostluk ve insanlık adına birbirlerine gülücükler,
sevgi ve saygıları esirgemezken, arkalarına döner
dönmez kelimenin tam manasıyla birbirinin kuyusunu
kazmaya başlıyorlar. Efendim, Avrupa Birliği
ile A.B.D arasında bilhassa 1989’da Berlin Duvarı’nın
yıkılmasından sonra, dünya nimetlerini paylaşma
konusunda müthiş bir rekabetin olduğunu, AB ülkelerinin
büyüklerinden Almanya’nın diğerleri tarafından
kıskançlıkla karışık, Hitler döneminden
gelen acıların da etkisiyle hiç sevilmediği,
Fransa ve İngiltere arasında Avrupa tarihinin
derinliklerinden gelen bir çekişmenin hiç eksik olmadığı
herkes tarafından zaten bilinmektedir.
Kendi içlerinde birbirlerine tepeden bakan, hor gören, kıskanan
Avrupalılar, Türklere karşı hemen birlik ve
dayanışma içine girerek, fiiliyat ve fikriyatta
birleşebiliyorlar. Aile kurumunun tarümar olduğu,
yakın aile fertleri arasında bile beşeri münasebetlerin
tamamıyla menfaata dayandığı, eski
geleneklerin 1960’larda Amerika’dan gelen değişim
rüzgarıyla ortadan kalktığı, insanların
gittikçe kiliseden uzaklaştığı gerçeğini
hem görüyor ve hem de dostluklarımızın devam
ettiği Avrupalıların kendilerinden dinliyoruz.
Zaman zaman Alman dostlarımız, Türklerdeki bu
ailevi ve insani bağların korunmasına, inançlarına
sahip çıkmalarına hem gıptayla bakıyor ve
hem de, bu konuda sizlerden öğreneceğimiz çok
şeyler var, diyerek itirafta bulunuyorlar. Bilhassa bize
karşı her yönüyle kendi üstünlüklerine inanmış
Avrupalı’nın bu zoraki itirafı, işin
resmi tarafını ve geneli yansıtmıyor.
Siyasiler, gazete ve televizyonlar, toplumun fikir babaları,
içine düştükleri bataklıktan kurtulmanın
yolunu Türk ve İslam aleytarlığında görüyorlar.
Propagandayı, iletişim araçları yoluyla ve
Anti-İslam, Anti-Türk unsurları önplana çıkararak,
onları teşvik ederek yapabiliyorlar.
Kendi aralarında milliciliğin en azından
resmiyette rağbet görmediği ve bu yüzden hem değerler
kaybına uğrayan, hem de istikameti şaşıran
Avrupalıların imdadına bütün müslümalar adına
Türkler yetişiyor. Bildiğiniz gibi genelde Batı
dünyasında İslam düşmanlığı, Hırıstiyan
alemin dini ve milli kimliğini muhafaza edebilmesi için
revaçtadır. Bilhassa Avrupalı’nın zihnine
yer etmiş bir fenomen (hadise) var: Türk eşittir Müslüman!
Türkiye-AB münasebetlerinde, Türk ve İslam karşıtlarının
elindeki en büyük koz, yine Türklerdir! Türklerin Avrupayı
istilası... “Aynı durumun Türkiye’nin Arupa
Birliği konusunda da söz konusu olduğunu söyleyen
Peter Heine, ‘AB kendini pozitif bir şekilde tanımlamakta
güçlük çektiği için adeta Türliye karşıtlığı
şeklinde kimliğini güçlendirmeğe çalışıyor’
dedi.(Zaman Gazetesi, 7.7.05)” Avrupalı elitin, avama
tavsiye ve tembihi: Aman dininizden uzaklaşmayın,
şüpheye düşmeyin! Yoksa müslüman Türkler gelir,
kiliselerimizi camiye çevirirler. Nüfusumuz gerilemesine,
aile düzenimiz yıkılmasına, kadınlarımızı
kadın hakları adına istismar etmemize rağmen,
köle gibi alınıp satılan(!), dövülen, baskı
ve zulüm yapılan(!), zorla başörtüsü bağlatılan(!),
hiçbir hak-hukuku olmayan(!) müslüman kadınlara
bakarak halinize şükredin ve mevcut değerlerinize sımsıkı
sarılın!...
Yine gazetinin aynı haberinden Humboldt Üniversitesi
Öğretim Üyesi Heine’den bir başka alıntı:
“Özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra
İslam dünyasındaki kadınların durumu Batı’nın
kimliği için önem arzediyor. Tüm dünyada benzer bir
durum var. Kimliğimizi, ne olduğumuzu pozitif bir
şekilde tanımlayamadığımız için
ötekini olumsuz göstermek suretiyle kendi kimliğimizi güçlendirmiş
oluyoruz. Müslüman kadınların bu şekilde gösterilmesi
bizdeki kadınların kendilerini daha üstün ve daha
rahat görmelerine yardımcı oluyor.”
Meramımızı bazılarına anlatmakta
zorlanabilirdik. İmdadımıza Sayın Heine
yetiştiği için kendisine teşekkür ediyoruz.
Gayemiz; ne körü körüne bir Batı sempatisi ve ne de
antipatisi...
Sadece akl-ı selimin görmesi ve tesbit etmesi gerekenler...
Biz de olmasaydık halin nice olurdu ey Batı?...
Yazarın
diğer
yazıları:
Türk
de Olmasa.....
Kendisiyle
Yüzleşmek
Bayrakla
Göbek Bir Arada Olunca...
Senden
Bana Yar Olmaz!
Cemil
Meriç’le Doğu’dan Batı’ya
Bizim
Diyalogcularımız
Dünyaya
Çekidüzenden
Önce...
Oyuna
Gelmemek
Cavanlık
Bir Uçar Kuştur
Kocalık Bir Naçar İştir
Varılmaz
menzile bu gidişle
Bomba
yağar başıma
Gurbet
düğünleri
ALSAK
MI, ALMASAK MI?
Terörizmle
kolonizm arasında
SAYFA
BASI
|