·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


DÜŞÜNCE ODASI
                                                                                       Mustafa Can
 
mustafacan49@hotmail.com

 

Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....

 “Elini öperdim toprak sarmasıydı seni anam...Kucaklardım seni de delicesine baba...Aldırmazdım ilerlemiş yaşına ve güreş tutardım sevinç dolu. Bacılarımın gözlerinden öperdim yanımda olsalardı. Komşumuz Çoban Ali Amcam, anlattıklarını defalarca da olsa dinlerdim... Ne  kadar gerilerde kalmış çocukluğum. Melet’li Hasan Amcam utangaç tavrıyla söze başlayıp “Ortak kurbanımız hazır...Allah nasip etti bir Bayram’a daha...Sonra nice bayramlara canlarım,” derdi o zamanlar. O zamanların dondurulmuş anı, bir fotoğraf karesinde olsun isterdim şimdi...Ama yok ki..Evet ANA senin resimlerinden birini seçtim BABAMLA...Seçtim ve masanın ortasına son okuduğum kitabın üstüne akşamdan yerleştirdim. Bayram namazından sonra, resimden öpeceğim ellerinizi.Çoban Ali’yi Hasan Amcam’ı ancak hatıraların derinliklerinden çıkartarak ruhlarına Fatiha okuyacağım. Dedemden büyük analarıma .ölülere bir dua ki, beni yerimden oynatan hatıralara bir bir kavuşacağım. Uzakmış şimdi kaldığım topraklar doğduğum diyara...Olsun...Varsın olsun...Ben oralardan getirdiklerimi saklıyorum gönlümde...Bayram’da çıkacak ya ona bak sen...Anam yok biliyorum. Babam yok biliyorum...Doğduğum toprak uzakta biliyorum. Beni bunlar kahretmez...Ya dostlar neredeler? Bayramlar gelince....Bir duygu sarar beni...Bir kaç damla yaş gelir de gözlerime kızarım, danışmadan ani akmalarına...”

            Yıl ikibinaltı...Ocak Ayı...Köln bir yerde bulutlu havanın varlığından sıkılmış ki...Gökyüzü ay ışığıyla açık beyaz renge boyanmış...Olamaz...Kışın tam ortasında, kar tanelerinin yağmak için rüzgara kanat açacağı zaman...Hatta yağmurun toprak ananın yüzünü patırtıları ile çınlatacağı zaman değil mi?
            Zaman sayıca yeni bir yıla kavuşunca ve yeni yılın hemen başına yakın yerde bir bayram çıkıp gelince, insanın iç hatlarında ve damarlarında donmuşluk yerini kaynarca akan kana, oradan da heyacana bırakıyor. Dolu dolu bir heyacan alıp hayalleri ta ötelerden uzak yarınlara taşıyor. Yaş önemli değil, çocuklaşıyor insan...Hopur hopur hopluyor, Karadeniz horonundaki oyuncular misali, duramıyor yerinde.
            Bir telefon...Akşam saatleri...Sizin yarın aramızda olmanız gerek miyor mu? Haber vermediniz...Kurbanlar kesildi. Aileler toplandı. Çocuklar bekleyişte..
            Bayrama buruk girecekler varsa...Kimsesizler yani. Onlara varacağız. Hastahane ve evlerde büyüklere varacağız...Sizle yapacağız...
            Bir telefon...Hele düşünmediğim bir şey değildi anlatılanlar...Ziyaret ve  hele bayramda.
            Avrupa doyurulmuş midelerin, sıcak evlerin ve gelecekle çok az kavgalı olan insanların yaşadığı mekan...Oysa uzak yerlerdekilerin...O debrem sonrasındaki ağlamayı bile beceremeyenlerin ülkesinden gelen resimlerdeki donuk bakışlar...Ananın kucağında ölümün pençesinden kurtulamayan yavrular...Eksi yirmilere varan sıcaklığın, artık yaşamanın bir manası yok dedirten çaresizliği...
            Bir telefon....Yalnızlığımı paylaşmak yerine, bayramların mutluluk olduğunu ve sevinçlerin paylaşılarak artacağını söylemek yerine, benim kanımı donduran bir konuşmaya konu açan dert kuyusu...
            İşte bir açıklaması çok zor durum. Çözülmesi kolay olmayan bilmece...
            Benim yalnızlığım o kadar önemli değil, dünyanın bir yarısı dertli. Bir yarısında savaş...Ölüm gelirken artık bir küçük işaretle gelmiyor. Açık ve net görüntüde...
            Benim bayram öncesi düşündüklerimi başkaları da düşünür.. Bazıları yazar ve bazıları anlatır başkalarına...Duraklarda vasıta bekleyenler, evlerde misafir kabul edenler ve kıraathanelerde çay içenler arasında sohbetlere konu olur bayram...Köln şehir...Şehir dolusu Türk...Göçüp gelmiş Anadolu’dan..
            Sıkıntısının arasına ekler bohça parçası gibi: Göçmenim ya...Göçmenler nasıl olsa yaralıdır değil mi?...Anlatamadıklarını içlerine, bir derin yere gömerler de acılı hatıralar oluşur ya işte.. Ben de böyle bir bayramın arefesinden bayrama giriş yapmak istedim, der.
Göçmen kendini ikiye böler ...Bilirsiniz, birisi geldiği topraklarda kalır, bir yarısı da yanında. Yanında olanların hayrı bitmiştir...Yarım kalmış töreler. Bozulmuş ananeler..Yıkılmış umutlar...Eli bastonlu dedeler artık sesi çıkmaz...Hastaneler dolup taşar...
            Telefon...Artık çalma ne olur...Ben zaten bir haldeyim...Bir başka sevda var olsun içimde diye oturdum köşeme...Ta gerilerden gelen hatıralara gönül açayım, dedim. Bir baktım yanımda eşim yok...Ha hatırladım.O da yok.. O’nu, o geldiğim ülkeye göndermişim. Günüme teğet geçsin istedim gerçekler ..Dokunmasın şu an bana...Fakat olmuyor canım...Olmuyor dostum...Zaten yitmişler varken, zaten en önemlileri toprağa verilmişken, bir de en yakın evdeşini göndermişsin bayram zamanı...Elbette afakanlar basar. Evet bir kere daha öyle olmasın, dedim kendi kendime..
            Telefon...Orada birileri yoksul...Orada birileri aç...Orada birileri savaş ortasında...Bak oralarda birilerinin kimsesi yok...El açmışlar yaratıcıya yalvarmaktalar...Elim uzanmayacaktı...Ama edemedim.. Bu söylenilenler burguntu verdi...Yani ben burada köşemde kendi kendime...
            Ses: Ne yapıyorsun delikanlı? Kalın ve doyurucu ses. Sana selam vermek için ve bayramlaşmak için açtım. Ama beni çok beklettin...Neredeyse evde yok zannedecektim.
            Hani o kasabamızın Pazar camii var ya...Orada işte namaz kıldığımız zamanı hatırladım...Bayram namazlarını kıldığımız camii... Çocukluk hatıralarında kalan zaman parçaları...Yeni alınan ayakkabıları biribirimize gösterdiğimiz zamanları hatırladım. Bayram harçlıklarıyla, sinamaya gittiğimiz şehir sinamasını hatırladım...Seni de mahrum etmek istemedim. Hatırlandığını bilesin...Tamam mı kerata...O ses sonra bir parasitle ayrıldı benden...Allaha ısmarladık diyemedi bile bana...
            Evet yarın bayram...Beni bir duygular yumağı sardı ki, anlatamam...Vicdanım insan olarak rahatsız.İnsanlara acımaktayım. Bir tarafım yalnız, evdeşim uzakta...Bir yerde sevince ihtiyacım var...Bu bayramlar başka...Acı arasında tatlı. Tatlı üstünde gurbet...Kaderde göçmenlik..
            Anlatabildim mi?
            Bu bayram Kurban Bayramı işte...Sizleri kucaklıyorum sımsıkı...Ama gözlerim yaşlı...

SAYFA BAŞI


Yazarın diğer yazıları:

Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
Ben Uyumdan Yanayım, Ya siz.........
Akıl...Gönül...Şüphe...Sonra Hayatın Akışı...
Sen de Yalnızım mı Diyorsun....
Benzemek Aynısı Demek mi....
Çağımızın Dervişe Açık Kapıları Var mı….
Kadın mı Bırak Gitsin….
Masal mı Yoksa Bir Hikaye mi …..
Bayramlarda Beni Kucaklayanlar Olursa....
M İle M’nin Gölgesi Sohbet Ederken....
Irak’takiler Ağlarsa Sen Ne yaparsın...
Delilerle Arkadaşlık 1
Çocuklarımız Eve Karne Getirmişler....
Uğur Tarık’tan Alabildiklerim

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
Yakup Yurt
Kurban Bayramı Arifesinde Bazı Görüşler
Mahmut Aşkar
Göç Kültürünün Kök Salması
Prof. Dr. Ümit Özdağ
PKK “Vali”yi Görevden Aldı
Orhan Aras
İnsanlık öldü mü?
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
M. Ali Aladağ
Sarık-Cübbe ve Takım-Kravat
Üzeyir Lokman Çaycı
Sana " Bir Gecede Kal" Demem
Sebahattin Çelebi
değmezmiş sana bu şiirler
Şefik Kantar
Davul Tozu, Minare Gölgesi
Nuran Yelkenci
Bin Aydan Daha Hayırlı Olan, Ramazan Ayı
Ayten Kılıçarslan
A’dan Z’ye plan olsanız ne yazar?
Hasan Kayıhan
3 Ekim Beyannamesi
Hidayet Kayaalp
Ertuğrul Gazi Ve Dursun Fakıh Ve...
Yılmaz Kuzucu
Müstesnalar
Betül Parlar
Hey du...
Fikret Ekin
Türkiye’nin “Sorunu”
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Ali Kılıçarslan
AB’nin hutbe rahatsızlığı
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Betül Parlar
Uyuşturucu Bağımlıları
Dr. Nebil Bozdoğan
Tırnak batması ile ilgili bilmemiz gerekenler
Sizden Biri
Kan parası
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Aynı acıyı duyanlar en samimi olanlardır
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç