·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


DÜŞÜNCE ODASI
                                                                                       Mustafa Can
 
mustafacan49@hotmail.com

 

M İle M’nin Gölgesi Sohbet Ederken....

            M. çevresinde olup bitenlere mana vermekte zorlanmaktadır...Arkadaş kabul ettikleri ile konuşmalarında ise bir sonuca varamaz. Fikir olarak uzak olanlara karşı söyleceklerini zaten tartışma masasında söylemektedir. Bilgi ağırlıklı olan konuşmalara sabrı taşmayacak kadar yüksek. Lakin dost olanların veya dost görünenlerin konuşmalarında ikili oynamalar, yalandan söz vermeler, menfaat ağırlıklı tavırlar olunca akıl merkezi ağırlığını yitiriyor... Bir çok gönül hırkasını giyinmiş gibi duranların varlığı, M.’nin artık kendi kendine konuşmalarının dozunu artırdı...

            M. durumundan rahatsızdır. Kendi gölgesiyle kıyasıya bir tartışma yapacaktır. Lakin Almanya’da güneşi bulmak zor olmasından dolayı, zaman olarak akşamı seçer. Şehrin kalabalık olmayan bir caddesinde ışıkları iyi aydınlatan sokak lambasının altında dikilir.Yüksek ışık direğinden aşağıya doğru yayılan ışık önünde küçük de olsa bir gölge belli olur...

            M. tam gölgenin ortaya çıkmasını fırsat bilerek konuşmaya başlar...Kendi kendine kouşması bariz olarak yanından geçenler tarafından garip karşılanmaktadır. M. İse buna aldırmaz....

            M: Gündüzün yoktun...Olamazdın gerçi ama...
            M.’nin Gölgesi: Ne söylenip duruyorsun öyle boş boşuna...Diyeceklerini zaten gündüz diyemezdin..
            M: Nedenmiş o? Ben her zaman derim sana söyleceklerimi.
            M.’nin Gölgesi: Dersin sen...Hem de gündüzün..Almaya’da öyle mi?
            M.: Evet hem de Almanya’da.
            M.’nin Gölgesi: Almanya’da güneş mi var ki, sen beni ortaya çıkaracaksın... Benim varlığım ancak ışıkla olur...Aksini iddia edenler olursa, yalancı olur.
            M.: Dediğin genelde doğru...Bunu hiç düşünmemiştim...Nadiren de olsa bazen güneş var ama...
            M.’nin Gölgesi: Senin gece dışında ve ışıksız yerde gölgene bağırman mümkün değil... Olamaz da...
            M.: Ben bağırmıyorum ki...Yanlız seninle konuşuyorum...Şimdi ise buna çok ihtiyacım var...Beni iyi dinle tamam mı?
            M.’nin Gölgesi: Benim dinleyip dinlememe gibi seçme lüksüm yok...Senden ayrılmam da mümkün değil, orada dikildiğin müddetçe...Yanlız öyle orta yere konuşur gibi durma...Yoksa seni başka bir adla çağırırlar...
            M: Deli mi derler?
            M.’nin Gölgesi: Ben demiyorum...Sen kendin diyorsun...Sakın beni suçlama...
            M.: Bana öyle akıl vermeye kalkma...Ben gecenin bu saatinde konuşuyorsam bir sebebi var...Zamanımız insanı üzerine diyeceklerim var... İnsan unsurunun çok şey kaybetmiş olduğunu anlatmak istiyorum.  Kendi karı için ortalıkta dolaşanları kınamak istiyorum. Yuh çekmek istiyorum onlara...Bir yerde onların yaptıklarına dur diyerek direnmek istiyorum...
            M.’nin Gölgesi: Ben senin öfkeni anlıyorum. Kızmanın normal olduğunu düşünüyorum. Lakin senin bu yaptığının bir yerde ahmaklık olduğuna inanıyorum.
            M.: Nedenmiş o? Az önce deli yaptın...Şimdi ahmak...Başka sayacakların var mı?
            M.’nin Gölgesi: Var elbet...Sen tarih okumaz mısın be adam? Sen Sosyoloji, sen Felsefe...Sen Dinler Tarihi okumaz mısın? Sen...
            M.: Yeter be...
            M.’nin Gölgesi: Bütün bu saydıkların bilen insanların hafızalarında saklıdır...İnsanlar kendi menfaatleri için yapamayacakları şey yoktur...Söz verirler saniye geçmeden dönerler. Ne olursa olsun başkası adına yola çıkarlar, fakat eve dönerken kendileri için yorulmuş olurlar.
M.: Şimdi de bana cahil mi diyorsun? Bana bakar mısın sen?...Şimdi tepedeki lambanın altından gider seni ölüme mahkum ederim.
            M.:’nin Gölgesi: Ben öfkenin insana neler yatırdığını bilirim...Hele şu andaki senin halini anlamak için ses tonunu ölçmek yeter. İnsanlar beni hesaba katmazlar...Senin oradaki görüntüne bakarak karar verirler...Şimdi ölçülü olun lütfen..
            M.: Beni bir de nezaketsiz mi yaptın? Bak canım...Senin bu suçlamalarını anlıyorum. Ben bir yerde ipin ucunu kaçırdım...Hele kendi idial arkadaşlarımın son durumlarındaki bozulmalarını gördükten sonra...Göçmen Türkler’in varlığını  perişan görünce...Hatta yaşlıların gençlerden kopuk halini yakından inceleyince...Gelecek  tarifi yapılamayan bir kavram...Hatırlardan çıkmış...Zamanında yaşamasını bilmeyenlerin hallarini düşünmek bile istemiyorum.
            M.’nin Gölgesi: Az önce ben seni kendi sıkıntıların için insanlara bağırıp çağırdığını sanıyordum...Oysa sen..
            M.: Evet ben...Ne olmuş?
            M.’nin Gölgesi: Sen toplum derdine düşmüş bir garip adamsın...
            M.: Ağlayanların gözyaşlarını akarken seyretmek ne kadar zor biliyor musun? İç kanaması geçirmek istemiyorum...Modern insanın şehrin bunaltıcı havasındaki yabancılaşmaya ne kadar alışmış olduğunu görüyorum. Kaçmak fakat neden kaçtığını ve nereye gideceğini bilmemek...Sonrasında da alkol komasında dünyaya anlam vermenin zorluğunu görüyorum. Aklımın en ücra noktalarına kadar işlemiş olan yardımlaşma duygusunu kiminle paylaşacağımı şaşırdım...İşte seni tercih ettim. Akıp giden ve insana değdiğinde yeniden canlandıracak gönül dolusu ruh halini öyle yanlızlığa bırakmak istemiyordum. Paylaşmak ve paylaşmak, diyorum.
            M.’nin Gölgesi: Şimdi sadede gelin lütfen...Romantik olan yanınızı sanki bir işe yarayacakmış gibi sunmayın...Nereden hareket edeceksiniz?..Sizin tren istasyonunuzun adı var mı?
            M.: Duyguları harekete geçirmeyen insan olur mu?
            M.’nin Gölgesi: Ben duygusuz olmayın demedim ki...Fakat insanın bütününden hareket edin dedim...Etinizle ve runuzla insansınız...Ben de sizin ışıklı anlarda parçasınızım tamam mı? Bir de size, terbiyesizlik etmezsem tabii, bir şey daha söylemek isterim. Sakın benimle konuşmak istediğinizde güneşli veya ışıklı mekanları aramayın...İçinizi aydınlatın ve kendi iç beninizle konuşun...O daha iyi olur...
            M.: Benim iç benim sen mi olacaksın?
            M.’ni Gölgesi: Tam değilse bile evet....Kendi kendine kalanların tek anlaşma merkezi...Neyse bunları pek düşünmeyin...Anlatacaklarınızı anlatın da kurtulun...Hatta kendi düşüncenizin yeni noktalara kaymasını sağlayın...Yoksa geceler boyu buralarda kalırız da hala yapacaklarınızı yapamazsınız..
            M.:Sosyal hadiseler birlikte olmayı şart koşar...Tek olmak ve yanlız kalmak toplumun ihtiyaçlarına cevap vermez...Takım olmak gerekir. Sıkıntıları ve meseleleri halletmek için her toplum kesiminden insana ihtiyaç duyurur. Toplumun öncüleri vardır. Düşünce hayatına katkıda bulunur. Umut verir, örnek davranışlar sergiler, anlaşılmayan konuların açıklanmasını sağlar...Düz yolda yolunu yitirenlere kılavuzluk eder...Kısaca hayatı yorumlama gücüne sahiptir.
            M.’nin Gölgesi: Siz bunları birlikte olduklarınızla yapıyorsunuz zaten...Neden şikayetiniz var ki? Sonra  beraber olduğunuzda bu şartları oluşturan imkanları dile getirmiyor musunuz?
            M.: Elbette...Konuşmalarımızın konusu insanımıza nasıl yardımcı oluruz. Bunun için müesseleşmek gerekir. Basın yayından sesli yayına kadar...Teşkilatların her türlüsüne sahip olmak gerekir...İşte bu durumda iş ve imkan sahibi olanların tavırlarında olumsuzluk var. Yaptıkları şeyler verimsiz bir durumda...Tepede görünenler yanındakileri değil de, işi bilenleri değil de uzakta olanları tercih ediyorlar...Sonra bir de insanın gözünün içine bakarak yalan söylüyorlar...İşte benim canımı sıkan konu bu...
            Gerçeklerin anlamını tam kavramamış insan unsurumuz varmış...Onu anlamakta zorlanıyorum. Belki bizde bir eksiklik var...Biz çok katıyız... Olabilir...Paraya düşkünlüğümüz pek yok...Bu bir suç mu?
            M.’nin Gölgesi: Ben sizin kadar derinden düşünemem...Bazı insanların benim kadar bile olumlu tarafları yok...Belki bir görüntü aldanması vardır sizde...Bakın toplumun bütününde varolanların çokları kuru kalabalık...Bazıları duman kadar yaşarlar...Ağırlıklı olanlar Allaha bağlanırken gönülden bağlanırlar...Yıkılmaları söz konusu olmaz...Gelecekleri vardır. Özleri bozulmaz...Lakin o önceki söylediklerini,  görüntü zenginlerini zaman lime lime eder...
            M: Orası öyle...Ben kuru kalabalıkların bu kara kuru kanaat önderlerinin görüntüten ibaret olduklarını biliyorum...Lakin o saf ve temiz insanlarımız bunu öğreninceye kadar çok zaman geçer, ondan korkuyorum...

SAYFA BAŞI



Yazarın diğer yazıları:

M İle M’nin Gölgesi Sohbet Ederken....
Irak’takiler Ağlarsa Sen Ne yaparsın...
Delilerle Arkadaşlık 1
Çocuklarımız Eve Karne Getirmişler....
Uğur Tarık’tan Alabildiklerim

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Mustafa Can
M İle M’nin Gölgesi Sohbet Ederken....
Mahmut Aşkar
Şark savunmada, garb taarruzda
Hidayet Kayaalp
Değişimin Zihinsel Aşamaları
M. Ali Aladağ
Varılmaz menzile bu gidişle
Yılmaz Kuzucu
„Çocuk kuyuya düşmeden“
Fikret Ekin
Dededen Toruna Türkçe(!)
Ayten Kılıçarslan
Avrupa aydınlanmış da...
Orhan Aras
Ayna Dergisi´nin (Der Spiegel) aynası sadece cin ve şeytan mı gösterir?
Betül Parlar
Uyuşturucu Bağımlıları
Üzeyir Lokman Çaycı
Hanga Hunga
Muhsin Ceylan
Kin vaizleri /Hassprediger
Yakup Tufan
Uyum nedir?
Şensel Aşkın
Avrupa Birliğinin Derin Eleştirisi
Şefik Kantar
Bizi bekleyen Avrupa
Dr. Nebil Bozdoğan
Tırnak batması ile ilgili bilmemiz gerekenler
Sebahattin Çelebi
Adını bilmeyen şehirler…
Sizden Biri
Kan parası
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Aynı acıyı duyanlar en samimi olanlardır
Ali Kılıçarslan
Doğru yazalım, doğru konuşalım!
Ozan Yusuf Polatoğlu
Seçim Şakası
İsmail Tüysüz
Yılbaşı ve noel kutlamaları hakkında neler biliyoruz
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bili