|
M
İle M’nin Gölgesi Sohbet Ederken....
M. çevresinde olup bitenlere mana vermekte
zorlanmaktadır...Arkadaş kabul ettikleri ile konuşmalarında
ise bir sonuca varamaz. Fikir olarak uzak olanlara karşı
söyleceklerini zaten tartışma masasında söylemektedir.
Bilgi ağırlıklı olan konuşmalara sabrı
taşmayacak kadar yüksek. Lakin dost olanların veya
dost görünenlerin konuşmalarında ikili oynamalar,
yalandan söz vermeler, menfaat ağırlıklı
tavırlar olunca akıl merkezi ağırlığını
yitiriyor... Bir çok gönül hırkasını giyinmiş
gibi duranların varlığı, M.’nin artık
kendi kendine konuşmalarının dozunu artırdı...
M. durumundan rahatsızdır. Kendi gölgesiyle
kıyasıya bir tartışma yapacaktır.
Lakin Almanya’da güneşi bulmak zor olmasından
dolayı, zaman olarak akşamı seçer. Şehrin
kalabalık olmayan bir caddesinde ışıkları
iyi aydınlatan sokak lambasının altında
dikilir.Yüksek ışık direğinden aşağıya
doğru yayılan ışık önünde küçük
de olsa bir gölge belli olur...
M. tam gölgenin ortaya çıkmasını fırsat
bilerek konuşmaya başlar...Kendi kendine kouşması
bariz olarak yanından geçenler tarafından garip karşılanmaktadır.
M. İse buna aldırmaz....
M: Gündüzün yoktun...Olamazdın gerçi ama...
M.’nin Gölgesi: Ne söylenip duruyorsun öyle boş
boşuna...Diyeceklerini zaten gündüz diyemezdin..
M: Nedenmiş o? Ben her zaman derim sana söyleceklerimi.
M.’nin Gölgesi: Dersin sen...Hem de gündüzün..Almaya’da
öyle mi?
M.: Evet hem de Almanya’da.
M.’nin Gölgesi: Almanya’da güneş mi var ki,
sen beni ortaya çıkaracaksın... Benim varlığım
ancak ışıkla olur...Aksini iddia edenler olursa,
yalancı olur.
M.: Dediğin genelde doğru...Bunu hiç düşünmemiştim...Nadiren
de olsa bazen güneş var ama...
M.’nin Gölgesi: Senin gece dışında ve
ışıksız yerde gölgene bağırman
mümkün değil... Olamaz da...
M.: Ben bağırmıyorum ki...Yanlız
seninle konuşuyorum...Şimdi ise buna çok ihtiyacım
var...Beni iyi dinle tamam mı?
M.’nin Gölgesi: Benim dinleyip dinlememe gibi seçme
lüksüm yok...Senden ayrılmam da mümkün değil,
orada dikildiğin müddetçe...Yanlız öyle orta yere
konuşur gibi durma...Yoksa seni başka bir adla çağırırlar...
M: Deli mi derler?
M.’nin Gölgesi: Ben demiyorum...Sen kendin
diyorsun...Sakın beni suçlama...
M.: Bana öyle akıl vermeye kalkma...Ben gecenin
bu saatinde konuşuyorsam bir sebebi var...Zamanımız
insanı üzerine diyeceklerim var... İnsan unsurunun
çok şey kaybetmiş olduğunu anlatmak istiyorum.
Kendi karı için ortalıkta dolaşanları
kınamak istiyorum. Yuh çekmek istiyorum onlara...Bir
yerde onların yaptıklarına dur diyerek direnmek
istiyorum...
M.’nin Gölgesi: Ben senin öfkeni anlıyorum. Kızmanın
normal olduğunu düşünüyorum. Lakin senin bu yaptığının
bir yerde ahmaklık olduğuna inanıyorum.
M.: Nedenmiş o? Az önce deli yaptın...Şimdi
ahmak...Başka sayacakların var mı?
M.’nin Gölgesi: Var elbet...Sen tarih okumaz mısın
be adam? Sen Sosyoloji, sen Felsefe...Sen Dinler Tarihi okumaz
mısın? Sen...
M.: Yeter be...
M.’nin Gölgesi: Bütün bu saydıkların
bilen insanların hafızalarında saklıdır...İnsanlar
kendi menfaatleri için yapamayacakları şey
yoktur...Söz verirler saniye geçmeden dönerler. Ne olursa
olsun başkası adına yola çıkarlar, fakat
eve dönerken kendileri için yorulmuş olurlar.
M.: Şimdi de bana cahil mi diyorsun? Bana bakar mısın
sen?...Şimdi tepedeki lambanın altından gider
seni ölüme mahkum ederim.
M.:’nin Gölgesi: Ben öfkenin insana neler yatırdığını
bilirim...Hele şu andaki senin halini anlamak için ses
tonunu ölçmek yeter. İnsanlar beni hesaba
katmazlar...Senin oradaki görüntüne bakarak karar
verirler...Şimdi ölçülü olun lütfen..
M.: Beni bir de nezaketsiz mi yaptın? Bak canım...Senin
bu suçlamalarını anlıyorum. Ben bir yerde ipin
ucunu kaçırdım...Hele kendi idial arkadaşlarımın
son durumlarındaki bozulmalarını gördükten
sonra...Göçmen Türkler’in varlığını
perişan görünce...Hatta yaşlıların
gençlerden kopuk halini yakından inceleyince...Gelecek
tarifi yapılamayan bir kavram...Hatırlardan
çıkmış...Zamanında yaşamasını
bilmeyenlerin hallarini düşünmek bile istemiyorum.
M.’nin Gölgesi: Az önce ben seni kendi sıkıntıların
için insanlara bağırıp çağırdığını
sanıyordum...Oysa sen..
M.: Evet ben...Ne olmuş?
M.’nin Gölgesi: Sen toplum derdine düşmüş
bir garip adamsın...
M.: Ağlayanların gözyaşlarını
akarken seyretmek ne kadar zor biliyor musun? İç kanaması
geçirmek istemiyorum...Modern insanın şehrin bunaltıcı
havasındaki yabancılaşmaya ne kadar alışmış
olduğunu görüyorum. Kaçmak fakat neden kaçtığını
ve nereye gideceğini bilmemek...Sonrasında da alkol
komasında dünyaya anlam vermenin zorluğunu görüyorum.
Aklımın en ücra noktalarına kadar işlemiş
olan yardımlaşma duygusunu kiminle paylaşacağımı
şaşırdım...İşte seni tercih
ettim. Akıp giden ve insana değdiğinde yeniden
canlandıracak gönül dolusu ruh halini öyle yanlızlığa
bırakmak istemiyordum. Paylaşmak ve paylaşmak,
diyorum.
M.’nin Gölgesi: Şimdi sadede gelin lütfen...Romantik
olan yanınızı sanki bir işe yarayacakmış
gibi sunmayın...Nereden hareket edeceksiniz?..Sizin tren
istasyonunuzun adı var mı?
M.: Duyguları harekete geçirmeyen insan olur mu?
M.’nin Gölgesi: Ben duygusuz olmayın demedim
ki...Fakat insanın bütününden hareket edin
dedim...Etinizle ve runuzla insansınız...Ben de
sizin ışıklı anlarda parçasınızım
tamam mı? Bir de size, terbiyesizlik etmezsem tabii, bir
şey daha söylemek isterim. Sakın benimle konuşmak
istediğinizde güneşli veya ışıklı
mekanları aramayın...İçinizi aydınlatın
ve kendi iç beninizle konuşun...O daha iyi olur...
M.: Benim iç benim sen mi olacaksın?
M.’ni Gölgesi: Tam değilse bile evet....Kendi
kendine kalanların tek anlaşma merkezi...Neyse
bunları pek düşünmeyin...Anlatacaklarınızı
anlatın da kurtulun...Hatta kendi düşüncenizin
yeni noktalara kaymasını sağlayın...Yoksa
geceler boyu buralarda kalırız da hala yapacaklarınızı
yapamazsınız..
M.:Sosyal hadiseler birlikte olmayı şart koşar...Tek
olmak ve yanlız kalmak toplumun ihtiyaçlarına cevap
vermez...Takım olmak gerekir. Sıkıntıları
ve meseleleri halletmek için her toplum kesiminden insana
ihtiyaç duyurur. Toplumun öncüleri vardır. Düşünce
hayatına katkıda bulunur. Umut verir, örnek davranışlar
sergiler, anlaşılmayan konuların açıklanmasını
sağlar...Düz yolda yolunu yitirenlere kılavuzluk
eder...Kısaca hayatı yorumlama gücüne sahiptir.
M.’nin Gölgesi: Siz bunları birlikte olduklarınızla
yapıyorsunuz zaten...Neden şikayetiniz var ki? Sonra
beraber olduğunuzda bu şartları oluşturan
imkanları dile getirmiyor musunuz?
M.: Elbette...Konuşmalarımızın
konusu insanımıza nasıl yardımcı
oluruz. Bunun için müesseleşmek gerekir. Basın yayından
sesli yayına kadar...Teşkilatların her türlüsüne
sahip olmak gerekir...İşte bu durumda iş ve
imkan sahibi olanların tavırlarında olumsuzluk
var. Yaptıkları şeyler verimsiz bir
durumda...Tepede görünenler yanındakileri değil
de, işi bilenleri değil de uzakta olanları
tercih ediyorlar...Sonra bir de insanın gözünün içine
bakarak yalan söylüyorlar...İşte benim canımı
sıkan konu bu...
Gerçeklerin anlamını tam kavramamış
insan unsurumuz varmış...Onu anlamakta zorlanıyorum.
Belki bizde bir eksiklik var...Biz çok katıyız...
Olabilir...Paraya düşkünlüğümüz pek yok...Bu
bir suç mu?
M.’nin Gölgesi: Ben sizin kadar derinden düşünemem...Bazı
insanların benim kadar bile olumlu tarafları
yok...Belki bir görüntü aldanması vardır
sizde...Bakın toplumun bütününde varolanların çokları
kuru kalabalık...Bazıları duman kadar yaşarlar...Ağırlıklı
olanlar Allaha bağlanırken gönülden bağlanırlar...Yıkılmaları
söz konusu olmaz...Gelecekleri vardır. Özleri
bozulmaz...Lakin o önceki söylediklerini,
görüntü zenginlerini zaman lime lime eder...
M: Orası öyle...Ben kuru kalabalıkların
bu kara kuru kanaat önderlerinin görüntüten ibaret
olduklarını biliyorum...Lakin o saf ve temiz
insanlarımız bunu öğreninceye kadar çok zaman
geçer, ondan korkuyorum...
SAYFA
BAŞI
Yazarın
diğer
yazıları:
M
İle M’nin Gölgesi Sohbet Ederken....
Irak’takiler
Ağlarsa Sen Ne yaparsın...
Delilerle
Arkadaşlık 1
Çocuklarımız
Eve Karne Getirmişler....
Uğur
Tarık’tan Alabildiklerim
SAYFA
BASI
|