DÜŞÜNCE ODASI
Mustafa
Can
|
|
|
mustafacan49@hotmail.com
|
Uğur Tarık’tan Alabildiklerim
“ Roman okumayı sever misin? Ben severim de
ondan soruyorum.Şiir ve hikayenin her türlüsü de
beni sarar...Bana zevk verir, lakin onlar hayatın
detayında yelken yüzdüremezler..Rüzgarlardan
korkarlar bana göre...Fırtınalardan ve tayfunlar-
dan çekinirler...Uzun soluklu değillerdir...Hayatı
tam kucaklayamazlar...Ne kadar kısa koşarlarsa
yine nefesleri kesilir....Neden mi girdim bu konu-
lara? Seni bu konularla neden mi uğraştırıyorum?
Şehir hayatında olup bitenlere başka nasıl girile-
cek? Modern hayatın sıkıntılarından nasıl kurtu-
lunacak? Göçmenlik hayatından kaçış olma-
yacağına göre, göçmenlik ve yabancılık hayatı
başka nasıl dile getirilir? Yabancılaşma bir nes-
lin daramı ve nesillerin kaderi olup olmadığından
söz açmak istiyorum da ondan...Onların roman-
larının, şiirlerinin ve hikayelerinin yazılması
ko-
nusunda anlatacakların var mı? Tiyatro sahasına
hayatları dahil edilebilir misin?
Yine soruyorum sana...Soramaz mıyım? Hakkım
yok mu? İçimden geçenleri seninle paylaşamaz
mıyım? Yoksa sen beni dinlemiyor musun? Hatta
sen sağır mısın? İnadına inadına geleceğim üstü-
ne...Şaka değil konuştuklarım tamam mı?
Roman okumayı sever misin?”
Okuyucuya Röportaj hakkında kısa bir bilgi iyi
gelir...Uğur Tarık kendi hayat hikayesine yaklaştırmadı...Bizimle
sorularımız dahilinde sohbet etmeyi kabul etti.
Kendini tanımanın ve bir kaç isimle bir kaç yer
ismini cevaplamanın önemsizliğinden bahsetti. Bir
kaç okul adı vermenin de o kadar kıymet-i
harbiyesinin olmadığını söyledi. O zaman
biz de Uğur Tarık’ı fazla yormadık...Konuşmalarından
ortaya çıkanlara değer verdik. Bu yüzden
okuyucu olarak sizden ricamız, verceğimiz kısa
bilgiler ışığında yazıyı
okumanızdır...
Mustafa Can: Merakınız var mı?
Uğur Tarık: Konuşmanıza neden böyle
bir soru ile başladığınız beni
meraklandırır...
Mustafa Can: Meraklı olup olmadığınız
beni ilgilendiriyor...Çünkü öyle sorular olacak ki...
Belki sizin merak alanınızın dışına
düşer de luzumsuzluk yaparım korkusu içersindeyim..
Uğur Tarık: O zaman merakınızı
gidereyim...Ben meraksız yaşayamam...İlk doğduğumda
anamı merak etmişim hemen onun kucağından
tırmanarak, karnımı doyuracak etten süt
şişelerine yapışmışım...O
zaman iki şey için merakımı giderdim...Önce
anamı tanıma merakını yendim.İki,
dünyada beni insan olarak, en çok kim sevecek
sorusunun cevabını ararken, yumuşak elin
sahibinin başımı okşamasıyla öğrenmiş
oldum...Sonra meraklar yaşımın artmasına
paralel çoğaldı...Bu gün o kadar çok merakla
doluyum ki, anlatamam...
Mustafa Can: O halde siz meraklı birisi olarak bu
özelliğinizden dolayı hiç şikayet edecek
durumlarla karşılaştığınız
oldu mu?
Uğur Tarık: Olmaz olur mu? Hemen ilk cevabım:Vatandan
uzaklaşmış olmam..Başka ülkeleri ve
insanları çok merak ederdim. Nasıl yaşıyorlar
diye hep hayal derdim. Oralarda hayat nasıldır?
Bizden daha ileri diye söylenilenler ile bizden geride
olanların yaşama biçimini merak ederdim...O yüzden
okulda seçtiğim yabancı dil ile aram iyi
idi...Turistlerle konuşmak isterdim...Onları bizim
eve götürür misafir derdim...
Mustafa Can: Küçük bir ara soru...Doğduğun
yerlerden uzaklaştım dediniz...Meraklı olduğunuzdan,
tamam...Merak ettiklerinizi tahmin ettiğiniz gibi
buldunuz mu? Yoksa...
Uğur Tarık: Hayat hep merakımızın
giderilmesi için bize imkan sunmaz...Hayal kırıklığı
da vardır işin içinde...Benim gibi meraklı
olanların doymaz tarafı varsa...Bıkmadan
usanmadan bir meraktan diğerine koşarlarsa, hiç mi
hiç rahat edemezler...Ben yalnız insanları ve ülkeleri
merak etmemiştim...O ülkenin insanlara davranışlarını
ve hatta örnek kültür diye tanıtılanları,
okul sıralarında öğretilenleri test etmek için
de merak içersindeydim..Filozoflar yetiştirenlerin dünya
kültürüne katkılarını merak ediyordum..
Mustafa Can: Aradıklarınızı
buldunuz mu?
Uğur Tarık: Çok keskin bir soru...Ama
yerinde sordunuz?
Mustafa Can: Merakla ilgili size soru sormada sınır
mı çizeceksiniz?
Uğur Tarık: Merak psikolojinin alanına
girer...Orada bu kavram hakkında söylenilenleri okuduğunuzda
şaşırırsınız. O yüzde merak
bilginin de ana kaynağını oluşturur. Hayatı
kendi özellikleri ile okumak isteyenlerin merakını
bilgi sahasında da değerlendirmek isterim. Ama
isterseniz biraz merakla ilgili serbest düşüncemizi açalım.
İnsan, bilmek, duymak ve hatta yaşamak istediklerine
bir imkan dahilinde kavuşur. Eğer siz imkansızlıkların
çocuğu iseniz sınırlı ve dar boğazlı
geçitte bulunuyorsanız, imkanı bol olanlarla yarış
edemezsiniz. Bir yerde takılır kalırsınız.
Mustafa Can: Yahut merakınız sizi öldürür.
Yahut meraklı olmanızın bilgi temeli yoksa,
taklitçi olursunuz, değil mi?
Uğur Tarık: Zehir, eğer, size altın
kupada veriliyorsa, siz orada dışa bakarak aldanıyorsanız
, kupanın içersindeki madde sizi ilgilendirmez...Şarap
yerine veya şurup yerine içersiniz...Hatta gücünüz
yetmediği halde, burada her türlü güçten söz
ediyorum, meraklı olmanız sizin ömrünüzü bazen kısaltır...Hayal
kırıklığına düşersiniz. Ama
çoğunlukla özel durumda olanlar bu tehlikelerden
kurtulma yollarını da bulabilir...Bir kere benim
meraklı diye isimlendirdiğim kimse aptal birisi değil...Ben
de öyle görmüyorum...Cahil, çocuk ve akılsızların
yanında uyuşuklardan ve uşaklardan da söz açmak
istemem... O halde meraklının ilk görüntüsünü
vermiş oldum size..
Mustafa Can: Belli seviyede olanların merakından
hareket edeceksiniz...Tamam üstat...Ama ben genellemeden
korkarım...Biraz sizinle kalarak, merak alanına
girersek, söyleyecekleriniz...
Uğur Tarık: Bende özel konulara doğru
merak uyanır...En iyiler diye bir kategoriye yaklaşırım...En...En...ve
yine En...Derim...Dereceleme sıfatları ile uğraşmam
ve en sonuna gelir otururum...Yani, güzel, Daha güzel ve En
güzel gibi süslemelere bakmam...En güzel benim kabulümdür...Buradan
da beni harekete geçiren güçlerin, daha doğrusu
hareket ettiricilerin özelliklerini sınıflarım...Hareketlerime
su katılmamış merakları temel alırım...Kendi
kendimin katili olmak istemem...Hayatım yalnız bana
ait değildir...Benim dışımda da ihtiyaç
duyacaklar vardır.
Mustafa Can: Yani kendinizi meraklanmadan önce de mi
tartıyorsunuz? Hangi şartlardan geçtiğinizi
elemek durumundasınız...
Uğur Tarık: Basit olarak söylemem
gerekirse...Ben okuma sevdasından nasibimi almışım.
O halde okumak dersek burada ne çıkar ortaya? Kitapla
ilgili ne varsa...Yazılı ve görüntülü basın...Kısaca
medya...Ne çıkar bu tesbitten? Önce bilmek...Bilmek için
okumak...Bigiye dair yenilikler...Öğrenmek için seçtiğim
alanın bilgileri...Sonra bu alandaki yeni şahsiyetler...Yeni
üretilen fikirler ve ülkeler...Burada bir şeyi belirmek
isterim...Ben gıpta ile yaşamayı da seven
birisiyim...Yani haset duygularından arınmış
bir yapım var. Merakımın donatımını,
hep benim olsun gibi çok ilkel bir anlayışla yapmam.
Hatta çekinir korkarım bundan...Başkasının
olsun tamam ama benim de olsun...Bu bir yerde başkalarından
öğrenmeği de sağlar bende...Başkalarında
olanları öğrenmek ama oradalarda kalmamak...
Mustafa Can: Kitapların arasından insanların
arasına geçişte nasıl bir anlayış çizgisi
takip ediyorsunuz?
Uğur Tarık: Kitaplarsız dünyanın
kuruluşunu ham, işlenmemiş, olmamış,
yoz, kendi halinde olarak görüyorum...El değmemiş
bakir olarak düşünüyorum...Mutlaka insan eli değmeli
oaralara..Lakin kırıcı, yıkıcı
yakıcı olarak değil...Yapıcı
olarak...Kurucu olarak, ısıtıcı olarak
uzanmalı insan eli, diye düşünüyorum...
Mustafa Can: İnsan eli değerse biraz tabiiliği
bozulmaz mı ?
Uğur Tarık: Eli sürmek demek, bozmak demek
ise, bir yalnış anlaşılma var demektir...Kültür
tabiatın değiştirilmesi demektir bir
manada...Değiştirmek, geliştirmek ve dönüştürmek...Ben
şehirlerin varlığını insanın
varlığı ile bir görüyorum...Tabiatın değiştirimi
ve dönüştürümü olarak görüyorum...Şimdi söylemek
istediklerimize gelirsek, insan hayata tecrübelerle sarılır...Hayatı
kendi ve kendi dışındaki tecrübelerle
okur...Tecrübelerin bir birikim kaynağı olması
kitapların dünyasından geçer...Yüzyılların
arkasında kalan ve gelecek yıllara taşıyan
yazılı tecrübeler, yazının icadından
sonra olmamış mı? Kitap bize ulaşan ve
bizi geleceğe ulaştıran en büyük tecrübe
kaynağıdır bence...O taş üzerine, deri üzerine
ve parşömen denilen kağıtlara yazılanların
bize kazandırdıklarını insanlığın
kazancı, ortak mirası olarak görüyorum.
İşte kitabı hayatımızın aynası
olarak kabul ediyorum...İnsan kendini anlamak isterse o
aynaya bakmalıdır. Eğer kendini çirkin görüyorsa
o kendi aynasını tamamen silmemiş olduğundandır...
Mustafa Can: Ne yani!!! Bizim aynamızda kirli bir
yüz mü var? Eğer kendi hayatımızdan memnu değilsek,
aynamızın yüzünü yeniden mi yaptırmalıyız?
Uğur Tarık: İşte tam da zamanı
bu söylediklerimin...Merak ve meraka dayanan heyacanlarımızın
itici güç olması kitaplardandır. Bizim insan olmamızın
da bir yanında iki boyutu görmemiz gerekir. Zamanın
iki boyutunu...Gerilere veya düne giden yönü ve ilerilere
veya geleceğe giden yönü göz önünde bulundurulmalı...Ben
tam şu anda ve burada bu iki zaman diliminin arasında
sıkışmışım. Bir yerde iki arada
kalmamın bendeki kazancını, hem gerilerde olmuş
olana karşı merakım ve hem de ilerideki olacak
olana karşı merakım yardımıyla
kurtuluşa ererim. Ne kadar çok sıkışırsam
o kadar çok şey elde eder veya kazancım olur bu
hayattan...
Mustafa Can: Bu söyledikleriniz biraz açamaz mısınız?
Kendimi oldukça dağıtılmış buldum
da...
Uğur Tarık: Kitapların arasından geçmek...Onlara
yakalanmak ve onlarla dostluk kurmak var ya...Daha ilk okumaya
başladığımız andan itibaren, bizi bir
heyacan kaplar...O zaman eldeki, az da olsa, kendi bilgimize
sarılırız...Yol bulamadıklarında ağlayan
çocuklar olur ya... İşte onlar gibi...Hatta ben bir
kaç kere değişik şartlarda ve yerlerde
kayboldum...Yol bulamayınca ağladım...İçimdeki
korkuların gitmesi ancak tanıdık birisiyle,
bildik bir yüzle mümkün oldu. Kendimi emniyette hissettim.
İlkokul sıralarında yeni okul heyacanı içersinde
olanın bilgisi arttıkça ve kendine güvendikçe önündeki
engelleri aşması ne kadar kolaysa, ama bir yerde
bilinmeyenler ortaya çıktığında akıl
tekeri yalpa yapmaya başlarsa, o zamanki halet-i ruhiye
benim anlatmak istediklerimdir...
Mustafa Can: Kitapların getirdikleriyle insanlarla
olan ilişkileriniz, yani kitaplarda elde ettiklerinizin
insan ilişkilerindeki kolaylığa geçerseniz...
Uğur Tarık: Hatta bir benzetme yapmak
gerekirse, toprak altından çıkartılmış
madenin işlenmesi sonrasında takı haline
getirilmesi demektir bu söylediklerim...Bilgi benim insan
olmamın bir şartı ise insanlala beraber olmamın
da şartıdır. Bilgiyle değerlere ulaşırım.
Değer aleminden, değerli ve hatta yaratılmışların
şereflisine, daha kolay inebilmem mümkün olur..İnsan
“değer” bir varlıktır. Hem değer yaratır
ve hem de değerleri tüketir...Çift yönlülük benim işimi
kolaştırır...Değerin bir bölümü
sevgidir. Sevebildiğin kadar kabul görürsün...Sevmek
genişliktir...İlişkilerde genişliktir...İşte
kitap bir yerde anahtar olarak da bana yardımcı
olur...Severek ve sevilerek yaşamak insalığın
tecrübesidir...Ben bir yerde seven insanın özelliklerini
merak ederek kitaba koşarım. Kitapta ve kitapla
olabilmek isterim..
Mustafa Can: Daha başka neden dolayı bilgide
ilerlemekten kendinizi alamıyorsunuz? Yoksa siz bir cahil
insan varlığından korkuyor musunuz?
Uğur Tarık: Ben korkularımı anlatırken
belki de cahil insanların etrafımda olmasını
istemem...Bu doğru...Lakin siz burada her halde başka
şeyle, yani anlayışla üzerime gelmeyi düşünüyorsunuz...Belki
de cahilin heykelini yaptırarak herkesin ondan nefret
etmesini sağlatmak istiyorsunuz...Olabilir elbette...Siz
başka amaçla da beni sıkıştırmaya
niyetiniz var anlaşılan...Olsun..Siz her şeyi
bilenin olmayacağını düşünün...Yaratıcının
dışında olamayan bu varlığı,
yani insanı kendi alanında, kendi kapasitesi içersinde
ve yine kendi amacına göre sahasında bilgisi
olacaktır. Hayat korkularla yaşamanın kolay
olmadığını bize öğretir. Cahil bu açıdan
belki şanslıdır...Korkusuz olarak hareket eder.
Lakin bilgi kıtlığı, onda bir zaman sonra
panik yaratır...Kendini nasıl savunacağını
bilemez..Ve kendi hayatını yıktığı
gibi yakınındakilerede zarar verir. Tıpkı
çok büyük binanın çöküşünde olduğu gibi.
Etrafındakiler de birlite çöker. İşte o yüzden
ben cahilin varlığından korkarım..
Mustafa Can: Örneklerin arasında kaybolmadan, bir
şey denilirse...
Uğur Tarık: Devlet yıkıp, devlet
kuranların günlük hayatlarındaki durumlar
incelendiğinde, bol bol bu türlü cesarete şahit
olursun...Kendini en büyük adam kabul eder ve o olsaydı
her şey daha güzelleşirdi...Daha az sıkıcı
olurdu, en azından...O orada olsaydı neler olmazdı
ki?
Mustafa Can: Cahil baştan aşağı
cesarettir...Gözü karadır...Atılır, yaptıklarının
sonrasında ağlar veya ağlatır...Ya da ....
Uğur Tarık: İşte o gibilerden çekinir
ve o gibilerden kaçarım...Bana bir de kitabın insan
ilişkilerimde kolaylaştırdığı
yan var ki...Bir nebzecik olsun size de anlatmak
isterim...Sizinle de bu düşüncemi paylaşmak
isterim...Yürekli ve tam tekmil özelliklere sahip olanların
arasında benim de olmak istediklerim vardır...Söylediklerinden
ve söyleyeceklerinden alacaklarım olanlar vardır...
Toplumun önünde gidenler...Saygıyı
hakedenler...Verirken almayı düşünmeyenler...İşte
onların varlıklarını duyurmaları açısından
bana kitap aracılık eder...Beni çoşturur...Kışkırtır.
Söyleneceklerin kalitesine kavuşturur...Sonra ben
kitaplar dünyasından bulduklarımla, insani ilişkilerimi
düzenlerim...Yaşadığım mekanı, yakın
mesafeden, hatta birebir oukumasını ve anlamasını
sağlarım. Gönül adamı olmayı hedeflersem,
gönlüme layik olanların seçimini yaparım...Şehrin
yabancılaştırmasına karşı
kalvenizlenirim..Paslanmak tehlikeni aşarım...
Kendime yabancılaşmadan kurtulurum...İşte
benim paylaşmak istediklerimin bir bölümü...Gelecekte
sizinle sohbetlerimizde paylaşacaklarımın önemli
olanlarının bir kısmını çıkardık
ortaya...
Mustafa Can: Sizinle sohbet zevk veriyor üstat...Yeni
röportaj fırsatını verceğinizi umut
ederek ve değişik konulara doğru kanat çırpmak
istediğimi söyleyerek, burada sizlere veda ediyorum...İyi
günler...
SAYFA
BASI
Yazarın
diğer yazıları:
Uğur Tarık’tan Alabildiklerim
|