|
Ben
Uyumdan Yanayım, Ya siz..........
“Bana dediklerinle yaptıkların
arasındaki uçurumu ne
zaman farkedeceksin? İki dudağının arasında
tatlı olan
sözler, davranış biçimlerinde tonlarca ağırlık
haline gelip
bana zulum yapacaksan ve ezeceksen bırak kendi halime
beni lütfen...Yanımda ve benimle olmanın tek yolu sözle-
rinin manasına ışığın Doğu’dan
gelenini de eklemlisin ki,
gönül aydınlığın kararmadan beni
sarmalayabilesin..Aksi
takdirde beni sana dost edecek köprüleri atamazsın...Oy-
sa aramızdaki uçurumların kapatılması
gerekir...”
Genelde
Avrupa’da özelde Almanya’da yaşayan Türkler’in
yabancı bir toplumda yaşamak için bana göre sıkıntıları
var, ama zorlukları yok.
Çünkü
Türkler tarih boyunca göçmenliğin tecrübesini yaşamışlar.
Ve konuda tecrübeliler...Ülkelerin hangisi olursa olsun
insanımızdaki anlayış sınırlarındaki
genişlik kendilerini çevreye uymakta güçleştirmiyor,
aksine kolaylaştırıyor. Türkler gittikleri
yerlere vardıklarında, kendilerinden çok, orada
oturan yerlileri düşünüyorlar. Kazanıyorlar ve
kazandırıyorlar. Kuruyorlar ve koruyorlar. Yapıyorlar
ve imkanları genişletiyorlar. Türkler gittikleri
toprakların verimsizliğini verimli kılıyorlar.
O yüzden Müslüman Türler’in adımları öyle
bereketlidir ki, Almanya’nın hemen hemen her karış
toprağında ve iş yerlerinin her çeşidinde
kendini göstermiştir. Her türlü ürünleri alın
terleri ile gerçekleştirmişlerdir.
Bu
insanlar ki, hiç de dışlamayı hak etmiyor. Bu
insanlar ki, kendilerini toplumun kültür dokusunu bozuyor suçlamasının
muhatabı olarak kabul etmiyor. Söz konusu kimseler ki,
yaşadıkları müddetçe sarmayı ve
kucaklamayı hayatlarının prensibi yapmışlar.
Kendi dinlerinin temel özelliklerini, yani her türlü paylaşmayı
insanlık sembolü yapmışlar. Fakat
gördükleri şey ise suçlama oluverince,
“yabancısın” deniliverince ve şiddete
muhatap olunca, olmuyor...Olmuyor artık...
Yerlilik
kendini üstün görmek ise, yerlilik kendinden başkasına
hayat hakkı tanımamak ise, başkası ve öteki
suçlaması ile merkezden kovmak ise, Avrupa’lı bir
şeyi unutuyor: Yaşlanmak. Genç
nesiller ve geleceğin garantisi olacak genç çalışanların
varlığı kaçınılmaz olarak hesaba katılmalıdır.
Avrupa veya Almanya gençliğe muhtaç. Burada yaşıyan
bütün yabancıların her türlü iş yerlerinde
verimli çalışmalarıyla katkıda bulunması
bir gerçek iken, ‘sana ihtiyacımız yok’
diyebilecek aklı başında bir politikacı düşünemiyorum.
‘Sen yabancısın, terk et ülkeyi’demek bu ülkeye
sahip çıkmamak demektir.
Almanya’daki
yabancıların adına söz söylemek bana düşmez,
ama Türkler için -
kendim de aynı insanalrın bir parçası olmamdan
dolayı- artık bunun yüksek sesle söylenilmesi
istiyorum. Türk
insanının Almanya’ya bilinenden daha çok faydası
vardır. Üretim için zaten tartışılmaz,
ama tüketim için de bu durum gerçek..Almanya artık ülkesindeki
Türkler’i tartışma alanından çıkartıp,
birlikte çalışma alanına çekmelidir. Eğitim
alanından başlanarak geleceğin insanına eğilinmelidir.
Emredici olmaktan çok, ortak çalışma alanları
yaratılmalıdır. Okullarda yabancılık
narası atmaktan ziyade, sıkıntılı ve
muhtaç olanlara imkan sağlanmalıdır.Öğrenciler
derslerinde başarılı olmalıdır.” Bütün
siyah kafalılar Türktür,” tekerlemesi bırakılıp,
kendi branşlarında Almanya ekonomisine destek olacak
kafalar yetiştirilmelidir. Bu onların ailesini de
birlikte düşünmek olur...Çok taraflı kazanç
anlamına gelir böyle bir hareket.
Sokak
ve Türkler’in yaşadıkları semtlerde olup
bitenlere seyirci kalıp, onların kendi hallerine
terkedilmesini bir yabancılık kaderi imiş gibi
görmek ahmaklığından vazgeçilmelidir.
Almanya
çok kültürlülüğü kendi toprakları için bir
olumsuzluk işareti olarak görmek yerine çok renkli bir
bahçe olarak görmelidir.
Türk
kendi geleneğinden gelen şekli ile yetiştirilmeli
ve Almanya için düşman görülmeden hazırlanmalıdır...Zaten
Türkler kendi vatanı için önemli bulduğunu
Almanya için de bulmamasına bir sebep görmüyorum.
Ekmek yenilen yere pisletecek bir Türk de tanımıyorum...
Törelerinden koparılmış, kimliksiz ve kişiliksiz
bir Türk Almanya için zarardır ve hazır yiyicidir.
Ekmek ve kaşık düşmanı bir
Türk nesli insanımızın arasından
çıkmaz...
Klaus
Lefringhausen hazırladığı Integration adlı
kitabının arka kapağında,” ..ki, Uyum
emirle düzenlemek değildir, aksine kendi icrasının
haysiyeti için, mekan yaratmaktır,’diyor.
Evet
uyum bir toplumun en çok özlediği ve beklediği
sosyopsikolojik hadisedir. Kimde bunu yadsımayaz, lakin
uyum tek taraflı beklentiler zinciri de demek değildir.
Ben de uyum isterken, yabancıların durumunu
anlamadan bu işin olmayacağını söylemek
istiyorum. Türk insanı kendi dini ki bu İslam’dır,
kendi dilini ki, bu Türkçe’dir gerçek manada öğretileceğini
yetkililerden duyarsa, söylenenlerin
riyasız olduğuna kanaat getirirse, Almanya istediği
kadar krizde olsun, Türk insanı kendine düşeni
fazlasıyla yapar. Nice krizlerden çıkartır ülkeyi...
Kandırmacalardan
uzak çalışmaların,
başarıya gitmemesi için bir sebep yoktur. Evet ben
de uyumdan yana tavır koyanlardanım, yalnız
yukardaki şartlar yerine getirilirse....
SAYFA
BAŞI
Yazarın
diğer
yazıları:
Ben
Uyumdan Yanayım, Ya siz.........
Akıl...Gönül...Şüphe...Sonra
Hayatın Akışı...
Sen
de Yalnızım mı Diyorsun....
Benzemek
Aynısı Demek mi....
Çağımızın
Dervişe Açık Kapıları Var mı….
Kadın
mı Bırak Gitsin….
Masal
mı Yoksa Bir Hikaye mi …..
Bayramlarda
Beni Kucaklayanlar Olursa....
M
İle M’nin Gölgesi Sohbet Ederken....
Irak’takiler
Ağlarsa Sen Ne yaparsın...
Delilerle
Arkadaşlık 1
Çocuklarımız
Eve Karne Getirmişler....
Uğur
Tarık’tan Alabildiklerim
SAYFA
BASI
|