·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


DÜŞÜNCE ODASI
                                                                                       Mustafa Can
 
mustafacan49@hotmail.com

 

Sen de Yalnızım mı Diyorsun....

       Doğumdan sonra hayata gözlerini açan ve ağlayarak kendini haberdar eden çocuklar vardır ya...Ağlamak bir manada kendini var etmektir. Ana sütü susturur onu. Ana sıcaklığı ve ana sesi getirir kendine. Yabancı el ve yabancı ses buruşturur ince kabuk gibi dudakları. Üzer can parçasını. Kısaca bir bebeğin gözleriyle arayışlarında tanıdık bir yüz ve kulağında anacan bir ses olsun ister. Bulamazsa ...İşte ozaman kıyamet kopmaya devam eder.

       Galiba büyüdüğümüzde de etrafımızda olanlardan beklediklerimiz aynı olmasını isteriz. Tatlı bir dil ve güler bir yüz...Balta gibi dili olanlar çıkar da vurdukça yarı yerimizden keser atarsa, yakınlığını beklediklerimiz uzakta durursa, bir yerlerimizden sancımız artar. Gönlümüz daralır. Buzdolabı gibi olanların da yanımızda, yöremizde olmasına tahammül edemeyiz. Kısacası bizi sıcak nefesli  insanlar sarsın isteriz. Hayatımız bu açıdan beklenti içersinde olduğu unutulmamalıdır. Bu tek taraflı bir yürüyüş olur. İşte tek taraflı olan ve  hep karşıdan bekleyen birisi olmanın da kendimize zarar getireceğini bilmemiz yerinde olmaz mı? Konunun içersinde yönümüzü biraz daha belirginleştirelim. Biz doğum sonrasında bebek gibi beklenti içersinde iken, daha sonraki yıllardaki aynı beklentiye cevap bulamayışımızı alışkanlığımızın bozulması olarak görmemiz de mümkün. Artık, kaderimiz olarak, yakın çevremizden uzak, tanımadıklarımızın arasındaki yeni çehrelere bakarak, önceki en çok sevenleri karşılaştırırız, ama eski samimi olanların fazla olmadıklarını farkederiz.

       Bir de iki ve çok farlı kültürlerdeki anlayışın birbirlerine benzemediğini burada söylemeliyiz. İnsan merkezli kültürle insanı merkezde görmek istemeyen kültürlerin arasındaki tezatı görmeliyiz.

       İnsanı merkeze koyan kültürlerin ana kaynağı sevgidir, sevilen insandır, anlayıştır, dostluktur, beraberliktir ve sonunda insanlıktır. Dokunmak ve sıcak nefesle yaklaşmak vardır. İşte böle bir ortamda tek taraflılıktan bahsetmek de söz konusu değildir. İnsanı saran çevrenin amacında tek taraflılığın yerine karşı taraflılık yaşama şansı bulmaktadır. İnsan kendisi için değil, aynı zamanda başka insanlar için de vardır.

       Yakın anlayış, uzak bakışa dönüştüğünde anlaşılır ki, merkezdeki insanın yerine başka şey gelip oturmuştur. Para, şöhret, menfaat, kösnül duygular ve kendini üstün görmeler...İşte orada insanın gönül alanları iflas etmiştir. İnsanı bulamazsın. Orada ne kadar varsan, paraca, menfaatçe, kösnül duyguları gıdıklayıcı tarafınla o kadar yerin vardır. O var olanların azaldıkça, yok olmaya yüz tuttukça, sana yönelişler biter. Madde sendeki tatmin edici taraflarını törpüler, sıkılmış limona benzetir. Sonra kendinin bile beğenmediği bir acaip varlık olur çıkarsın.

       İnsan bir yerde yakın çevresinden kopup ve insan merkezli kültürden ayrıldığında yabancılaşma iki yönlü kendini gösterir: Dikine yabancılaşma ve yatay yabancılaşma...Dikine yabancılaşmada psikolojik rahatsızlar kendini gösterir. Yanlızlık duyguları ve kendini korumasız hissetme durumu. O yerde bir manada insan kendi iç dünyasına göç eder. Anlamlandıramadığı  duygulara yenik düşer. İkinci yabancılaşma alanında ise insan çevre baskısına girer. Kendine sanki her an saldırılacakmış gibi gelir, çevrede yaşayanların tanıdık olmayan yaşama biçimi de soğuk esen kuzey  rüzgarı gibi dıştan içe doğru üşütür. Toplum alanında kendine yer bulamazsa insan çehrelerinden kendine dost olanları seçemez.

       Bu iki yabancılaşmadan da çıkış mümkün...Ben burada insanın kendini yok olmaya müsade etmeyeceğine inanıyorum. Söze kulak vereceğine, oradan da  kendine benzeyenleri arayıp bulacağına inanıyorum. İnsan merkezli bir kültürden geldiğini gösterecek alanlar yaratacaksın...Sanata ve iş dünyasına yöneleceksin. Hele yanlızlık halinde hayal kurarak kendini yanlızlıktan kurtaracak dünyalara göç edeceksin. İşte orada o kadar yapılacak şeyler var ki...Diline yaslanacaksın. Beyin kıvrımlarında hiç bir insan düşmanlığı saklanıp yer bulmayacak hale geleceksin.

       Dile dokunacaksın, dedim, dile ve düşünce evine.
Yeniden düzen kuracaksın. Artık anlamış olmalısın ki, modern çağda insan kendi doğduğu ülkede kalmıyor veya kalamıyor. Heybesinde olacakları çok yerinde bir hamle ile planlı bir şekilde dodurmalı. Dilini, kendi manevi dünyasındaki büyük üstatları yanına alabilmeli... Sonra çehrelerin verdiği ağırlığı azaltabilmek için muziğin esintisine yönelmelisin. Sonra çok önemli olan kanun: Kaderine düşmanca davranmamalısın. Nerede isen orada yaşamayı bilmelisin.

       İki tür yabancılaşmanın en güzel yanı hayata karşı mücadele azmi verecek kadar sana antreman yapma hakkı tanımasıdır. Ayakta kalan, irade gücü ile insan merkezli hayatı kurabilir. Sonra bilgi merkezli ve oradan da inanç merkezli olabilecek duruma gelmelisin ve elbette ben de dahilim bu söylediklerime...

       Canın çok sıkılmış ve kendini yabancılaşma süreci içersinde buluyorsan, türkülere aç kulağını ve oradan da şarkılara.
Dudakların da iştirak ederlerse melodilere daha da iyi olur. Sonra açık alanlara, parklara ve oradan su kenarlarına çıkıver. Orman yerlerinde rüzgarın bestelediği ağaç korolu muziklere yaklaş ve gökyüzüne bak. Orada hangi renkte bulut olursa olsun seni anlayacak bir manzara vardır.

       Geceler rüyaların beşiği ve gündüzler hayallerin. Bir adam sana kızıyormuş, bir yerde işler aksi duruma gelmişmiş, sakın yabancılık duygusuna kapılma, çünkü yabancılık içindeki enerjiyi alıp götürür. Önce ayakta kal ki, belki başkaları da aynı duygulara yakalanmış olabilir, seni arayıp bulacaktır. Senin yanlızlığını susturacak şey de senin gibi yanlızlığa düşüp boğulmak üzere olandır.

       Tek başına düşünme hayatı ve bir de hep tek taraflı olarak hareket edenleri ayırt etmek mantıklı olur...Ne yanlız alanlarla ve ne de tek verenlerle arkadaşlık edilir...İkisi birlikte olanları tercih etmek gerekir.  hepalanlar kaynağı kurutur, verenler ise bir  gün yolda bırakır. Olunması gerekli olan ise  çift taraflı olanları bulmaktır.

       Gözlerinin içi gülmekte...Anladın bu söylediklerimi birlikte gerçekleştireceğiz. Şu köşede ağzını açmış, ne yaptığını bilmeyenin haline bakıp üzülmek de yok artık. Yarın daha başka imkanlara açılacak hayat...Ve böylece senin yanlızlığın söz konusu olmayacak...Yabancılık ve kendine yabancılaşmadan kurtulmanın yolu işte böyle alacağın bir tavırla gerçekleşmiş olacak...Artık öz benliğinde kendinde olacaksın...Özü doğrularla birlikte olacaksın...Bunun başka türlüsü de olamaz...Sonra sana yanlızsın demek mümkün mü?


SAYFA BAŞI


Yazarın diğer yazıları:

Sen de Yalnızım mı Diyorsun....
Benzemek Aynısı Demek mi....
Çağımızın Dervişe Açık Kapıları Var mı….
Kadın mı Bırak Gitsin….
Masal mı Yoksa Bir Hikaye mi …..
Bayramlarda Beni Kucaklayanlar Olursa....
M İle M’nin Gölgesi Sohbet Ederken....
Irak’takiler Ağlarsa Sen Ne yaparsın...
Delilerle Arkadaşlık 1
Çocuklarımız Eve Karne Getirmişler....
Uğur Tarık’tan Alabildiklerim

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Mustafa Can
Sen de Yalnızım mı Diyorsun....
Nuran Yelkenci
Tarihten Günümüze Sahte Dindarlar
Ayten Kılıçarslan
Göçelim, ancak göçen olmayalım!
Fikret Ekin
Komplo Teorisi Yok-5
Yılmaz Kuzucu
„Moschee Weg“ ve Yeni Cami
Sebahattin Çelebi
Ben İstanbul’dum
M. Ali Aladağ
Bayrakla Göbek Bir Arada Olunca...
Mahmut Aşkar
Memleket Derdindeyim
Üzeyir Lokman Çaycı
Hamamlar
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Yakup Yurt
Tutarlılığa Davet
Orhan Aras
Aman da beyler kavgadan geldim yorgunum...
Hidayet Kayaalp
Kendimizle İletişim
Ali Kılıçarslan
AB’nin hutbe rahatsızlığı
Hasan Kayıhan
Avrupa Türkçesi veya Eurotürkisch
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Şensel Aşkın
Küresel ruh krizi
Serdar Çelebi
ETU (Europaische Türkische Union)  ne yapıyor?
Betül Parlar
Sigara Bağımlılığı
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Betül Parlar
Uyuşturucu Bağımlıları
Yakup Tufan
Uyum nedir?
Şefik Kantar
Bizi bekleyen Avrupa
Dr. Nebil Bozdoğan
Tırnak batması ile ilgili bilmemiz gerekenler
Sizden Biri
Kan parası
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Aynı acıyı duyanlar en samimi olanlardır
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç