|
Sen
de Yalnızım mı Diyorsun....
Doğumdan sonra hayata gözlerini açan ve ağlayarak
kendini haberdar eden çocuklar vardır ya...Ağlamak
bir manada kendini var etmektir. Ana sütü susturur onu. Ana sıcaklığı ve ana sesi getirir kendine. Yabancı
el ve yabancı ses buruşturur ince kabuk gibi
dudakları. Üzer can parçasını. Kısaca bir bebeğin gözleriyle
arayışlarında tanıdık bir yüz ve
kulağında anacan bir ses olsun ister. Bulamazsa ...İşte
ozaman kıyamet kopmaya devam eder.
Galiba büyüdüğümüzde de etrafımızda
olanlardan beklediklerimiz aynı olmasını
isteriz. Tatlı bir dil ve güler bir yüz...Balta gibi
dili olanlar çıkar da vurdukça yarı yerimizden
keser atarsa, yakınlığını
beklediklerimiz uzakta durursa, bir yerlerimizden sancımız
artar. Gönlümüz daralır. Buzdolabı gibi olanların
da yanımızda, yöremizde olmasına tahammül
edemeyiz. Kısacası bizi sıcak nefesli
insanlar sarsın isteriz. Hayatımız bu açıdan
beklenti içersinde olduğu unutulmamalıdır. Bu
tek taraflı bir yürüyüş olur. İşte tek
taraflı olan ve hep
karşıdan bekleyen birisi olmanın da kendimize
zarar getireceğini bilmemiz yerinde olmaz mı?
Konunun içersinde yönümüzü biraz daha belirginleştirelim.
Biz doğum sonrasında bebek gibi beklenti içersinde
iken, daha sonraki yıllardaki aynı beklentiye cevap
bulamayışımızı alışkanlığımızın
bozulması olarak görmemiz de mümkün. Artık,
kaderimiz olarak, yakın çevremizden uzak, tanımadıklarımızın
arasındaki yeni çehrelere bakarak, önceki en çok
sevenleri karşılaştırırız, ama
eski samimi olanların fazla olmadıklarını
farkederiz.
Bir de iki ve çok farlı kültürlerdeki anlayışın
birbirlerine benzemediğini burada söylemeliyiz. İnsan
merkezli kültürle insanı merkezde görmek istemeyen kültürlerin
arasındaki tezatı görmeliyiz.
İnsanı merkeze koyan kültürlerin ana kaynağı
sevgidir, sevilen insandır, anlayıştır,
dostluktur, beraberliktir ve sonunda insanlıktır.
Dokunmak ve sıcak nefesle yaklaşmak vardır.
İşte böle bir ortamda tek taraflılıktan
bahsetmek de söz konusu değildir. İnsanı saran
çevrenin amacında tek taraflılığın
yerine karşı taraflılık yaşama şansı
bulmaktadır. İnsan kendisi için değil, aynı
zamanda başka insanlar için de vardır.
Yakın anlayış, uzak bakışa dönüştüğünde
anlaşılır ki, merkezdeki insanın yerine başka
şey gelip oturmuştur. Para, şöhret, menfaat, kösnül
duygular ve kendini üstün görmeler...İşte orada
insanın gönül alanları iflas etmiştir. İnsanı
bulamazsın. Orada ne kadar varsan, paraca, menfaatçe, kösnül
duyguları gıdıklayıcı tarafınla
o kadar yerin vardır. O var olanların azaldıkça,
yok olmaya yüz tuttukça, sana yönelişler biter. Madde
sendeki tatmin edici taraflarını törpüler, sıkılmış
limona benzetir. Sonra kendinin bile beğenmediği bir
acaip varlık olur çıkarsın.
İnsan bir yerde yakın çevresinden kopup ve
insan merkezli kültürden ayrıldığında
yabancılaşma iki yönlü kendini gösterir: Dikine
yabancılaşma ve yatay yabancılaşma...Dikine
yabancılaşmada psikolojik rahatsızlar kendini gösterir.
Yanlızlık duyguları ve kendini korumasız
hissetme durumu. O yerde bir manada insan kendi iç dünyasına
göç eder. Anlamlandıramadığı duygulara
yenik düşer. İkinci yabancılaşma alanında
ise insan çevre baskısına girer. Kendine sanki her
an saldırılacakmış gibi gelir, çevrede yaşayanların
tanıdık olmayan yaşama biçimi de soğuk
esen kuzey rüzgarı gibi dıştan içe doğru üşütür.
Toplum alanında kendine yer bulamazsa insan çehrelerinden
kendine dost olanları seçemez.
Bu iki yabancılaşmadan da çıkış
mümkün...Ben burada insanın kendini yok olmaya müsade
etmeyeceğine inanıyorum. Söze kulak vereceğine,
oradan da kendine
benzeyenleri arayıp bulacağına inanıyorum.
İnsan merkezli bir kültürden geldiğini gösterecek
alanlar yaratacaksın...Sanata ve iş dünyasına
yöneleceksin. Hele yanlızlık halinde hayal kurarak
kendini yanlızlıktan kurtaracak dünyalara göç
edeceksin. İşte orada o kadar yapılacak şeyler
var ki...Diline yaslanacaksın. Beyin kıvrımlarında
hiç bir insan düşmanlığı saklanıp
yer bulmayacak hale geleceksin.
Dile dokunacaksın, dedim, dile ve düşünce
evine. Yeniden düzen
kuracaksın. Artık anlamış olmalısın
ki, modern çağda insan kendi doğduğu ülkede
kalmıyor veya kalamıyor. Heybesinde olacakları
çok yerinde bir hamle ile planlı bir şekilde
dodurmalı. Dilini, kendi manevi dünyasındaki büyük
üstatları yanına alabilmeli... Sonra çehrelerin
verdiği ağırlığı azaltabilmek için
muziğin esintisine yönelmelisin. Sonra çok önemli olan
kanun: Kaderine düşmanca davranmamalısın. Nerede
isen orada yaşamayı bilmelisin.
İki tür yabancılaşmanın en güzel
yanı hayata karşı mücadele azmi verecek kadar
sana antreman yapma hakkı tanımasıdır.
Ayakta kalan, irade gücü ile insan merkezli hayatı
kurabilir. Sonra bilgi merkezli ve oradan da inanç merkezli
olabilecek duruma gelmelisin ve elbette ben de dahilim bu söylediklerime...
Canın çok sıkılmış ve kendini
yabancılaşma süreci içersinde buluyorsan, türkülere
aç kulağını ve oradan da şarkılara. Dudakların
da iştirak ederlerse melodilere daha da iyi olur. Sonra açık
alanlara, parklara ve oradan su kenarlarına çıkıver.
Orman yerlerinde rüzgarın bestelediği ağaç
korolu muziklere yaklaş ve gökyüzüne bak. Orada hangi renkte bulut olursa olsun seni anlayacak
bir manzara vardır.
Geceler rüyaların beşiği ve gündüzler
hayallerin. Bir adam sana kızıyormuş, bir yerde
işler aksi duruma gelmişmiş, sakın yabancılık
duygusuna kapılma, çünkü yabancılık içindeki
enerjiyi alıp götürür. Önce ayakta kal ki, belki başkaları
da aynı duygulara yakalanmış olabilir, seni
arayıp bulacaktır. Senin yanlızlığını
susturacak şey de senin gibi yanlızlığa düşüp
boğulmak üzere olandır.
Tek başına düşünme hayatı ve bir
de hep tek taraflı olarak hareket edenleri ayırt
etmek mantıklı olur...Ne yanlız alanlarla ve ne
de tek verenlerle arkadaşlık edilir...İkisi
birlikte olanları tercih etmek gerekir. hepalanlar
kaynağı kurutur, verenler ise bir
gün yolda bırakır. Olunması gerekli
olan ise çift
taraflı olanları bulmaktır.
Gözlerinin içi gülmekte...Anladın bu söylediklerimi
birlikte gerçekleştireceğiz. Şu köşede ağzını
açmış, ne yaptığını bilmeyenin
haline bakıp üzülmek de yok artık. Yarın daha
başka imkanlara açılacak hayat...Ve böylece senin
yanlızlığın söz konusu olmayacak...Yabancılık
ve kendine yabancılaşmadan kurtulmanın yolu işte
böyle alacağın bir tavırla gerçekleşmiş
olacak...Artık öz benliğinde kendinde olacaksın...Özü
doğrularla birlikte olacaksın...Bunun başka türlüsü
de olamaz...Sonra sana yanlızsın demek mümkün mü?
SAYFA
BAŞI
Yazarın
diğer
yazıları:
Sen
de Yalnızım mı Diyorsun....
Benzemek
Aynısı Demek mi....
Çağımızın
Dervişe Açık Kapıları Var mı….
Kadın
mı Bırak Gitsin….
Masal
mı Yoksa Bir Hikaye mi …..
Bayramlarda
Beni Kucaklayanlar Olursa....
M
İle M’nin Gölgesi Sohbet Ederken....
Irak’takiler
Ağlarsa Sen Ne yaparsın...
Delilerle
Arkadaşlık 1
Çocuklarımız
Eve Karne Getirmişler....
Uğur
Tarık’tan Alabildiklerim
SAYFA
BASI
|