|
11
eylül ve sonrası
Amerika Birleşik Devletleri´ni
11 Eylül günü vuran terör şu anda Dünya´nın
bir numaralı gündemi
durumundadır. Gazete muhabir ve yazarları harıl
harıl yazarken radyo-televizyon muhabirleri de aynı
konu üzerine konuşuyor ve konuşturuyorlar.
Olayın meydana geldiği andan itibaren biz de büyük
bir dikkatle bu faciayı basın ve yayın
kuruluşlarından takip ediyoruz. Gördüklerimizi
sadece iki kelimeyle özetleyebiliriz: Dehşet ve
vahşet!
Yerli ve yabancı medya, Amerika´yı kalbinden vuran
bu olayı birçok yönüyle mercek altına
alıyorlar. Biz, ya bilgisizlik, ya peşin hükümlülük
ya da husumetten kaynaklanan bir yanlış teşhisi
irdelemek istiyoruz.
Bildiğiniz gibi olayın duyulmasıyla beraber
tahminler de yürütülmeğe başlandı
ve bu işin arkasında Ussam Bin Ladin var ve
bunu icra edenler de Arap teröristlerdir, denildi. Şu
andaki gelişelmeler de bu yönde
yoğunlaşmaktadır. Yani, uçaklarla yapılan
intihar saldırılarını gerçekleştirenler
Arap kökenliymişler. Amerika, hem büyüklüğünü
(...) isbat etmek hem de itibarını kurtarmak için
vurmaya hazırlanıyor.Vuracağı topraklar büyük
bir ihtimalle müslüman ülkelerinin
yaşadığı coğrafyada olacaktır.
Ussam bin Ladin bizce ezberlenmiş bir isimden başka
birşey değildir. Yani, Amerika`nın bu adamla önceden
görülecek bir hesabı vardı zaten. Şimdi, onun
uğrama ihtimali olan bütün ükeler Amerika´nın düşmanı
durumundadır.
Ne kadar da
Ortadoğu ve
İslâm eksperti varmış meğer
Bilhassa Alman televizyonlarında hergün yeni bir
şarkiyatçı, İslâm eksperti, Ortadoğu
uzmanı takdim ediliyor. Bunların içerisinde
hakikaten taşıdığı sıfata
layık olanlar olduğu gibi eksik ve yanlış
bilgilendirilmiş önyargılı olanları da az
değil. Batı dünyası bu vesileyle bu
ağızlardan İslâm`ı ve Müslümanları
öğreniyor:
Bazıları, Kuran`dan ayetler tercüme ediyor,
bazıları İslâmiyet adına bilmem nerede ne
halt işleyenleri ekrana taşıyor: Karaçarşaflılar,
eli silahlı, maskeli Filistinli gençler, Taliban,
Saddam, taşlanarak linç edilen kadınlar v.s.. v.s...
Tanınmış, İslâm
coğrafyasını iyi bilen, tecrübeli bir Alman
muhabir-yazara İslâmiyet soruluyor. O da kendine göre
"cihad"ı yorumluyor:
"Kafirlere karşı cihad edin" emrinden
hareketle Newyork ve Washington`daki
saldırıların çıkış
noktasını veya arkasında yatan inancı
vurgulamaya çalışıyor.
İslâmiyet huzur ve
barış dinidir
Katilin, hırsızın, sahtekârın
dini olmaz. Olsa olsa yaptıkları icraat onların
dinidir. Eğer bir adam hırsız ise onun dinin
adı da "hırsızlık"tır. Böyle
bir yaratığa siz, müslüman hırsız veya
hiristiyan hırsız diyemezsiniz. Ve eğer bir
insan "terörist" ise siz ona "müslüman terörist"
de diyemezsiniz. Çükü o sadece bir teröristtir.
Cenab-ı Allah`ın son elçisi Hz. Muhammet (Allah`ın
selâmı O´nun üzerine olsun) zamanında müslümanların
iki büyük savaşı vardır. Bu savaşlar
bildiğiniz gibi tamamıyla savunmaya yönelik
savaşlardır. Islâmiyet: Dinde zorlama yoktur,
demiş, "senin dinin sana, benim dinim bana" hükmünü
de yüce Yaratan, Elçisine
tebliğ ettirmiştir. İnsanlığın bütün
değerlerinin kaybolup gittiği bir zamanda ve bir
coğrafyada İslâmiyet bir nur olarak zuhur
etmiştir. İslâm tarihinde haçlı seferleri
yoktur.
Bilenler bunları iyi bilmesine rağmen niye hâlâ
"Müslüman terörist"?
Niçin "Arap terörist" değil?
1.Dünya
Savaşı öncesi ve sonrasında herşeyiyle
yağmalanan Afrika, İngiliz sömürgesi haline gelen
Hindistan, Pakistan ve Vietnam`a kadar uzanan coğrafya,
kabile reislerine kurdurtulan devletçikler sayesinde paramparça
edilen Arap dünyası. Şimdi ise büyük çapta
A.B.D.´nin hükümran olduğu Ortadoğu:
-Talibanlar Afganistan`ın Rus işgali dönemnde
Amerika``lılar tarafından eğitilmiş,
silahlandırılmış ve işgalci Ruslara
karşı kullanılmıştır. Hatta (Batı
kaynaklarına göre) Ussam Bin Ladin de yine Amerika
tarafından aynı şekilde ve aynı gayeler için
o zamanlar desteklenmiştir.
-Amerika´n desteğiyle ancak ayakta durabilen bir
Pakistan.
-Yıllarca kendi halkına zulüm eden bir
"Şah Rejimi"i sadece Amerika´nın
desteği ile tahtını koruyabildi.
-Ürdün´deki rejim Haşimi Ailesi`nin A.B.D.
tarafından gördüğü destek sayesinde ayakta
durmaktadır.
-Kuveyt ve diğer Emirliklerde hakimiyeti elinde tutan
kabile reislerinin kendi halklarına karşı tek
garantörleri A.B.D.` dir.
-Bölgenin hatırı sayılır tek devleti
Mısır bile Amerika desteğiyle kendi rejimini
ayakta tutuyor.
-Suud Krallığı´nı bilmem anlatmaya gerek
var mı?
-Libya, Suriye, Irak gibi devletler de zaten Amerika´yla düşman.
-Ve Filistin: Yarım asırdan beridir kendi yurdundan
kovulan, öz vatanında esir, İsrail´in zulmünden
dolayı dünyanın dört bir yanına çil yavrusu gibi dağıtılmış bir
halk. Amerika Birleşik Devletleri´nin her türlü
desteğini alarak Arap Alemi` ne, hatta dünyaya kafa
tutan bir İsrail karşısında
canını silah olarak kullanmaktan başka seçeneği
kalmamış ve adı "terör"le çağırışım
yapan bir halk.
Şimdi böyle bir coğrafyada yetişen
nesillerinden, Amerika´ya dostluk beslemelerini siz onlardan
bekleyebilirmisiniz?
-Böyle bir ortamda Amerika`ya karşı savaş açan
Arap´ın hangi dine mensup olduğunun bir önemi var
mı? Nitekim Arafat`ın silah
arkadaşlarından birisinin Georg Habbash
olduğunu da unutmayınız.
Kendi
yurdunu emperyalist güçlere karşı savunanlar müslüman,
hıristiyan, budist olabileceği gibi dinsiz, meselâ
marksist de olabilir. Amerika´sı ve Avrupası´yla
beraber Batı, bildiği fakat işine
gelmediği için şimdiye kadar kamuoyundan
sakladığı gerçekleri kabullenmeli ve
tartışmaya açmalıdır. Meselâ; Batı,
sömürgeci politikasına kılıf ararken İslâm´ı
kendisine karşı düşman olarak görmekten ve ilân
etmekten vaz geçmelidir. Böyle bir siyaset Batı´nın
da uzun vadeli çıkarlarına fayda getirmez. Küçülen
dünyada bütün müslümanları töhmet altında
bırakacak bir yanlış yol, dünya
barışını ciddi manada tehdit eder ve
neticede Avrupa´nın da Amerika´nın da -pek ciddiye
almadıkları- dünyanın geri kalan
kısmının da huzurunu tamamıyla kaçırır.
Amerika´nın sözü dinlenen dostları, Dünya´nın
"ağabeyi"liğine soyunanın adil
olması gerektiğini yüksek sesle dile
getirmelidirler. Giderek artan Amerika düşmanlığının
altında yatan gerçeğin; A.B.D.´nin
yanlış siyasetinden
kaynaklandığını neticede -şimdi
olduğu gibi- bu adaletsizliğin faturasını
kendi vatandaşının da ödemekle karşı
karşıya kalacağı
anlatılmalıdır. İsrail´e verilen sonsuz
destek de sadece -İsrail hariç- Amerika´ya düşman
kazanmaktan öteye uzun vadede birşey getirmeyecektir.
Büyük
bir ihtimalle A.B.D.´nin Ortadoğu´yu kapsayan bir
misilleme harekâtı yeni huzursuzluk ve düşmanlıkları
körüklemekten ve yeniden masum insanların
kanının akmasından öteye birşey
geirmeyecektir.
Eğer
gaye terörün kökünü kurutmak ise, yıllarca teröre
binlerce insanının yanısıra ülkenin
geleceğini de "kurban" vermiş bir milletin
mensubu olarak, terörü meydana getiren, besleyen
unsurları ortadan kaldırmak gerektiğine
inanıyoruz.
Yazarın
diğer
yazıları:
Medeniyetler
çatışması
veya tekerrür eden tarih
Dünyanın
gündemindeki İslam ve Müslümanlar
11
eylül ve sonrası
Gönlünüz
rahat mı?
Dibe
Vurmadan Düze Çıkmaz
Taşralılar
Bizimkiler
Mülakat
"KUTLU
DOĞUM" VE İNSANLIK
Dilimiz
- Dinimiz
Geleceğimiz--Teminatımız
Utanmak
"Kadına
Özel"
Odak
Noktamızdaki İnsan
Hasbihal
- 2
Toplumun
Aynası
Hasbihal
Okuyormusunuz?
|