|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|

Kendini İfade Edemeyen
Müslümanın Tarifi?
Almanya Müslümanlığı, Türk/Müslüman İşçi Göçü’nün 50.
yılının arafesinde hummalı bir kimlik arayışı içindedir.
Müslüman azınlık cephesinde yılların ihmalkârlığına ilaveten
projesizlik, diğer tarfta Alman siyasetinin isteksizliği,
hazırlıksızlığı ve son zamanlardaki gibi emrivakî atakları
yüzünden, bu arayışı şimdi de krize dönüşmek üzere.
Dışa dönük icraatten ziyade teşkilatı ayakta tutmak ve
taraftar kaybetmemek uğruna, birkaç göstermelik ve medyatik
faaliyetin dışında, ne kadar haklı, güçlü, vazgeçilmez
olduğumuzu ve önemli işler başardığımızı birbirimize
anlattık durduk. Şimdi Türk kökenli azınlığın şahsında,
Almanya Müslümanlığı kendini tarif ve ifade etmek
hadisesiyle karşı karşıyadır. Gelinen nokta tam da “kırılma
noktası” dedikleri türden bir yer; yani yol ayırımının
başlangıcıdır. Yolun çatallaştığı bu noktada; gösterilen
istikamete gitmek de var, gidilmesi gerekene de... Bu
kararı, Almanya’daki müslümanların değerli teşkilat
temsilcileri verecek.
Almanya Müslümanlığı kendini şimdiye kadar ifade
edemediğinden tarif de edemedi. Şimdi etraftan gelen
baskılar ve yukarıdan gelen dayatmalar karşısında hareket
kabiliyeti iyice daralan temsilcilerimize, kendilerini ifade
etme fırsatı kalmadı. En basit ve anlaşılır şekliyle,
“kendini ifade etmekten” kastımız; belli bir üslup ve
çerçevede meramını anlatmaktır. Zamanla yapılan bölük-pörçük
anlatımlar, körün fili tarif ettiğinden daha farklı
olmamıştır.
Almanya gerçeğiyle, kendi gerçeğimizi birarada görüp
sentezleyemedik. Velhasılı kendi içinde çelişkiler
barındırmayan bir ifade tarzı geliştiremedik. Konunun uzmanı
olmayanlar da dahil, herkes bizi anlattı ama biz kendimizi
anlatmadık, anlatamadık... Zaten özellikle son on yıllık
gelişmeler gözönünde bulundurulursa, kıta Avrupa’sındaki
göçmen müslümanların hep savunma refleksi içinde oldukları
görülecektir.
Farklı istinat noktalarından başlayan Batı Avrupa
Türkleri/Müslümanları cemiyet hayatında İslâm eksenli bir
yol birleşimi sağlanmak üzereyken, yolların yeniden ayrılma
tehlikesi belirdi. “Madem siz kendinizi tarif etmekten
uzaksınız, öyleyse sizi ben tarif edeceğim” diyen Federal
Almanya İçişleri Bakanlığı ile, “Biz kendimizi tarif ederiz”
deyip de, bunu bir türlü beceremeyen KRM-Heyeti arasındaki
yolun çatallaştığı nokta burasıdır. Zaten şimdiye kadar
kendini layıkıyle ifade edemeyen müslüman azınlığın bu
hengâmede yeni kimliğinin çerçevesini çizmeğe kalkması da
pek sağlıklı olmaz.
Resmî mercilerin ve siyasî aktörlerin müslüman azınlığa
dayattıkları, dikte ettirmeye çalıştıkları din anlayışı
kadar, kısa ve orta vadeli kuruluş menfaatlerinin
çerçevesini çizdiği ve istikametini belirlediği müslüman
beklentisinin de, ülke ve devlet olarak Almanya’ya ve onun
müslüman vatandaşlarına hayır getirmez. Devlet gücünü ve
imkânlarını kullanan taraf, şartları belirliyor, rolleri
dağıtıyor, iyileri ve kötüleri kendisi tayin ediyor. Bu
devasa gücün karşısındaki müslüman azınlık temsilcileri ise,
ya boyun eğecek veya bedel ödemeğe hazır olacaklar.
Bu “bedel” ne devletle restleşmektir ne de küsmek... Önce
kendi ellerimizle yolumuza döktüğümüz taşları temizlemekle
başlamalı ve birbirimize teğet geçtiğimiz gibi
gerçeklerimize de teğet geçmemeli; onlarla yüzleşmeliyiz!
Kendi içinde bütünlük arz etmeyen, kendisini tamamlayamayan
müslüman azınlığa verilmesi muhtemel haklar da ancak,
sergilediği duruşla örtüşen biçimde olur.
Muhatap kuruluşlardan bazılarının hata veya zaafiyetlerini
siyasî iradenin, dün olduğu gibi bugün de bir baskı unsuru
olarak kullanmasını iyi niyet göstertgesiyle izah etmek asla
mümkün değildir.
Konjöktürel gelişim veya değişimlere göre “iyiler” ve
“kötüler” belirlenemez! Gerek eyalet gerek federal düzeydeki
siyasî iktidarların zaman zaman bu zikzaklı tutumları,
müslüman kitlede güvensizlik ve endişelere vesile
olmaktadır. Sözkonusu azınlığın devletten istediği tek şey;
adalettir! Federal Almanya bir hukuk devletidir. Diğer dinî
cemaatlere kanunlar çerçevesinde verilen haklar, er veya
geç, müslüman azınlığa da verileceğine olan inancı Almanya
müslümanları henüz daha yitirmediler.
Müslüman azınlık temsilcileri, hayatî önem arz eden bazı
konuları, mensubu oldukları kitlenin kanaat önderlerine
açmadıkları, onlarla paylaşmadıkları ve onların birikimine
tenezül dahi etmediklerinden; kuruluşlarının çok üst düzey
yöneticileriyle belirledikleri “yol haritası”yla menzile
varılamayacağını en azından bugünlerde görmüş olmaları
gerekir. Evet, bunu görebilmek ve gereğini yapmak için
samimiyetle adım atmanın kendisi bir fazilet, erdemlik ve
nefsinden fedakârlıktır ki, bu “bedel” kişiye ya da kuruluşa
başarı olarak geri döner.
Almanya kendi müslüman tebaasına yeni bir kimlik kazandırmak
niyetinde... Müslümanları temsilen hükümet yetkilileriyle
masaya oturanlar da, bu kimliğin nihayet verilmesinden başka
bir talepleri yok... İhtilaf, tartışma ve zaman zaman da
polemik konusu olan bütün mesele, bu kimliğin nasıl tarif
edileceğiyle ilgilidir. Müslüman kitlenin gönül rızasını
almadan, onlar adına atılan her adım beraberinde yeni
tartışmalar ve kafa karışıklığı getireceği bilinmelidir.
Elimizde mevcut meseleleri kısa sürede hâlledecek sihirli
formülümüz yoktur ama Cenab-ı Allah’ın bize verdiği akıl
var. Kuruluş, siyasî parti, farklı kültür ve ideolojik
önyargılardan arınmış akılların koordine edeceği konseylere,
konferanslara şiddetle ihtiyacı var Almanya’nın müslümanı ve
hıristiyanıyla...
Almanya’da siyasî irade kendi müslüman azınlığının içinden
her defasında düşman yaratma hevesi, taktiği ve
alışkanlığından vazgeçer ve müslüman önderler de, “Merkezî
Akıl”a hayat hakkı tanırlarsa, bu güzel ülkenin farklı etnik
köken ve kültürlere mensup insanları için çok hayırlı bir
vatandaşlık görevini yerine getirmiş olacaklar.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Kendini
İfade Edemeyen Müslümanın Tarifi?
İhtiyaç,
İhtiras, Sapkınlık
Sen, Sana Emanet
Bu
Vebal Kimin?
Vicdan
Ayaklanması
Bir
İnsan İnşa Etmek
İhanetlik
Bizdedir
İmam
Hüseyin
SAYFA
BASI
|