|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|

Nesillerin Kimlik Dili
“Siz kendinize inanın, başkaları da size inanacaktır”
(Montaigne)
Sırılsıklam aşık olduğu kızın sadece mahallesine
uğramak veya onun izini bir kilometre uzaktan takip etmekle
yetinen, mutmain olan bir gençlik kuşağına mensup ben,
karşımda yaşça benden epeyce genç olan arkadaşın
nişanlısının tavırları karşısında nereye bakacağımı
şaşırmıştım. Arkadaşla tren yolculuğu esnasında karşılaştık.
Yanında başörtülü ve gayet bakımlı genç bir hanım vardı.
Nişanlısı olarak takdim etti. Zaten önceden de bir Türk
kızıyla nişanlandığını duymuştum. Genç kadının nişanlısına
yılışma hareketlerinden hem rahatsız olmuş, hem de başörtülü
bir Türk kızı adına utanmıştım.
Bu hadiseden epey zaman sonra, yine trende giderken bir
grup, tahminen 16-18 yaş arası, öğrenci önümdeki boş
koltuklara oturdu. Bunlardan bir kesimi kendi aralarında
Almanca konuşurken arasıra Türkçe kelimeler telafuz
edişlerinden ve savurdukları küfürlerin sadece Türkçe
olmasından, onların Türk olduklarını anladım. Zaten
görüntüleri de kendilerini ele veriyordu. Halkımızın içinde
günlük konuşma dilini maalesef küfürle kirletmişlik artık
“normal”larımızdan sayıldığı bir zamanda, gençlerin de
küfürlü konuşmaları bana çok “anormal” gelmemişti... Kızlı
erkekli gençler karşılıklı koltuklara oturduktan sonra
içlerinden bazıları öylesi güngörmemiş küfürler
savuruyorlardı ki, duydukça kulaklarımın ucuna kadar
hicabımdan kızarıyordum. Delikanlılar küfrün en bayağısı,
iğrenci, müstehcenini birbirlerine savururken, onlarla
birlikte kızlar da basıyordu kahkahayı...
Sevgili Muhsin Ceylan’ın, “Fikir Fırtınası (Kanal Avrupa)”
proğramında ‘Batı Avrupa Türklerinin Kültürel Kimlik Dili’
eksenli konuyu tartışırken; farklı bir kültür ikliminde
varlığını sürdüren azınlıkların davranış biçimleri, onların
hangi kültür havzasından geldiklerini ele verir babından
birşeyler söylemiştim. Bu konuyu kafamda derinleştirirken,
yukarıya aktardığım iki olayla meseleye giriş yapmış oldum.
Doğrusu kitapçının vitrininde önceden gördüğüm hâlde, satın
almaya gerek görmediğim bir kitabı, bu sefer zincirin
halkalarını tamamlar ümidiyle aldım ve yanılmadığımı gördüm.
Türkçe’ye “İstediğim Gibi (So wie ich will)” veya “Nasıl
İstersem” olarak da tercüme edilebilecek olan kitabın
altbaşlığı daha da kışkırtıcı: “Cami ile Minietek Arasındaki
Hayatım (Mein Leben zwischen Moschee und Minirock)”... Zaten
başka türlüsünü de doğrusu beklemiyordum. Müslüman-Türk bir
aileden, gencecik bir kız olarak bu toplumda isim yapmak
istiyorsanız, mutlaka işin içine İslâm ve onun tezatı
birşeyler karıştırmanız lazım. Bu yolu seçenler için
yeterinden fazla akıl veren, yol gösteren vardır bu
ülkede...
Daha 18-19 yaşlarında kitap yazan Melda Akbaş; “Belki benim
ikilemim buradadır: Almanlar için ben bir Türküm. Türkler
için daha ziyade Alman! Ne ağacım, ne de kabuk...” Belki
kendi kuşağını en iyi tarif eden bir söz: Ne ağaç, ne de
kabuk! Peki ne?... Yayınevi çiçeği burnunda yazarının hayat
hikâyesini takdim ederken; “Müslüman töresi ve Batı
özgürlüğü arasındaki hayat” diyor! Sizce de çok mânidar bir
tesbit değil mi... Bir tarafta törelerin tutsaklığı, diğer
yanda Batı’nın alabildiğine özgürlüğü... Zaten netice
itibariyle Melda Akbaş da “özgürlüğü” seçmiş. İnşallah
ileride bu özgürce hayatın tutsağı olmaz. Namık Kemal’i
rahmetle anıyorum: “Ne efsunkâr imişsin ah ey didar-ı
hürriyet/Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten”
Sözkonusu kitapla ilgili kapsamlı bir değerlendirmeyi
ileriki zamanlarda yapabilmeyi ümit ediyor ve tekrar
konumuza dönüyoruz. Geride bıraktığımız 2009 yılının
sonlarına doğru Almanya müslüman azınlık üzerinde yapılan
kapsamlı bir araştırmada, dindar olanların diğerlerine
kıyasla daha höşgörülü ve uyumlu olduğu neticesine
varılmışken; Aşağı Saksonya Kriminolojik Araştırmalar
Enstitüsü (KFN) ise yaptığı araştırmada, dindar Türk
gençlerinin şiddete daha çok meyilli oldukları sonucuna
varmış. Araştırma konusuyla ilgili görüşlerine başvurulan
Prof. Rauf Ceylan; “Müslümanların çoğunluğu elli yılı aşkın
bir zamandan beri burada yaşamalarına rağmen, İslâm’ın hâlâ
yabancıların dini olarak görülmesi ve burada doğup büyüyen
üçüncü nesil gençlerin bile yabancı olarak dışlanması
yüzünden yerli toplumla göçmen Türkler arasındaki uçurum
giderek büyüyor” tesbitinde bulunmaktadır.
Şimdi dikkatler üçüncü nesil Türkler üzerinde: Asimile mi,
uyum mu, protesto mu? Sözkonusu kuşak ne Birinci , ne de
İkinci Nesil Türkler gibi (homojen) olmayacak! Yukarıya
taşıdığımız karşılaşmalar kadar, bahse konu olan kitabın
yazarı da, yeni nesil Türklerdendi. Mutlaka bunlara daha
ilâve edebileceğimiz, Türk`den daha çok Türk, müslümandan
daha çok müslüman gençlerimiz de var. Değerler temelinde,
hayatı algılamada ve davranış biçimlerinde son derece
heterojen olan ve geniş bir yelpazede değerlendirilmesi
gereken bir nesille karşı karşyayız. İstismara, suistimale
ve her türlü aşırılığa son derece müsait bir gençlik...
Farklı bir çoğulcu-yerli kültür içindeki azınlığın
(kültürel) kimlik dili nedir, nasıl anlaşılır? Ülkemiz
insanlarındaki davranış biçimleri ait oldukları bölge
kültürüne göre değişir. Meselâ, benim yetiştiğim Doğu
Anadolu’da kendi çocuğunuzu kaynana, kaynata, anne veya
babanızın yanında sevmeniz, kucağınıza almanız;
büyüklerinize karşı bir saygısızlık olarak görülür(dü).
Herhangi bir Avrupa ülkesindeki göçmen Türkü yerli toplumdan
farklı kılan şey, onun sosyal hayatttaki davranış
biçimleridir. Bizim “ayıp”larımız, “mahremiyet”lerimiz,
“utanmak”lığımız, namus telâkkimiz, aile bağlarımız,
fedakârlığımız, “el öpme”miz, büyüklerimize saygılı olma
biçimimiz farklıdır! Acılı günümüzde feryadımızı, sevinçli
günde neşemizi yakın çevremiz duyar. Almanya, elinde bira
şişeleri olmadan, Türklerin nasıl da zevkten dört köşe
olabildiklerini hayretle gördü. Bazı uluslararası futbol
müsabakalarında kazanılan başarıların ardından bayraklarıyla
bugünlerde caddeleri dolduran Alman gençleri, bu
alışkanlıklarını Türklere borçludurlar. Ayaklar altındaki
ekmek parçasını içi sızlayarak kaldıran, bazen de öpüp
başına koyduktan sonra bir kenara koyan birisini görürseniz,
o mutlaka Türktür!
Siz, “öyle bir nesil kaldı mı ki” demeden önce, ben de,
“görürseniz” dedim... Bu neslin kimlik dilini anlamaya
çalışacağız: Ağaç mı, kabuk mu, yoksa pıtrak mı?
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Nesillerin
Kimlik Dili
Müslümana
Karşı Müslüman!
Araftaki
Nesil
Yunus
M.’nin Sırtından ve Ardından
Kültürel
Genetiği Değiştirilen Türk
Dinime
Söven de Kalan Sağlar da Bizdendir
Su
Ya
Bir Yol Bul, Ya Bir Yol Aç, Ya da...
Muhsin’in
Nesli
Kendini
İfade Edemeyen Müslümanın Tarifi?
İhtiyaç,
İhtiras, Sapkınlık
Sen, Sana Emanet
Bu
Vebal Kimin?
Vicdan
Ayaklanması
Bir
İnsan İnşa Etmek
İhanetlik
Bizdedir
İmam
Hüseyin
SAYFA
BASI
|