|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|

Avrupa’da Ramazanlaşmak
Türkiye’de Türk olmakla, başka bir ülkede Türk olmak
birbirinden farklılıklar arzeder. Hatta o ülkelerde de, bir
Türk olarak sizin hâl ve hareketleriniz bulunduğunuz ülkeden
ülkeye başkalaşabilir. Meselâ Suriye’de kendinizi komşunun
evinde gibi rahat hissederken, Azerbaycan’da kardeşinizin
evindeymiş gibi daha rahat hissedebilirsiniz ama mazide
birlikteliğinizin olmadığı, inanç gibi, örf ve adet gibi
ortak değerleri paylaşmadığınız bir ülkede siz rahat
değilsiniz... Size göre onlar, onlara göre siz
“başka”sınız. Sadece bu bakış açısından dolayı sizin
davranış biçimleriniz, hayatı anlayış tarzınız dikkat çeker,
gözetlenir, kayıt altına alınır ve bu verilerden hareketle
kültürel aidiyetinizin seceresi çıkarılır.
Kendisinden daha farklı olarak gördüğü bir yerli toplumun
içinde siz, sanki kendi ülkenizdeymiş gibi yapamazsınız.
İsteristemez kendinize birtakım kısıtlamalar getirecek, bazı
davranış biçimlerinizden veya alışkanlıklarınızdan feragat
edeceksiniz. Bulunduğunuz sosyo-kültürel ortamın
hassasiyetleri, aidiyetinizi temsil noktasında sizi de
hassas kılacaktır. Bu düşünceye sahip olan insan, kendisini
taşıdığı değerlere karşı mesul hissettiğinden rahat
değildir. Onun “rahatsız”lığı, denge kurarken dengeyi
kaybetmemekten kaynaklanmaktadır. Bu hassasiyetleri gözardı
eden, kaale almayanlar, yaşadıkları farklı (kültürel)
ortamda mesuliyetsiz ve ehliyetsiz davranmış olurlar.
Avrupa’nın Göçmen Türkleri örf, adet ve inanç kültürleriyle
elli seneden beri burada varlıklarını sürdürmeye gayret
ediyorlar. Türklerin (bize göre) farklı kültürel değerlerin
hâkim olduğu ülkelerde hep gözönünde olmaları, zaman zaman
göze batmaları, buraların medyasında sıkça gündeme
gelmelerinin temelinde yatan asıl sebep, müslüman azınlık
olarak inanç merkezli bir hayat anlayışını benimsemiş
olmalarındandır. Yerliyi rahatsız eden sebep, müslüman
göçmenin bu farklı tarafı olduğu gibi, müslüman azınlık da
yerlinin kendisine karşı duyduğu rahatsızlıktan intizardır.
Bu “rahatsızlığı” kökünden kazımak mümkün olmasa da, en aza
indirmek mümkündür. Bu mümkünlüğün birazı yerli toplumun,
birazından biraz fazlası da, Almanya gibi en büyük müslüman
azınlığı oluşturan ülkelerde, Türklerin hâlletmesi gereken
“evödevi”yle yerine getirilmiş olur.
“Eğitimli bir toplum olarak buraya gelmedik”in arkasına
sığınmanın artık fayda getirmediği, bizi haklı çıkarmadığı
ve mesuliyetten de kurtarmadığı bilinmelidir. Geçen zaman
içinde hatırı sayılır bir eğitimli ve aydın kitle
yetiştirmesini bilen Göçmen Türklerin, bundan sonra
paradigma değişikliği kabilinde, atacakları ilk önemli adım;
bayrağı eğitimli kadrolara teslim etmek olacaktır. Bu olması
gereken beklentilerle Avrupa’da bir Ramazan daha idrak
ediyoruz. Her iki tarafı okuyabilenler, tarafların
rahatsızlıkları ve hassasiyetleri karşısında ölçüyü
kaçırmadan, dengeyi kaybetmeden, ölçülü ve dengeli duruş
sergileyebilenlerdir.
Şimdi bu varsayımdan hareketle Avrupa’da olması gereken
Ramazan’ı konuşalım: Şayet bu mübarek ayı, bir Türk olarak
Suriye’de karşılamış olsaydınız, müslüman ülkede sıradan bir
müslüman gibi orucunuzu tutacaktınız. Azerbaycan’da olmuş
olsaydınız, hakeza milyonlarca Müslüman-Türk’den birisi
olarak ve sadece şahsî sorumluluklarınızla sınırlı bir
Ramazan geçirmiş olacaktınız. Bunlara mukabil, eğer Almanya
gibi bir Batılı ülkede Ramazan’ı karşılıyorsanız, bütün
beşerî ve dinî boyutlarıyla Müslüman-Türk kendinizi sigaya
çekmeniz gerekir.
Namaz kılmanız kadar kılmamanız da sadece sizi bağlar,
sizinle sınırlıdır. İstiyorsanız ve şartlarınız da müsaitse,
zamanı gelince hac ibadetinizi sadece müslüman topluluklarla
yerine getirebilirsiniz. Fakat yerliye göre inanç değerleri
bazında “başka” olan siz, hıristiyan bir yerli-çoğulcu
toplumun içinde oruç tutarken, kendi kırmızı çizgilerinizi
belirleme şansınız yok. Tam tersine; değerler bazında
koyulan kurallara siz riayet edecek ve bu arada imanî
hudutlarınızı da ihlâl etmeyeceksiniz. Zor olduğu kadar
şuurluluk gerektiren bir tavır...
Ramazan ayı boyunca oruçlu olmak diğer ibadetlerden daha
farklı, kapsamlı ve meşakkatli bir ibadet olduğu kadar, daha
sosyal, toplumcu ve iktisadî boyutludur. Oruçlu insan dikkat
eder, oruçlu insana dikkat edilir. İslâm’daki hiçbir
ibadetin oruçluluk kadar hayatın içinden olduğunu
düşünemiyorum. Hayat akıp giderken, iş hayatının başladığı
saatten biraz evvel oruçlu olacak ve günlük işlere nokta
konulduğu, günün battığı vakte değin düşünceniz,
alışverişiniz, işiniz, nefsiniz ve bütün beşerî
münasebetlerinizle birlikte bu ibadetinizi farklı bir dine
mensup yerli toplumun içinde yerine getireceksiniz.
Yüce Yaratıcı’nın insanlığın huzur ve mutluluğu için arz
ettiği reçetelerden birisi olan oruçluğu, bu evsafta
birlikte veya içiçe yaşadığımız topluma taşıyabilmek gibi
bir mükellefiyetimiz var (Buradaki “taşıyabilme”den
kastımız, sadece inandığımızı hakkıyla yaşayabilmektir). Siz
isterseniz buna, biz müslümanların insanlığa sunabileceği
medeniyet projelerinden birisi diyebilirsiniz. Tüketmeyi bir
hayat düsturu hâline getirmiş ve bundan adeta yorgun düşmüş
toplumun içinde oruçlu olmak; arzulara gem vurmak,
ihtiyaçtan fazlasını ihtiyaç sahipleriyle paylaşmayı teşvik
edebilmek, yoksulların imdadına fitre ve zekatlarla
yetişebilmek, iftar sofralarında dinine ve milliyetine
bakılmaksızın açları doyurmak ve farklılıklarla buluşmak,
tanış olmak, yakınlaşmak demektir.
Avrupa’da Ramazan’ı yaşamak, oruçlu olmak Türkiye’dekine
benzemez: Orada oruçlu olmayan “öteki”, burada ise oruçlu
olan... Orada sadece kendinden mesul, burada ümmetin
tamamından...
Buralarda başkalarının kapıları kadar gönülleri de size
kapalı olabilir. Başkaları zenginliği yığmakta
arayabilirler. Siz, bir Ramazan boyu hane kapılarınızı,
dernek kapılarınızı herkese açtığınız gibi, gönül
kapılarınızı da açık tutun... Siz, şu mütevazi imkânlarınıza
rağmen, zenginliği paylaşmada arayın. Ve siz, bir Ramazan
boyu canlı tuttuğunuz, kitap sayfalarından, minberdeki
hocaların ağızlarından alıp günlük hayata taşıdığınız bu
hasletlerinizi bütün bir seneye, hatta ömrünüzün tamamına
yayın... Ve “üstün”lüğü yaşamak istiyorsanız, buna inanın...
Bu Ramazan’da ramazanlaşın! Ve bu Ramazan’da çağın idrakine
Ramazan’ı söyletin!
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Avrupa’da
Ramazanlaşmak
Nesillerin
Kimlik Dili
Müslümana
Karşı Müslüman!
Araftaki
Nesil
Yunus
M.’nin Sırtından ve Ardından
Kültürel
Genetiği Değiştirilen Türk
Dinime
Söven de Kalan Sağlar da Bizdendir
Su
Ya
Bir Yol Bul, Ya Bir Yol Aç, Ya da...
Muhsin’in
Nesli
Kendini
İfade Edemeyen Müslümanın Tarifi?
İhtiyaç,
İhtiras, Sapkınlık
Sen, Sana Emanet
Bu
Vebal Kimin?
Vicdan
Ayaklanması
Bir
İnsan İnşa Etmek
İhanetlik
Bizdedir
İmam
Hüseyin
SAYFA
BASI
|