A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu Kendinizi değil kilonuzu yakın
·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de








Avrupa’da Ramazanlaşmak

Türkiye’de Türk olmakla, başka bir ülkede Türk olmak birbirinden farklılıklar arzeder. Hatta o ülkelerde de, bir Türk olarak sizin hâl ve hareketleriniz bulunduğunuz ülkeden ülkeye başkalaşabilir. Meselâ Suriye’de kendinizi komşunun evinde gibi rahat hissederken, Azerbaycan’da kardeşinizin evindeymiş gibi daha rahat hissedebilirsiniz ama mazide birlikteliğinizin olmadığı, inanç gibi, örf ve adet gibi ortak değerleri paylaşmadığınız bir ülkede siz rahat değilsiniz...  Size göre onlar, onlara göre siz “başka”sınız. Sadece bu bakış açısından dolayı sizin davranış biçimleriniz, hayatı anlayış tarzınız dikkat çeker, gözetlenir, kayıt altına alınır ve bu verilerden hareketle kültürel aidiyetinizin seceresi çıkarılır.

Kendisinden daha farklı olarak gördüğü bir yerli toplumun içinde siz, sanki kendi ülkenizdeymiş gibi yapamazsınız. İsteristemez kendinize birtakım kısıtlamalar getirecek, bazı davranış biçimlerinizden veya alışkanlıklarınızdan feragat edeceksiniz. Bulunduğunuz sosyo-kültürel ortamın hassasiyetleri, aidiyetinizi temsil noktasında sizi de hassas kılacaktır. Bu düşünceye sahip olan insan, kendisini taşıdığı değerlere karşı mesul hissettiğinden rahat değildir. Onun “rahatsız”lığı, denge kurarken dengeyi kaybetmemekten kaynaklanmaktadır. Bu hassasiyetleri gözardı eden, kaale almayanlar, yaşadıkları farklı (kültürel) ortamda mesuliyetsiz ve ehliyetsiz davranmış olurlar.

Avrupa’nın Göçmen Türkleri örf, adet ve inanç kültürleriyle elli seneden beri burada varlıklarını sürdürmeye gayret ediyorlar. Türklerin (bize göre) farklı kültürel değerlerin hâkim olduğu ülkelerde hep gözönünde olmaları, zaman zaman göze batmaları, buraların medyasında sıkça gündeme gelmelerinin temelinde yatan asıl sebep, müslüman azınlık olarak inanç merkezli bir hayat anlayışını benimsemiş olmalarındandır. Yerliyi rahatsız eden sebep, müslüman göçmenin bu farklı tarafı olduğu gibi, müslüman azınlık da yerlinin kendisine karşı duyduğu rahatsızlıktan intizardır. Bu “rahatsızlığı” kökünden kazımak mümkün olmasa da, en aza indirmek mümkündür. Bu mümkünlüğün birazı yerli toplumun, birazından biraz fazlası da, Almanya gibi en büyük müslüman azınlığı oluşturan ülkelerde, Türklerin hâlletmesi gereken “evödevi”yle yerine getirilmiş olur.

“Eğitimli bir toplum olarak buraya gelmedik”in arkasına sığınmanın artık fayda getirmediği, bizi haklı çıkarmadığı ve mesuliyetten de kurtarmadığı bilinmelidir. Geçen zaman içinde hatırı sayılır bir eğitimli ve aydın kitle yetiştirmesini bilen Göçmen Türklerin, bundan sonra paradigma değişikliği kabilinde, atacakları ilk önemli adım; bayrağı eğitimli kadrolara teslim etmek olacaktır. Bu olması gereken beklentilerle Avrupa’da bir Ramazan daha idrak ediyoruz. Her iki tarafı okuyabilenler, tarafların rahatsızlıkları ve hassasiyetleri karşısında ölçüyü kaçırmadan, dengeyi kaybetmeden, ölçülü ve dengeli duruş sergileyebilenlerdir.

Şimdi bu varsayımdan hareketle Avrupa’da olması gereken Ramazan’ı konuşalım: Şayet bu mübarek ayı, bir Türk olarak Suriye’de karşılamış olsaydınız, müslüman ülkede sıradan bir müslüman gibi orucunuzu tutacaktınız. Azerbaycan’da olmuş olsaydınız, hakeza milyonlarca Müslüman-Türk’den birisi olarak ve sadece şahsî sorumluluklarınızla sınırlı bir Ramazan geçirmiş olacaktınız. Bunlara mukabil, eğer Almanya gibi bir Batılı ülkede Ramazan’ı karşılıyorsanız, bütün beşerî ve dinî boyutlarıyla Müslüman-Türk kendinizi sigaya çekmeniz gerekir.

Namaz kılmanız kadar kılmamanız da sadece sizi bağlar, sizinle sınırlıdır. İstiyorsanız ve şartlarınız da müsaitse, zamanı gelince hac ibadetinizi sadece müslüman topluluklarla yerine getirebilirsiniz. Fakat yerliye göre inanç değerleri bazında “başka” olan siz, hıristiyan bir yerli-çoğulcu toplumun içinde oruç tutarken, kendi kırmızı çizgilerinizi belirleme şansınız yok. Tam tersine; değerler bazında koyulan kurallara siz riayet edecek ve bu arada imanî hudutlarınızı da ihlâl etmeyeceksiniz. Zor olduğu kadar şuurluluk gerektiren bir tavır...

Ramazan ayı boyunca oruçlu olmak diğer ibadetlerden daha farklı, kapsamlı ve meşakkatli bir ibadet olduğu kadar, daha sosyal, toplumcu ve iktisadî boyutludur. Oruçlu insan dikkat eder, oruçlu insana dikkat edilir. İslâm’daki hiçbir ibadetin oruçluluk kadar hayatın içinden olduğunu düşünemiyorum. Hayat akıp giderken, iş hayatının başladığı saatten biraz evvel oruçlu olacak ve günlük işlere nokta konulduğu, günün battığı vakte değin düşünceniz, alışverişiniz, işiniz, nefsiniz ve bütün beşerî münasebetlerinizle birlikte bu ibadetinizi farklı bir dine mensup yerli toplumun içinde yerine getireceksiniz.

Yüce Yaratıcı’nın insanlığın huzur ve mutluluğu için arz ettiği reçetelerden birisi olan oruçluğu, bu evsafta birlikte veya içiçe yaşadığımız topluma taşıyabilmek gibi bir mükellefiyetimiz var (Buradaki “taşıyabilme”den kastımız, sadece inandığımızı hakkıyla yaşayabilmektir). Siz isterseniz buna, biz müslümanların insanlığa sunabileceği medeniyet projelerinden birisi diyebilirsiniz. Tüketmeyi bir hayat düsturu hâline getirmiş ve bundan adeta yorgun düşmüş toplumun içinde oruçlu olmak; arzulara gem vurmak, ihtiyaçtan fazlasını ihtiyaç sahipleriyle paylaşmayı teşvik edebilmek, yoksulların imdadına fitre ve zekatlarla yetişebilmek, iftar sofralarında dinine ve milliyetine bakılmaksızın açları doyurmak ve farklılıklarla buluşmak, tanış olmak, yakınlaşmak demektir.

Avrupa’da Ramazan’ı yaşamak, oruçlu olmak Türkiye’dekine benzemez: Orada oruçlu olmayan “öteki”, burada ise oruçlu olan... Orada sadece kendinden mesul, burada ümmetin tamamından...

Buralarda başkalarının kapıları kadar gönülleri de size kapalı olabilir. Başkaları zenginliği yığmakta arayabilirler. Siz, bir Ramazan boyu hane kapılarınızı, dernek kapılarınızı herkese açtığınız gibi, gönül kapılarınızı da açık tutun... Siz, şu mütevazi imkânlarınıza rağmen, zenginliği paylaşmada arayın. Ve siz, bir Ramazan boyu canlı tuttuğunuz, kitap sayfalarından, minberdeki hocaların ağızlarından alıp günlük hayata taşıdığınız bu hasletlerinizi bütün bir seneye, hatta ömrünüzün tamamına yayın... Ve “üstün”lüğü yaşamak istiyorsanız, buna inanın...  

Bu Ramazan’da ramazanlaşın! Ve bu Ramazan’da çağın idrakine Ramazan’ı söyletin!


 YAZARIN DİĞER YAZILARI:

Avrupa’da Ramazanlaşmak
Nesillerin Kimlik Dili
Müslümana Karşı Müslüman!
Araftaki Nesil
Yunus M.’nin Sırtından ve Ardından
Kültürel Genetiği Değiştirilen Türk
Dinime Söven de Kalan Sağlar da Bizdendir
Su
Ya Bir Yol Bul, Ya Bir Yol Aç, Ya da...
Muhsin’in Nesli
Kendini İfade Edemeyen Müslümanın Tarifi?
İhtiyaç, İhtiras, Sapkınlık
Sen, Sana Emanet
Bu Vebal Kimin?
Vicdan Ayaklanması
Bir İnsan İnşa Etmek
İhanetlik Bizdedir
İmam Hüseyin
 

   
SAYFA BASI

Mahmut Aşkar

Ya Bir Yol Bul, Ya Bir Yol Aç,
 Ya da...
Aileler, cemaatlar, kavimler veya milletler; nefislerinin, kaprislerinin ve şahsi menfaatlerinin esiri olmadan görevini ifa edenlerin omuzlarında yükselirler.Devam

Ali Kılıçarslan

“Müslümanı Avrupalılaştırmak”
Avrupa’nın mı islamlaştığını, bir başka deyişle müslümanlaşacağını öğrenmek isteyenler, özellikle Almanya Türkleri’nin geleceği hakkında fikir yürütenler, bu kitabı mutlaka okumalılar. Devam

Yakup Yurt

SUÇ TERCÜMANDA…
Sokağı kirletenler, işsizlik sigortasını meslek sanıyor ve namusuyla çalışan fikir çöpçülerine küfretmeyi marifet sanıyorlardı. Devam

Şefik Kantar

Batı cephesi bildiğiniz gibi
İçedönük Alman politikalarının temelinde; Almanlığı ve Alman İslamı’nı dayatma, ne şekilde olursa olsun kabul ettirme düşüncesi yatıyor.
Devam

Prof. Dr. Hacı Duran

Bürokratik Yargının Fanatikleri
Günümüzde Türkiye'nin yargı bürokrasisi arasında ortaya çıkan çatışmalar, birçok bakımdan kilisenin yaşadığı bu serüvene benzemektedir. Devam

Hidayet Kayaalp

LAMI CİMİ YOK
Çetelere sövmek, darbecileri lanetlemek belki insanı rahatlatır, ama gelecek nesillerin başına gelecek tehlikeyi ortadan kaldırmaz. Devam

Prof. Dr. Ramazan Demir

Ziya Gökalp’ın İstemediği “Boşolar”...
Etrafını aydınlatan ışık olarak anlam yüklenen “ziya” insan örneğinde en güzel şekilde Ziya Gökalp’ in şahsında anlam bulmuştur.  
Devam

Yakup Tufan

ALMANYA İSLAM KONFERANSI VE MÜSLÜMAN CEMAATLERİN DURUMU
Bu ülke müslümanların da ülkesidir!  Bu devlet müslümanların da devletidir ve onların hak ve hukukunu korumak ve kollamakla mükelleftir! Devam

Leman Kuzu

KABUL  ETMİYORUZ!..
Ey ABD, tüm dünya biliyor ki, sen emperyalist bir güçsün. Devam

Nuran Yelkenci

8 Mart Dünya Kadınlar Gününde Müslüman Türk Kadınının Yeri...
Ev ekonomisini en iyi şekilde yönetebilen akıllı, eğitimli bir kadın neden ülkeyi
 yönetemesin?
Devam

Ozan Yusuf Polatoğlu

Bitlis’de 5  Minare  İsviçre’de 4 Minare
İsviçre’nin Müslümanların yaşamadığı çok kenar çevrelerden yüksek oranda minareye hayır oyları çıkmış, yoksa minareyi çok başka bir şey mi sanıyorlar fıkradaki gibi… Devam

Muhsin Ceylan

Eğitim masallı uyum yalanları...
Günümüzdeki uyumla alakalı sıkıntıların sebeplerinin mevcut kanun ve uyugulamalar olduğunu Sayın Bakan bilmez mi? Devam

Umut Bulut

Kalıbınıza tüküreyim
İnsan olarak en çok da sevdiklerimizden darbe alınca yaralanırız ya, bu yara kolay kolay kabuk tutmaz. Devam

Orhan Aras

KIRMIZI GÜL
Ama hangimiz şimdiye kadar güzel öğütlere kulak vermişiz ki? Hangimiz bile bile hayatımızda pişmanlıklar yaşamamışız ki?
Devam

Mehmet Ali Aladağ

Kötüler ve İyiler
Adam doğan güneşe sırtını çevirdi, batacak güneşten yana yüzünü döndü. Devam

Üzeyir Lokman Çaycı

Bu adam senin baban
Ay yıldızlı bayraklar da yıllar sonra yine devletin asil güçleriyle birlikte bölgede yerlerini almışlardı. Devam

Ayten Kılıçarslan

Kadın Dindarlığına Hürriyet
Neticede kadınlar, başörtüsü ve meslek hayatı arasında tercih yapmak zorunda bırakılmaktadırlar.
Devam

Nurdoğan Aktaş

Türkçe Konuşulan Yerler İstanbul’dur

Tofiq Abidin

RAŞİT DEMİRTAŞ a  UĞURLU YOL
 

İsmail Tüysüz

BİZDEN ÖNCE MASALLARIMIZ GELMİŞ

Doğan Tufan

Bizans Oyunlarına dikkat