A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu Kendinizi değil kilonuzu yakın
·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

mahmut.askar@t-online.de








Kültürel Aidiyat Farklılığı (1)

Daha Almanya’ya yenice gelmiştim. Benden önce gelmiş olan birkaç arkadaşla kaldırımda sohbet ederek yürürken, Türkiye’deki alışkanlığımdan olsa gerek, bir ara karşılıklı sohbet ettiğim arkadaşımın koluna girmişim. Kolkola olduğum arkadaşım belki de diyemedi ama, üçüncü arkadaş biraz şakayla karışık bir edayla beni ikaz etti: Bu ülkede erkek erkeğe kolkola gezmek yanlış anlaşılır, dedi ve bilinen izahatı yaptı. Epey şaşırdım fakat anlamakta da zorlanmıştım, o zamanlar. Ne tuhaf adetleri var, demiştim kendi kendime... 1970’li yılların Almanya’sının eski evlerinde banyo yoktu. Şehrin bizdeki gibi hamamı da olmadığına göre, yolu yordamı biraz öğrenmiş olan öğrenci arkadaşlarla yıkanmak için kapalı yüzme havuzlarına giderdik. Asıl şaşkınlığımı erkeklerin yıkandığı bölümde yaşamıştım: Yanyana yıkanan herkes çırılçıplaktı! Nereye bakacağımı şaşırmıştım. İlk defa bizden çok farklı olan bir ülkeye geldiğimi farketmiştim.

Merhum Ali Şeriati, Pariste yüksek tahsilini yaptığı yıllarda kirada kaldığı binadaki kapı komşusu Katolik Fransız aileyle ilgili bir anısını anlatır: Karı-koca, sevimli bir kızları ve bir de kadının kızkardeşinden ibaret bir komşu aile. Bu aile yazın deniz kıyısında tatil yapmaya gittikten bir müddet sonra apartman komşusu Ali Şeriati’ye mektup bir mektup yazar: “Düzenli ve tertipli bir şekilde tenbih etmişlerdi: Mesela, 1. madde: Aldığın herşeyi yerine bırak! 2. madde: Yaşayış, yöntem ve düzeninde düsturlar. 3. madde: Kocam bir süre sonra geri gelecek, biz buradayız. Eğer yemeğinizi birlikte yerseniz, masrafınız daha az olur”. Bu ve benzeri bazı maddelerin sıralanmasından sonra, 18-19 yaşlarındaki kızkardeşinin denizde boğulduğunu, çok üzülmelerine rağmen tatillerini son gününe kadar orada geçireceklerini de yazmayı ihmal etmemiş Şeriati’nin Fransız komşusu. Halbuki bir başka kültür havzasından gelen Ali Şeriati, bu aileyi izin dönüşünde nasıl teselli edeceğinin hazırlığıyla meşgulken, komşusunun mektubu karşısındaki şaşkınlığını şu cümlelerle ifade ediyor: “Ben köylü ruhumla bu düşünceleri taşıyordum; kadın, yani genç yaşta ölen kızcağızın ablası, ‘yemeklerinizi kocamla yaparsanız masraflarınız az olur’ diye yazıyordu. Farklılığı görüyor musunuz? (Ali Şeriati, Dinler Tarihi, s. 108)“

Alman gazetelerinin birinin internet sayfasında göçmenlerin ruhi (psikolojik) hastalıklarıyla ilgili bir makalede okumuştum: Almanya’daki bir Türk muayene olduğu doktorla vedalaşırken, “yarına kadar yaşarsam”ın karşılığında (Almanca olarak) bir cümle sarfettiğinden, intihar etme şüphesiyle zorunlu olarak hastahaneye yatırılıyor. Halbuki sıradan her müslüman, ilahi takdire inandığından dolayı böylesi bir cümleyle vedalışırken, karşılığında da, “Allah gecinden versin” babında bir temenni işitir. Bu da, bir müslüman için “normali” iken, bir Batılı için “anormal” olabiliyor.

İlmî araştırmalar, yedi yaşına kadar insanda kültürel proğramlanmanın büyük ölçüde tamamlandığını ortaya koymaktadır. Dün almış olduğu kültürel değerler ve terbiyeye göre, başka toplumlardaki farklı davranış biçimlerini “tuhaf” veya “ayıp” olarak kategorize eden bizler, bugün bunları birlikte yaşadığımız toplumların olağanları (normal) arasında görebilmekteyiz. Dünya ölçekli Müslüman-Doğu ile Hıristiyan-Batı veya kıta ölçekli Batı Avrupa Müslüman Göçmenleri ile Hıristiyan-Yerliler arasındaki kültür (din) eksenli tartışmalarda Batı ise, müslümanın ‘normal’ini kendi kültürel normlarına aykırı bulduğundan, “anormal” olarak kategorize ettiği gibi, kabullenmekte de zorlanıyor.

Bu tek taraftan (Batı) başlatılan kültürel çatışma, tartışma ve taaruzlar, uyuma hizmet etmekten ziyade, kimliğini muhafaza gayreti içinde olan Türk/Müslüman azınlığın bu noktadaki direncini zayıflatarak, kendi kimliklerini güçlendirmektir.

Tekrar edelim ki Avrupalı’nın, ülkesindeki müslüman göçmenler üzerinden; onları karalama, hor görme, dışlama pahasına, kendi kimliğini yeniden keşfetme arayışları, Batı’nın içine düştüğü zaafiyetin göstergesidir. İnancı gereği başını örten kadının, kız çocuğunu yüzmeye gördermek istemeyen ailenin, evlenene kadar bakireliğini muhafaza eden kızın, Allah’a ibadet için camiye giden müslümanın ve anavatanı Türkiye ile kültürel bağlarını canlı tuutmaya gayret eden Türkün bu ülkenin hukuki ve sosyal-kültürel düzeni ile bir alıp veremeyeceği, yerli halkına karşı bir husumeti yok ve olmaz da! Fakat bu değerlere hakim kültürün temsilcilerince sözkonusu azınlığa karşı başlatılan bir saldırı var.

Bu ülkede maalesef, Hilal Sezgin’in dediği gibi, “Sadece dikkat çeken, göze batan İslâm manşetlere taşınıyor ve sadece şiddet yanlısı müslümanlar müslüman olarak anılıyor”. Dünyaca ünlü ilim adamı Prof. Fuat Sezgin’in kızı olmanın ötesinde, güçlü kalemi ve sağlam duruşuyla Alman entelektüelleri arasında itibarlı bir yere sahip Yazar Hilal Sezgin; “Türk kökenli bir Alman’la ilgili televizyon haberiyle veya “Alman’yadaki İslâm” konulu bir gazete yorumuyla ilişkilendirilen kişinin görüntüsü ‘sadece normal’ ise, bu nasıl izah edelebilir?” diyor. Ve devamında, “göçmen toplumu” algılanması için mutlaka genel görüntünün içinde alışveriş yapan bir grup başörtülü kadın olmalıdır, diyor. Yoksa siz, Almanya’daki göçmenler veya Türklerle ilgili görüntülerde farklı şeyler mi gördünüz? Çünkü bu kültür coğrafyasında artık; “Başörtüsü, geri kalmışlığın ve demokrasi düşmanlığının simgesi, hele ‘11 Eylül’den itibaren de, terörizmle eşdeğer olarak görülmektedir.” (Hilal Sezgin, Typisch Türkin?, s.149-150)

Ardı arkası kesilmeyen, İslâm, Müslüman, Türkler ve Uyum gibi malum konuları ihtiva eden bir tartışma proğramını Alman tv kanallarının birinde seyrediyorum: Almanya’da doğup büyümüş, akıcı bir Almanca’sı olan ve kendi ifadesine göre üç çocuk annesi, başörtülü Türk, çocuklarına küçük yaştan itibaren hem Türkçe hem de Almanca öğrettiğini fakat bunun pek de kolay olmadığını anlatmaya çalışıyor. Alman moderatör, defaatle; madem çocuklarınıza Türkçe öğretmek giderek zorlaşıyorsa niçin uğraşıyorsunuz, dedikçe; kimliğini korusun ve Almanca’yı daha iyi öğrensin diye yapıyorum demesine rağmen Türk kadın, proğramı idare eden kişinin bunu anlamak istemediği ve başörtülü kadının sergilediği duruştan rahatsız olduğunu gizleyemiyordu. Önde gelen Alman gazetelerinin birinin internet sayfasında, Türklerin yerli topluma uyumda büyük çapta başarılı olduklarına ve giderek daha iyi Almanca konuştuklarına dair bir araştırmanın verileri yayımlanmış ve her zamanki gibi aşağı kısmında da okuyucu mektuplarına yer verilmişti. Türkler veya müslümanlarla ilgili her haber veya yorumda olduğu gibi burada da, yerli halk açısından olumlu bir haber olmasına rağmen, okuyucu yorumlarının tamamına yakını olumsuzdu. Bunların içinden bir tanesi; “Siz öyle diyorsunuz ama, tanıdığım bir Türk, evlerinde hâlâ Türkçe konuştuklarını bana söylemişti” diyordu. Dayatılan “uyum”un nereye vardırılmak istendiğinin ipuçlarıdır bunlar...

Uzun yıllar Almanya’da yaşamasına rağmen ve “Euro-İslam”ın fikir babası olmakla övünen Prof. Bassam Tibi, umduğunu bulamayınca giderayak; “Geçirdiğim bunca yıla rağmen hala yabancı olarak muamele görüyorum. Almanya bana bir kimlik veremedi” demiş ve A.B.D’ne göçetmişti. Bundan bir süre önce Deutschlandradio kendisiyle bir röportaj yaptı. Soruları yönelten spiker (Bayan Maria Sagenschneider), bu demecini kendisine hatırlattıktan sonra, Almanya’daki Türklerin yerli topluma uyumuyla ilgili düşüncelerini soruyor. Nihayet kendisi de yaşadıktan sonra, çok gecikmeli de olsa, bir Almanya gerçeğini Suriye asıllı Profesör dile getiriyor: “Üçüncü nesil Türkler hâlâ, ben Türküm, diyor. Niçin? Uyum sağlamak niyetinde olmadıklarından dolayı değil, toplumun onları Türkler olarak görmeğe devam etmesindendir. Toplum onlara kimlik vermiyor”

Voltair göre; “Güç, başkalarını kendi istekleri doğrultusunda hareket etmeğe zorlamaktır (Hannah Arendt, Macht und Gewalt)”. Elinde devlet gücünü tutan, arkalarına siyasi gücü almış olanlar veya medyanın, geniş halk yığınlarının desteğine sahip olanlar işi, “uyum” adına fakat ondan da öte, Almanya Türklerinin kimliğini sorgular noktaya getirdiler. 

Not: Konuya devam edeceğiz.


 YAZARIN DİĞER YAZILARI:

Kültürel Aidiyat Farklılığı (1)
Ötekine Göre İrade Beyanı
Sessiz Çoğunluğun Sesi Thilo
Avrupa’da Ramazanlaşmak
Nesillerin Kimlik Dili
Müslümana Karşı Müslüman!
Araftaki Nesil
Yunus M.’nin Sırtından ve Ardından
Kültürel Genetiği Değiştirilen Türk
Dinime Söven de Kalan Sağlar da Bizdendir
Su
Ya Bir Yol Bul, Ya Bir Yol Aç, Ya da...
Muhsin’in Nesli
Kendini İfade Edemeyen Müslümanın Tarifi?
İhtiyaç, İhtiras, Sapkınlık
Sen, Sana Emanet
Bu Vebal Kimin?
Vicdan Ayaklanması
Bir İnsan İnşa Etmek
İhanetlik Bizdedir
İmam Hüseyin
 

   
SAYFA BASI

Mahmut Aşkar

Ya Bir Yol Bul, Ya Bir Yol Aç,
 Ya da...
Aileler, cemaatlar, kavimler veya milletler; nefislerinin, kaprislerinin ve şahsi menfaatlerinin esiri olmadan görevini ifa edenlerin omuzlarında yükselirler.Devam

Ali Kılıçarslan

“Müslümanı Avrupalılaştırmak”
Avrupa’nın mı islamlaştığını, bir başka deyişle müslümanlaşacağını öğrenmek isteyenler, özellikle Almanya Türkleri’nin geleceği hakkında fikir yürütenler, bu kitabı mutlaka okumalılar. Devam

Yakup Yurt

SUÇ TERCÜMANDA…
Sokağı kirletenler, işsizlik sigortasını meslek sanıyor ve namusuyla çalışan fikir çöpçülerine küfretmeyi marifet sanıyorlardı. Devam

Şefik Kantar

Batı cephesi bildiğiniz gibi
İçedönük Alman politikalarının temelinde; Almanlığı ve Alman İslamı’nı dayatma, ne şekilde olursa olsun kabul ettirme düşüncesi yatıyor.
Devam

Prof. Dr. Hacı Duran

Bürokratik Yargının Fanatikleri
Günümüzde Türkiye'nin yargı bürokrasisi arasında ortaya çıkan çatışmalar, birçok bakımdan kilisenin yaşadığı bu serüvene benzemektedir. Devam

Hidayet Kayaalp

LAMI CİMİ YOK
Çetelere sövmek, darbecileri lanetlemek belki insanı rahatlatır, ama gelecek nesillerin başına gelecek tehlikeyi ortadan kaldırmaz. Devam

Prof. Dr. Ramazan Demir

Ziya Gökalp’ın İstemediği “Boşolar”...
Etrafını aydınlatan ışık olarak anlam yüklenen “ziya” insan örneğinde en güzel şekilde Ziya Gökalp’ in şahsında anlam bulmuştur.  
Devam

Yakup Tufan

ALMANYA İSLAM KONFERANSI VE MÜSLÜMAN CEMAATLERİN DURUMU
Bu ülke müslümanların da ülkesidir!  Bu devlet müslümanların da devletidir ve onların hak ve hukukunu korumak ve kollamakla mükelleftir! Devam

Leman Kuzu

KABUL  ETMİYORUZ!..
Ey ABD, tüm dünya biliyor ki, sen emperyalist bir güçsün. Devam

Nuran Yelkenci

8 Mart Dünya Kadınlar Gününde Müslüman Türk Kadınının Yeri...
Ev ekonomisini en iyi şekilde yönetebilen akıllı, eğitimli bir kadın neden ülkeyi
 yönetemesin?
Devam

Ozan Yusuf Polatoğlu

Bitlis’de 5  Minare  İsviçre’de 4 Minare
İsviçre’nin Müslümanların yaşamadığı çok kenar çevrelerden yüksek oranda minareye hayır oyları çıkmış, yoksa minareyi çok başka bir şey mi sanıyorlar fıkradaki gibi… Devam

Muhsin Ceylan

Eğitim masallı uyum yalanları...
Günümüzdeki uyumla alakalı sıkıntıların sebeplerinin mevcut kanun ve uyugulamalar olduğunu Sayın Bakan bilmez mi? Devam

Umut Bulut

Kalıbınıza tüküreyim
İnsan olarak en çok da sevdiklerimizden darbe alınca yaralanırız ya, bu yara kolay kolay kabuk tutmaz. Devam

Orhan Aras

KIRMIZI GÜL
Ama hangimiz şimdiye kadar güzel öğütlere kulak vermişiz ki? Hangimiz bile bile hayatımızda pişmanlıklar yaşamamışız ki?
Devam

Mehmet Ali Aladağ

Kötüler ve İyiler
Adam doğan güneşe sırtını çevirdi, batacak güneşten yana yüzünü döndü. Devam

Üzeyir Lokman Çaycı

Bu adam senin baban
Ay yıldızlı bayraklar da yıllar sonra yine devletin asil güçleriyle birlikte bölgede yerlerini almışlardı. Devam

Ayten Kılıçarslan

Kadın Dindarlığına Hürriyet
Neticede kadınlar, başörtüsü ve meslek hayatı arasında tercih yapmak zorunda bırakılmaktadırlar.
Devam

Nurdoğan Aktaş

Türkçe Konuşulan Yerler İstanbul’dur

Tofiq Abidin

RAŞİT DEMİRTAŞ a  UĞURLU YOL
 

İsmail Tüysüz

BİZDEN ÖNCE MASALLARIMIZ GELMİŞ

Doğan Tufan

Bizans Oyunlarına dikkat