|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
mahmut.askar@t-online.de
|

Ötekine Göre İrade Beyanı
“Avrupalı durup dururken kendini tanımlama
ihtiyacı hissetmez” (D. Cündioğlu)
Geride bıraktığımız yüzyılda Avrupa, önce kafalarımızda
sonra siyasî, iktisadî ve beşerî hayatımızda etkili olup da
üstünlüğünü kabul ettirirken; dışlayarak, ötekileyerek
değil, cihanşümul (global) bir yaklaşım tarzı ve değerlerle
bizi kendisine dost olarak kazanmıştı. İslâm Dünyası’nın
bir kesimini Batı, sol kanatı altına alırken Türkiye gibi
bazı ülkeleri de sağ kanatı altında tutuyordu.
Dünkü ideolojilerin yerine bugün dinler oturtulunca bildik
dünya manzarasıyla karşı karşıya geldik: Biz ve Ötekiler...
Avrupa (Batı) merkezli bir dünya tasavvurunda, dünyanın
‘yakın’ınını, ‘uzak’ını veya ‘orta’sını hep kendisine göre
belirlemiştir. İşin tuhaf tarafı ise, düşünce ve değerler
sisteminde olduğu gibi, yakınlık ve uzaklık gibi mesafe
tanımında da, kendi coğrafyamızı Avrupalı gibi
adlandırmışız: Ortadoğu.
Coğrafik konumunu ötekiye göre belirleyen Avrupa, Dücane
Cündioğlu’nun dediği gibi; Avrupalılık bilincini,
Avrupalılık kimliğini de ötekisi ile oluşturdu. Bu konunun
evveliyatı ilk Haçlı Seferlerine kadar gider ama biz bugüne
bakıyoruz. Alman medyasında Türkler/Müslümanlarla ilgili
görüntülerde mutlaka başörtülüler vardır. Neredeyse
Hilal’ın yerine veya ona eşdeğer olarak Batılı, müslüman
kadının başörtüsünü koymuştur. Bizi ötekileştirirken
referanslarından birisi başörtüsüdür. Nitekim Prof. Nilüfer
Göle de; “Örtünün dışında hiçbir sembol, İslâm’ın Batı’ya
göre ‘ötekiliğini’ böylesine çarpıcı bir şekilde yeniden
canlandıramaz.” diyor.
Bu ötekilenmeyi son yıllarda en iyi hisseden ve bundan
dolayı en çok ızdırap çeken taraf ise, Batı Avrupa Göçmen
Müslümanlarıdır. Niçin bu ötekilenme?... Thilo Sarrazin’in
idda ettiği gibi, müslüman azınlığın eğitim seviyesinin
yerli halka oranla düşük, işsizlik oranının yüksek
olmasından ve bolca başörtülü kızlar doğurmaktan başka bir
işe yaramadıklarından dolayı mı? Bir sabah kalktığımızda
Almanya’daki Türklerin hepsinin akademisyen, işveren ve
meslek sahibi insanlardan müteşekkil ve kadınların da son
derece Batı tipi modern kıyafetli, tabiiki başörtüsüz
olduklarını görmüş olsak, Almanya’da Türklere karşı bu
husumetle dolu önyargı ve ötekileme son bulur mu? Kesinlikle
hayır! Bu sefer başka bir format ve farklı bahanelerle
ambalajlanmış bir İslâmofobi karşımıza çıkar.
Güçlü toplumlar kendilerinden daha güçsüz başkalarını
küçümseyerek büyüklük taslamaz, kendisini zayıfa göre
tanımlamazlar. Buna tenezül etmezler, gerek de yok... Fakat
son zamanlarda Batı’nın kendini isbat etme, tanımlama, haklı
çıkarma gibi bir canhıraş gayret gösterdiğini nasıl
okumalı?... “Avrupalı durup dururken kendini tanımlama
ihtiyacı hissetmez” ise, demekki şimdilerde birşeyler oluyor
ve Avrupalı buyüzden kendisini özellikle müslüman bize
dayatarak takdim etme ihtiyacını hissediyor. Onyıllardan
beri “Biz ve Ötekiler” diyen Avrupa’nın, “Ötekiler”
üzerinden kimliğini yeniden belirlemeye çalışan Avrupa’nın
bu tutumu, müslüman azınlığa karşı bir üstünlük
göstergesinden ziyade zaafiyet beilirtisidir.
Bir de, kişinin mensubuyet duyduğu kültürel değerler
manzumesinde kendisinden olmayana hayat hakkı tanınmıyorsa,
rahatsızlığa vesile olan bütün “yanlış”ları telafi etmiş
olsanız da, kimliğinizden feragat etmedikçe size karşı olan
tavrı yıkmanız mümkün değildir. İslâm geleneğinde kendisinin
dışındaki farklılıkları kabullenme ve müsamahaya karşılık,
Hıristiyan-Batı anlayışında tahammülsüzlük, aradaki sınırı
belirliyor.
Diğer tarafta Avrupa entelektüelinin eskisinden daha çok
kafası karışık; arayış içinde. O, yitirdiği kıblesini
yeniden bulmaya çalışıyor. Belli bir kesim aydın, müslümana
bakarak durduğu yerin koordinatlarını, müslüman üzerinde de
Avrupalı kimliğinin kodlarını belirleme gayretinde. Thilo ve
benzerlerinin müslümana düşman olması için dindar hıristiyan
olması gerekmiyor. Onu, kendisinden olmayana karşı
tetikleyen unsur, farklı kültür havzalarına mensup olanlara
olan tahammülsüzlüktür.
Yukarıda varsaydığımız gibi, şayet bütün Türkler veya
Müslümanlar Alman toplumunun kalburüstü kesimini oluşturmuş
olsalar, bu sefer de kıskançlığın bu boyutu husumeti
kamçılamış olacak. Yahudilerin Nazi Almanya’sında topluca
katledilmelerinin sebebini hatırlamak yeterli olacaktır.
Muhtemeldir ki, bir zamanlar sahip olduğu değerleri
yitirenler, kutsal saydıkları mekânları terkedenler,
bencilliği yüzünden aile ocağını söndürenler; eğitim düzeyi
düşük, maddî imkânları sınırlı toplumların, azınlık da
olsalar, kendi inanç ölçülerinde o değerlerle var olmalarına
tahammül edemiyorlar. Son yıllardaki İslâmofobicilerin
başını çektikleri gelişmeler, Avrupalı’nın üstünlüğünü
değil, zaafiyetini gösteriyor.
Bu zaafiyete uydurulan kılıflardan birisi de, Öteki’nde
(Müslüman)“ suçluluk duygusunu uyandırmak ve etrafa bunu
tasdikletmektir. Özellikle Almanya Türklerine yıllardan beri
uygulanan taktik/metot budur! Önce kendisi suçlama
malzemelerini seçiyor, metodu belirliyor, sonra da sana,
suçunu itiraf et diye bütün baskı araçlarını devreye sokarak
dayatıyor. Erich Fromm; “Bir çocuğun iradesini zayıflatmak
için en etkili yöntem, onda suçluluk duygusunu
uyandırmaktır.” diyor. Göçmen Türkler üzerinde bu yöntem
denendi ve başarılı oldu. Önümüzdeki günlerde Almanya
yeniden uyum’u tartışacak, masaya yatırılacak ve hak
ettiğinden kat kat fazlasıyla fatura Türklere kesilecek.
Bununla da bitmeyecek bu iş: Almanya kendine gelene dek,
Türklerin de buradaki varlığı var ile yok arasındaki
seviyeye düşünceye dek bu hezeyanlar her sene birkaç kez
sahnelenecktir.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Ötekine
Göre İrade Beyanı
Sessiz
Çoğunluğun Sesi Thilo
Avrupa’da
Ramazanlaşmak
Nesillerin
Kimlik Dili
Müslümana
Karşı Müslüman!
Araftaki
Nesil
Yunus
M.’nin Sırtından ve Ardından
Kültürel
Genetiği Değiştirilen Türk
Dinime
Söven de Kalan Sağlar da Bizdendir
Su
Ya
Bir Yol Bul, Ya Bir Yol Aç, Ya da...
Muhsin’in
Nesli
Kendini
İfade Edemeyen Müslümanın Tarifi?
İhtiyaç,
İhtiras, Sapkınlık
Sen, Sana Emanet
Bu
Vebal Kimin?
Vicdan
Ayaklanması
Bir
İnsan İnşa Etmek
İhanetlik
Bizdedir
İmam
Hüseyin
SAYFA
BASI
|