|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
mahmut.askar@t-online.de
|

Global Düşünebilmek,
İnanabilmek ve Yaşayabilmek (2)
“Globalleşme, güçlülerin zayıflara karşı
yapılanmasıdır.(Prof. Ulrich Beck)”
Bizde “kendini bilmek” ile başkalarını bilmek’in
sınırlarını dinî ölçüler tayin eder: Fert ve cemiyet
temelinde narsistlik duygusunun önplana çıkması hâlinde;
ırk, kavim, soy-sop üstünlüğü ve kültür nasyonalizmi
sendromu başlar. Yine fert ve cemiyet bazında “kendini
bilmek”i, üstünlüğünü kabul ettiği başkalarına karşı
aşağılık kopleksi engellerse, bu sefer de kendini inkâr
derecesinde küçük görme,beğenmeme sendromu başgösterir. Bu
özgüven kaybının özellikle son asırda toplum bazında meydana
getirdiği boşluğu telafi için olsa gerek, “Nutuk”tan “Fetih
Marşı”na kadar düşünce hayatımızı şekillendirenler; “küçük
görme, hor görme kendini!” türünden ifadelerle özgüven
tazelemeğe gayret etmişlerdir.
Zihninizde ve gözünüzde kendinizi olduğundan çok daha büyük
görürseniz, başkalarına yer kalmaz; başkalarını olması
gerekenden daha büyük görürseniz, bu sefer de kendinize yer
kalmaz.
Umumi anlamıyla ne Batı eski Batı’dır, ne de Avrupa eski
Avrupa... Toplam nüfusu 495 milyon olan Avrupa Birliği’nde
15-16 milyon müslüman göçmen yaşıyor. Düne kadar kendisinden
başkasını görmeyen Avrupa, bugün içindeki müslüman
azınlıktan başkasını görmüyor. Dünya dün olduğu gibi bugün
de; yok etme duygusuna sahip olanlarla, yok olma duygusuna
sahip olanların tehditi altındadır. Bugün itibariyle
istediğini yok etme hakkını kendisinde gören ABD kadar,
haritadan silinme korkusu içindeki Kuzey Kore de dünya
barışı için ciddi tehlikedir.
Global düşünürken; kendisinden olmayanları, insan olarak
yaratılmış olmaktan dolayı eşit görebilmenin ve kendisinden
olanları da, aynı dine mensubiyetten dolayı kardeş olarak
kucaklayabilmenin şartı’ bu İlahî ölçülere iman etmektir.
Madem İslâm başkalarının varlığını kabul etmek için geldi, o
hâlde; “Medeniyetler Savaşı” veya “Kültürler Çatışması”na
antitez olarak, medeniyetlerin korunması ve kültürlerin
yaşatılması prensibi, bizim tezimiz olarak
olgunlaştırıldıktan sonra yeniden hayata geçirilmelidir.
Batı koloniciliğiden sonra milletler mücadelesiyle yeniden
şekillenen dünya, Soğuk Savaş döneminin ideolojik
kamplaşmasının da son bulmasıyla küreselleşme (globalleşme)
sürecinde “ortak değerler birliği” etrafında yeniden
şekilleniyor. Batı dünyasının değerler ittifakı veya
birliğini, bizim litaratürümüzdeki “ümmetcilik” gibi mütalaa
ediyorum. Buradaki ümmet kavramından kasıt; din eksenli
(kültürel) değerleri paylaşan milletlerlerin vücuda
getirdiği oluşumdur, yoksa kuru bir dincilik ve ya din
milliyetçiliği değil. Nitekim Batı dünyasında bu ölçüler
içinde meydana gelmiş birlikteliklerin özünü, ya Batı’nın
ortak kültürel değerleri veya o değerlerle yoğrulmuş
milletlerin iktisadî ve kültürel hegemonyal emelleri
oluşturur. Kıtalar ve milletlerarası bu kuruluşların
kıyısında ve köşesinde Türkiye gibi bazı müslüman ülkelerin
olması, işin özünü değiştirmez.
Bu noktadan hareketle, ananevi milliyetçi-ulusalcı bir
kalıptan sıyrılarak ortak tarih, yerine göre dil, yerine
göre de din birliğimiz olan halklar/milletlere doğru
açılmaktan başka da yol gözükmüyor. Zaten Türkiye de bu
sürece giriş hazırlıklarını bugünlerde yapıyor. Yeniden
şekillenmeye başlayan ikinci modernleşme veya globalleşme
çağına intibak etmek ve başka merkezlerin uydusu olmaktan
kurtulmak için kendi eksenimize dönüş yapmamız lazım. Bu da
ancak kâinat içinde dünyayı küçük bir nokta gibi görebilen,
ufku geniş, hedefi büyük olan ve global düşünebilen
insanların işidir.
Sadece düşünmek de yetmez! Düşündüklerinin arkasında durmak;
düşüncenin doğruluğana inanmak gerek... Yaşadığımız dünyanın
insanlarını biribirinden ayrıştıran asıl unsur, inançtır.
Dar kalıplar içinde her inanış biçimi ve dünya görüşü,
insandaki çokkültürlülüğe sıcak bakmaz. Kendisinden gördüğü
soydaş, dindaş veya vatandaşını başkalarına kaptırmaktan
çekinir. Gereğinden fazla koruyuculuk veya muhafazakârlık
kişilerde ve toplumlarda özgüven kaybına, içe kapanmaya veya
kendi dışındakileri düşman olarak görmeğe teşvik eder. Kendi
geçmişiyle olduğu kadar yakın zamana kadar çevresiyle de pek
barışık olmayan bir Türkiye’den, bugün hem kendisi hem
çevresiyle barışma, yüzleşme gayreti içinde olan Türkiye’ye
yükseldik. Korkulan, zannedilen menfilikler yerine
konuştukça, gereksiz tabular yıktıkça velhasılı kendisiyle
yüzleştikçe, ülke insanı rahatlamaya, sakinleşmeye ve
kendine olan güveni pekişmeye başladı.
Başka milletler, dinler veya medeniyetlerle tanışmak,
onlarla sosyal hayatın gerektirdiği alışverişte bulunmak
için kılavuzumuz İslâm’dır. Medenî cesareti, cihanşumül
(global) düşünmeyi, inanmayı ve yaşayabilmeyi inanç
kültürümüzden alıyoruz. Yaratılışda ve yaşayışda insanın
farklılıklar arz etmesi Allah’ın âyetlerinden olduğuna göre,
İlahî emir doğrultusunda, bizden farklı olanlarla tanışmak,
anlaşmak ve hayatın mümkün olan her safhasında beşerî
münasebetleri geliştirmek de, yine inacımız gereğidir.
Geride bıraktığımız yüzyılda Batı’nın kapitalist ve
sosyalist sistemlerine materyalist olduklarından dolayı
karşı çıkıyor ve haklı olarak eleştiriyorduk. Sosyalizm
(Komünizm) çöktü ve Kapitalizm de dünkünden daha beter
vahşileşti. Alain Touren’nin dediği gibi; “Ekonomi artık
bütün devletlerin, hatta ABD gibi en güçlülerin bile
üzerinde bir dünya. Sonuç olarak, ekonominin toplumdan
ayrıştığı bir dünyada yaşıyoruz”. İçinde yaşadığımız süreç,
adeta bumerang gibi dönüp dolaşıp globalleşmenin doğuş
yerlerini de vuruyor. “Avrupa halkı, şiddetli rekabete maruz
kalan işyerinin kaybı endişesiyle, globalleşmeyi giderek bir
tehdit olarak algılıyor. (Michael Otto, Vertiefungen (Helmut
Schmidt)”
Bu sürecin getirdiği başka sosyal ve ahlâkî yıkıntılar da
var. “Bugün Batı dünyasında gençlerin büyük bir çoğunluğunun
cinsel eğitimlerini esas itibarıyla porno filmlerinden
aldıklarını düşünebilirsiniz. Evli çiftlerin ekmek alır gibi
porno filmleri aldıklarını görebiliyorsunuz ve evde de
genellikle bu filmleri çocuklarla birlikte izliyorlar. (A.
Touren/Haberturk.com, Röportaj; Kürşad Oğuz )”
Hemen söylemek gerekirse, yapılan araştırmalar gösteriyor
ki, Türkiye’de de bu olumsuz gelişmeler şahsî, ailevî ve
içtimaî hayatın her sahasında kendini göstermeğe başladı.
Şimdi ise; “Bak gördünüz mü, bizim dediğimiz çıktı, Batı’nın
sistemleri birer birer çöküyor” diyerek sevinmek veya
kendini tatmin etmek yerine, tam da çözüm üretmek zamanıdır!
Neredeyse bir asırdan fazla zamandır her sahada Batı’nın
ayrılmaz bir parçası olmakla övünen Türkiye bu olumsuzluktan
nasibini almaz mı, hatta almıyor mu zannediyorsunuz?
Not: Son bölümde düşücelerimizi sizlerle paylaşmaya devam
edeceğiz.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (2)
Dostlar
veya Muhsin Ceylan
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek
Kılıfına
Uydurmak
Ezber
Bozan Adam
İnsan
Öldü mü?
Kültürel
Aidiyat Farklılığı (2)
Kültürel
Aidiyat Farklılığı (1)
Ötekine
Göre İrade Beyanı
Sessiz
Çoğunluğun Sesi Thilo
Avrupa’da
Ramazanlaşmak
Nesillerin
Kimlik Dili
Müslümana
Karşı Müslüman!
Araftaki
Nesil
Yunus
M.’nin Sırtından ve Ardından
Kültürel
Genetiği Değiştirilen Türk
Dinime
Söven de Kalan Sağlar da Bizdendir
Su
Ya
Bir Yol Bul, Ya Bir Yol Aç, Ya da...
Muhsin’in
Nesli
Kendini
İfade Edemeyen Müslümanın Tarifi?
İhtiyaç,
İhtiras, Sapkınlık
Sen, Sana Emanet
Bu
Vebal Kimin?
Vicdan
Ayaklanması
Bir
İnsan İnşa Etmek
İhanetlik
Bizdedir
İmam
Hüseyin
SAYFA
BASI
|